Keşfet

Dost Yüzlü Düşman

Murassa

Anladım, sana katılıyorum. İnsanların iyi veya kötü olması çoğu zaman elinde olan bir şey değil. Ama her zaman böyle olmak zorunda da değil, Kayla. Evet, etrafın kötü ise sen kötü olmak zorunda değilsin. Ya etrafını ya da bulunduğun yeri değiştirerek güzelleştirebilirsin kendini.”

dedi Asaf.

Kayla, Asaf’ın bu sözüne karşı derin bir gülümseme içerisinde başını salladı.

“Evet, öyle. Değişim senin ellerinde. Nitekim bazı insanlara hayat, seçme şansı da sunar. Bu, onlar için ikinci bir şanstır. İşte senin aradığın cevap da burada saklı. İkinci şansını iyi kullanmayan iki gencin hikâyesinde…”

Kayla kısa bir süre sustu.

“Bulmak senin elinde.”

Asaf dikkatle onu dinliyordu. Kayla sözlerine devam etti:

“Bizim hikâyelerimiz ilk sözle başlar. Sözler söylenir ve bu sözler kulağımıza kadar gelir. İlk hava duyar, sonra suya anlatır. Su dinler, ardından toprağa söyler. Toprak ateşe aktarır. Ateş ise sönmeyen bir ateş gibi küllerini yakar ve sözler etrafa saçılır. Sonunda Ayen gezegeninin insanları duyar.”

“Asıl mesele de bu mu?” dedi Asaf.

Kayla, Asaf’a bakarak gülümsedi.

“Asıl mesele, sözlerin asla kaybolmamasıdır. Tıpkı sizin söz geleneğiniz gibi…”

Asaf düşünceli bir şekilde Kayla’ya baktı.

“Bizim söz geleneğimizde de şarkılar, türküler, ağıtlar ve şiirler; söylene söylene bize kadar gelen sözlü kaynaklardır.”

Kayla, kendisinden sonra gelecek olan yeni nesil toprak koruyucusuna gururla baktı. Tıpkı kendisi gibi bilgili ve aynı zamanda bildiklerini aktarmayı bilen biriydi. Asaf’ın bu özelliği, Kayla’nın gözünde kendisini görmesine neden oluyordu.

“Evet,” dedi Kayla. “Bizim hikâyelerimiz de sizin sözlü geleneğiniz gibidir.”

Bir an sustu. Sanki yıllardır saklanan bir sırrın kapısını aralayacakmış gibi derin bir nefes aldı.

“Bu hikâyelerimiz, Ayen yılının Ocak ayında başladı. O zamanlar Koruyucular ve Avcılar birlikte yaşardı. Evet Avcılar kötülüğü seçmiş olsada asla koruyuculara zarar vermez sadece iyiliğin aydınlık ışığını reddederlerdi. İyiliğin aydınlık ışığı bizim için kutsal kabul edilen ve içerisinde değerli taşlar bulunan bir mabettir.Asaf işte bu reddediş koruyucular ve avcıları ayıran ilk farklılık oldu.Ve bu farklılık kadim kitabı, kadim kurallı ve kadim yazılarla yazılan ilk yasayı beraberinde getirdi.İyiliğin aydınlık ışığı altında yemin etmeyen iki kişi asla evlenemezlerdi Ayen gezegeni düşünce ve fikir özgürlüğüne sahip bir gezegendi ama bu kural asla bozulmamalıydı.Evet koruyucular ve Avcılar bir arada yaşıyabilir yemekler yenir içilir sohbet edilir ama bazı şeylerin sınırı çizilmeliydi.Evlilik gibi...Asaf ister koruyucu ister avcı olsun fikirlerine saygılı olmak yazılı olmayan kurallardan birdir.yinede koruyucu olmak yani iyiliği aydınlığın ışığını seçmek veya bunu reddedip kendinden daha güçlü varlığa inanmak bu ayrım tercih meselesi olduğu için bazı anlaşmazlıklar olsa da bunları kısa sürede düzeltirlerdi.Birbirlerinden tamamen kopmamışlardı henüz.”Aşık olmadan,evlenmeden önce..

Kayla’nın yüzündeki gülümseme yavaşça kayboldu.

“Sonra bir gün… Bir Avcı ile bir Koruyucu birbirlerine âşık oldular.”

Asaf’ın dikkat kesildiğini gören Kayla devam etti:

“Ama kadim kurallar, bir Koruyucu ile Avcı’nın birlikte olmasına müsaade etmiyordu. Çünkü Avcılar kötülüğü seçmiş ve aydınlık ışığın altında yemin etmeyeyi reddetmişti.Koruyucular ise iyiliği seçmişti. Bu yüzden birlikte olamaz ve evlenemezlerdi.”

Kayla, sözlerinin ağırlığıyla derin bir nefes aldı.

“Ve işte her şey o gün değişmeye başladı…”

Avcı Arun, Samari'yi seviyordu. Fakat Arun'a göre bir mabedin içinde,ışığı kutsal kabul edip ibadet etmek akıl kârı değildi.Arun anlamıyordu akılla iman değil kalple iman etmenin kutsallığı aklı etmiyordu çünkü. Evet, yaratıcı vardı. Buna inanıyordu. Ancak ona göre asıl üstün güce sahip olan, kendisinden bile daha güçlü bir savaşçıydı.

