Suyun Yeni Nesil Koruyucusu
Suyun yüzeyinde bir silüet belirmeye başladı.
Mine şaşkınlıkla baktı.Suyun yüzeyine.
Su yüzeyinde güzel yüzlü bir kız duruyordu.
Saçları simsiyah, üzeri altın parıltılarla kaplıydı. Üzerinde eski çağlara ait, gizemli bir elbise vardı.
Mine onun kim olduğunu bilmiyordu.
Fakat karşısındaki varlık onu çok uzun zamandır tanıyormuş gibiydi.
İmer...
Gelecekte güçlerini alacak olan yeni nesil su koruyucusuna bakıyordu.
İlk görüşte ikisinin de zihninden aynı düşünce geçti.
Ne güzel bir kız...
Duru güzelliği, kalbi kadar temiz görünüyordu.
Fakat İmer'in gücü yalnızca suyu kontrol etmek değildi.
Kadim su koruyucusu, insanların içindekileri kısa bir süreliğine görebiliyordu.
Buraya iyi bir niyetle mi gelmişti?
Yoksa kötü bir niyetle mi?
İmer, Mine'nin kalbine baktı.
Ve orada kötülük değil, iyilik gördü.
Kader Taşı'nı bulmak...
Ailesini korumak...
Sevdiklerini kurtarmak...
Mine'nin kalbinden geçenleri duydu.
İmer yumuşak bir sesle konuştu.
“Ey suyun koruyucusu... Kader Taşı, baktığın yerin biraz daha derininde. Onu yalnızca sen alabilirsin. Bu güç senin içinde.”
Mine'nin elini saran su, onu yavaşça suyun içine çekmeye başladı.
Mine ilk başta tereddüt etti.
Fakat ailesini ve birçok masum insanı korumak için suyun çağrısına cevap vermesi gerektiğini biliyordu.
“Tamam... Geliyorum.”
Suyla birlikte derenin derinliklerine doğru ilerledi.
Yavaş yavaş suyun içinde yüzmeye başladı.
Ancak suyun basıncı arttıkça nefesi daralmaya başladı.
Bir süre sonra durmak zorunda kaldı.
İmer, Mine'nin durduğunu hissetti.
Onun suda kendisi gibi rahat nefes alamadığını görünce elini kaldırdı.
“Su, hava balonu.”
Kadim su koruyucusunun emrini duyan su hemen harekete geçti.
Mine'nin çevresinde bir hava balonu oluştu.
Mine şaşkınlıkla etrafına baktı.
Sonra yeniden rahatça nefes alabildiğini fark etti.
“Teşekkür ederim.”
İmer gülümsedi.
“Rica ederim. Bu ne ki? Sana daha birçok şey öğreteceğim. Ama şu an sırası değil. Önce Kader Taşı'nı emniyette almalısın, suyun koruyucusu.”
İmer, Mine'nin elini tutarak onu daha derine doğru yönlendirdi.
Mine birden durdu.
“Kim? Suyun koruyucusu mu? Anlamadım.”
İlerleyen yaşına rağmen Mine hâlâ genç ruhlu, şaşkın ve aynı zamanda yaşının getirdiği olgunluğa sahipti. Bu yüzden İmer'in sözlerinin kendisiyle ilgili olduğunu anlayamamıştı.
İmer onun yüzüne baktı.
“Sen... Yeni nesil su elementi koruyucususun.”
Mine'nin gözleri büyüdü.
Şaşkınlık yüzüne yerleşti.
İmer ise onun tepkisine gülümsedi.
“Evet. Senden bahsediyorum.”
Mine bir süre konuşamadı.
İmer daha sonra Kader Taşı'nı işaret etti.
“İşte burada. Dikkatli olmalısın.”
Taşa dokunması ve onu alması için Mine'yi teşvik etti.
“Suyun koruyucusu, Kader Taşı senin onu almanı bekliyor.”
Mine endişeli ve temkinli bir şekilde taşa yaklaştı.
İmer onun korkusunu anlamıştı.
“Merak etme Mine. Taş sana zarar vermez. Kalbindeki iyiliği gördüğü için seni bana getirdi. Su seni gelecekteki su koruyucusu olarak seçti. Taşı almak senin hakkın.”
Bu sözleri duyan Mine'nin yanakları hafifçe kızardı.
Dudaklarında küçük bir gülümseme belirdi.
İmer'in söyledikleri kalbine dokunmuştu.
Sonunda karar verdi.
Elini Kader Taşı'na uzattı.
Parmakları taşa dokunduğu anda...
İçinde daha önce hiç hissetmediği bir güç uyandı.
Sanki suyun kendisi damarlarında akmaya başlamıştı.
İmer bu manzaraya gülümseyerek baktı.
“Ben sana söylemiştim.”
Sesindeki hafif alayla birlikte şefkat de hissediliyordu.
Mine ise elindeki taşa baktı.
Taşı almıştı.
Ama şimdi ne yapması gerektiğini bilmiyordu.
İmer ona yol gösterir gibi konuştu.
“Artık yüzeye çıkmalısın. Ailen bunca zamandır nerede olduğunu ve nereye gittiğini merak etmiştir.”
Mine bir anda irkildi.
Taşa ve İmer'e o kadar odaklanmıştı ki ailesini bir anlığına unutmuştu.
İmer bunu anlayışla karşıladı.
Çünkü kendisi de bir zamanlar Ayen gezegeninde yaşayan, heyecanlı, genç, toy ve aynı zamanda şaşkın biriydi.
Kader Taşı'nın Mine'yi su koruyucusu olarak seçmesinin nedenlerinden biri de buydu.
Mine'nin kişiliğinde kendinden bir parça vardı.
İmer, Mine'nin elini tuttu.