Arun, bu güce inanıyor ve asıl ibadet edilmesi gereken şeyin bir mabet ya da değerli taşlar değil, insanüstü güce sahip olan bir varlık olduğuna inanıyordu.

Çünkü kendisi hem Avcı ırkının hem de diğer ırklara nazaran en güçlü varlıklardan biriydi.

İşte bu düşünce ayrılığı, ileride başlayacak çok büyük bir savaşın ilk kıvılcımı olacaktı.

Asaf birden hatırlayıverdi.

— Yoksa bahsedilen bu iki savaşçı... İlk beni çağırdığında gösterdiğin, yıkılmış harabedeki savaşan iki savaşçı mı?!

— Evet, Asaf...

Kayla'nın sesi son derece üzgündü. Söyledikleri, sesindeki hüznü daha da belirginleştiriyordu.

Asaf şaşkınlıkla Kayla'ya baktı.

— Ama bu nasıl olur? Sen birbirini seven ve evlenmek isteyen iki kişiden bahsettin. Nasıl olur da bu kişiler, o harabede savaşan aynı kişiler olabilir?

Kayla bir süre sustu. Ardından hikâyeyi anlatmaya devam etti.

— Samari'ye göre Arun'un Aydınlığın Işığı'nın altında yemin etmeyi reddetmesi büyük bir sorundu. Ama ne yapsın... O da Arun'a âşıktı.

Bir gün gizlice kaçıp evlenmeye karar verdiler. Böylece inançları birbirleriyle uyuşmasa bile gizlice evden kaçacak ve evleneceklerdi.

Asaf merakla sordu:

— Sonra ne oldu?

Kayla'nın yüzündeki ifade değişti.

— Aydınlığın Işığı, geleceği ve Arun'un güç sevdasını gördü.

Asaf şaşkınlıkla araya girdi.

— Nasıl yani? Nasıl görebilir ki? Aydınlığın Işığı bir mabet ve değerli taşların içinde olan bir şey değil mi? Oraya gitmediler ki...

Kayla, Asaf'ın sorusunu bekliyormuş gibi sakince konuştu.

— İşte burada Ayen gezegeninin inancı ile Dünya gezegeninde inanılan inanç arasındaki fark bir kez daha ortaya çıkıyor.

Asaf'ın merakı daha da arttı.

— Mabet ve değerli taşlar birer maddeden oluşur. Biz onlara inanmayız.

Asaf şaşkınlıkla sordu:

— Peki, o zaman neye inanırsınız?

Kayla'nın sesi yavaşladı.

— Biz, o maddeyi oluşturan güce inanırız. Bizden üstün olana... İyiliğin Aydınlık Işığı'nda insanlara huzur veren, kalbe hoş gelen ve daima içimizde olan o güce inanırız.Nefse hoş gelen değil yanlış anlaşılmasın!

Asaf bu sözleri anlamaya çalıştı. Fakat hâlâ kafasında cevaplanmamış birçok soru vardı.

— Peki neden mabede gidiyor ve orada ibadet ediyorsunuz? Madem inancınız kalbinizde...

Kayla hafifçe gülümsedi.

— İnancımız kalbimizde olsa da daima bedenimizin de bundan nasibini almasını isteriz. Bu yüzden mabedin içinde çeşitli güçlere sahip değerli taşlar vardır.

— Neden?

— Bize güç versin ve oranın değerli bir mabet olduğunu dışarıdan biri de anlayabilsin diye... Değerli taşlar bu yüzden vardır. Onlar inancımızın kendisi değildir, yalnızca o gücün birer yansımasıdır.

Asaf bir süre sessiz kaldı. Sonra aklına takılan başka bir soruyu sordu.

— Peki Aydınlığın Işığı ne demek? Neden ona inanmamız gerekiyor? Daha doğrusu inanıyorsunuz?

Kayla'nın gözleri bir an uzaklara daldı.

— Aydınlığın Işığı bir madde değildir, Asaf. İyiliğin senin içinde bıraktığı hissiyattır.

Asaf dikkatle dinliyordu.

Kayla devam etti:

— Yani kısacası... Bir iyilik ettiğinde senin içinde oluşan güçtür. Mutluluktur. Huzurdur. Kalbinin sana verdiği sessiz bir cevaptır.

Asaf'ın yüzündeki şaşkınlık yerini meraka bıraktı.

— Peki Arun neden böyle bir mutluluğu reddetti?

Kayla'nın yüzündeki hüzün yeniden belirginleşti.

Bir süre cevap vermedi.

Sonra sessizce konuştu:

— Çünkü Arun, iyilik yapmanın zayıflara göre olduğunu düşünüyordu... İyilik yapmanın karşındakine,kendi zaaflarını göstermek olduğu düşünüyordu nitekim onu da babasından,babası da babasından öğrenmişti böylece bu düşünce yapısı kalıplaşmış ve babadan oğulla aktarılmıştı.

Peki sonra ne oldu? Kayla,aydınlığın ışığı Arun ve Samari'yi gördü dedin diye sordu Asaf.kayla'ysa,evet öyle Asaf sonrasında ise..