Geldiği gibi yüzeye çıkmasına yardım etti.
Birlikte yukarı doğru yükseldiler.
Sonunda suyun yüzeyine ulaştılar.
İmer Mine'ye baktı.
“Hoşça kal, Mine. Artık ailene dönme vakti.”
Mine ise anlamlandıramadığı bir şekilde İmer ile arasında bir bağ olduğunu hissediyordu.
İmer onun kalbinden geçenleri duydu.
“Kalbinde hissettiğin bu bağ, benim Kadim Su Koruyucusu olmamdan dolayı. Sen de yeni nesil su koruyucusu olduğun için benimle aynı güç bağına sahipsin.”
Mine cevap veremeden İmer'in silüeti yavaş yavaş solmaya başladı.
Görüntüsü giderek saydamlaşıyor, sanki suyun içinde eriyip kayboluyordu.
Mine artık veda vaktinin geldiğini anlamıştı.
Birbirlerine yaklaştılar.
Ve son kez sarıldılar.
Tam o anda uzaktan bir ses duyuldu.
Endişeli ve telaşlıydı.
“Mine!”
Asaf'ın sesiydi.
“Mine, neredesin? Nereye gittin?”
Mine'nin kalbi hızla çarpmaya başladı.
İmer'in yüzüne son kez baktı.
İmer de ona sessizce gülümsedi.
Mine, Asaf'ın sesinin geldiği yöne doğru ilerlemeye başladı.
Artık elinde Kader Taşı vardı.
İçinde ise yeni uyanmış bir güç...
Ve kimsenin henüz bilmediği, kaderlerini değiştirecek yeni bir bağ...
Asaf, eşinin kendisine doğru geldiğini görünce hemen adımlarını hızlandırdı. Mine'nin yanına ulaşır ulaşmaz ona sımsıkı sarıldı.
— Sevdiğim... Beni çok korkuttun. Nerelere gittin? Derede Kader Taşı'nı arıyorduk. Birden gözden kayboldun. Kalbimin sahibi, kalbimi de alıp gittin sandım...
Sözlerini hem üzüntü hem de korkuyla dile getiren Asaf, Mine'ye daha sıkı sarıldı.
Mine ise Asaf'ın kendisine hâlâ ilk günkü sevgiyle yaklaştığını görünce içi ısındı. Onu korkuttuğunu anlayınca, şefkatle eşinin saçlarına dokundu.
— Korkma... Buradayım, yanında. Hem merak etme, bana kötü bir şey olmadı.
Mine'nin bu sözlerini duyan Asaf, onun gözlerinin içine baktı.
— Çok korkuttun beni, hatun. Bir daha seni yalnız bırakmayacağım.
Asaf'ın hâlâ tam olarak sakinleşmediğini anlayan Mine, derin bir nefes aldı ve onunla birlikte çimenlerin üzerine oturdu.
Bir süre ikisi de konuşmadı.
Sessizliğin içinde yalnızca birbirlerinin varlığını hissettiler. Huzurun, birlikte olmanın ve birbirlerine hâlâ böylesine sıkı bir bağla bağlı olmanın verdiği sıcaklık, ikisinin de içini dolduruyordu. Bazen kelimelere ihtiyaç yoktu. Birbirlerinin gözlerine bakmaları, söylemek istedikleri her şeyi anlatmaya yetiyordu.
Fakat bu huzurlu anın ardında, Mine'nin ailesine anlatması gereken çok önemli şeyler vardı.
Bu sırada Zümrüt ve Aras, anne ve babalarını uzaktan izliyordu.
Birkaç dakika önce annelerini göremeyince onun yanına gitmişlerdi. Mine'nin iyi olduğunu ve babalarıyla baş başa, romantik bir an yaşadığını görünce onları rahatsız etmek istememişlerdi. Bu yüzden uzaktan izlemeyi tercih etmişlerdi.
Ancak Mine'nin Aslan ailesine söylemesi gerekenler vardı.
Üstelik göstereceği bir şey de...
Mine, Asaf'la yaşadığı sevgi dolu anlardan sıyrılarak ona döndü.
— Sana göstermem gereken bir şey var, Asaf. Sadece bu da değil... Sana ve çocuklarımıza anlatmam gerekenler de var.
Asaf'ın yüzündeki sıcak ifade bir anda yerini ciddiyete bıraktı.
— Ne oldu, Mine?
Mine etrafa baktı.
— Burada olmaz. Burada anlatamam. Eve gidelim. Sonra anlatırım.
Bunun üzerine Asaf ayağa kalktı. Mine de ona yardımcı olarak ayağa kalktı. Ardından ikisi etrafa bakındı.
Çocuklar neredeydi?
Çok uzak değillerdi.
Biraz ileride Zümrüt ve Aras'ın onları izlediğini fark ettiler.
Mine hemen çocuklarına seslendi.
— Çocuklar! Gelin, eve gitme vakti.
Zümrüt ve Aras, anne ve babalarının yanına geldiler. Hep birlikte eve doğru yürüdüler.
Eve girer girmez Aras ve Zümrüt, merakla annelerine döndü.
— Anne, nereye gittin?
Mine, çocuklarına baktı ve sakin bir sesle konuştu.
— Bir yere oturalım. Size anlatacağım.
Aslan ailesi bir araya gelip oturdu.
Herkesin gözlerinde aynı merak vardı.
Mine'nin ne söyleyeceğini kimse bilmiyordu.
Asaf, eşine bakarak söze başlaması için onu teşvik etti.
— Seni dinliyoruz, hanım.
Mine derin bir nefes aldı.
Sonra yaşadıklarını anlatmaya başladı.
Suyun derinliklerine nasıl indiğini...
Suyun altında karşılaştığı o gizemli varlığı...