Ayen`den Dünya`ya
Tüm bunları izleyen ve tehlikeyi haber veren Kayla, bir süre Samari ile Kamer'in savaştığını gördü.
Müdahale etmek istedi. Kalbi, onu savaşa doğru çekiyordu. Fakat Yinyan Arenası'nın kadim kuralları vardı. Bu kurallar, zamanın kendisinden bile eskiydi.
Yinyan Arenası, savaşanların kaderlerini kendi elleriyle yazmaları gereken bir yerdi. Kim olursa olsun, arenada başlayan bir savaşa dışarıdan müdahale etmek yasaktı. Koruyucuların lideri Hares de aynı şeyi düşünüyordu. Zafer, hak edilmeliydi.
Kayla da bunu biliyordu.
Üstelik Yinyan Arenası'nın çevresi, dışarıdan gelecek her türlü müdahaleye karşı güçlü ve sihirli bir enerjiyle örülmüş bariyerlerle çevriliydi. Arena, dış dünyadan tamamen izole edilmişti.
Kayla ne kadar isterse istesin, içeri giremezdi.
Peki, Kayla, Samari ile Kamer'in savaşını nasıl öğrenmişti?
Cevap, toprağın kendisiydi.
Yinyan Arenası'nda toprak her yerde hüküm sürüyordu. Toprak, üzerinde gerçekleşen her şeyi hissediyor; üzerinde yürüyenlerin adımlarını, söyledikleri sözleri ve yaptıkları her hareketi biliyordu.
Toprak, Kayla'ya yaklaşan tehlikeyi haber vermiş ve onu çağırmıştı. Bu yüzden Kayla, tehlike haberini alır almaz Yinyan Arenası'na gelmişti. Fakat ne yazık ki müdahale edememişti.
Toprak Koruyucusu, bilgeliğiyle ünlüydü. İçindeki bir his ve bilgeliği ona şunu söylüyordu:
Eğer müdahale edemiyorsa, en azından gelecekte neler olacağını öğrenmeli ve gelecek nesilleri önceden uyarmalıydı.
Kayla, kalbinin sesini dinledi.
Yavaşça dizlerinin üzerine çöktü. Sol elini toprağın üzerine koydu. Sağ elini ise kalbinin üzerine yerleştirdi. Gözlerini kapattı ve derin bir nefes aldı.
Sonra toprağa fısıldamaya başladı:
"Ey toprak...
Ben sana geldim ve dönüşüm yine sana olacaktır. Biz birbirimizden ayrılamayız. Sen benim bir parçamsın, ben de senin bir parçanım.
Lütfen bana yardım et. Çağrımı duy.
Samari tehlikede. Yinyan Arenası'na giremiyorum...
Taşlar tehlikede.
Ne yapmalıyım?
Ayen gezegenimizi gelecekte ne bekliyor?
Ne yapmalıyım?”
Kayla'nın sesi toprağın derinliklerinde yankılandı.
Bir süre hiçbir şey olmadı.
Sonra...
Toprak cevap vermeye başladı.
Önce Kayla, parmaklarının altında hafif bir titreşim hissetti. Ardından bu titreşim bütün bedenine yayıldı. Toprak, geçmişin ve geleceğin sırlarını birer birer göstermeye başladı.
Kayla'nın zihninde görüntüler belirdi.
Kader Taşı...
Uzay Taşı...
Değerli taşlar...
Ve Ayen...
Sonra Uzay Taşı'nın gücüyle kendi gezegenlerinden başka bir gezegene gönderilen değerli taşları gördü.
O gezegen...
Dünya'ydı.
Kayla'nın gördüğü şey karşısında nefesi kesildi.
Dünya, kendi gezegenleri Ayen'in aksiydi. Ayen'in yaşadığı kader, Dünya'nın geleceğine doğru ilerliyordu.
Ardından başka bir görüntü belirdi.
Bir taş...
Bir dere...
Suyun içinde kaybolan bir ışık...
Kayla, taşın bir dereye düştüğünü gördü.
Fakat görüntü bununla bitmedi.
Toprak ona yalnızca olacakları göstermiyor, aynı zamanda gelecekteki Koruyucu'ya ulaşması gereken mesajı da veriyordu.
Kayla, gördüğü her şeyi gelecekte ortaya çıkacak yeni nesil Koruyucu'ya aktarmalıydı. Çünkü aralarındaki bağ yalnızca kan bağı değildi. Bu, kadim ve kutsal bir bağdı. Kanla, enerjiyle ve Koruyucuların taşıdığı kadim güçle birbirine bağlanan bir mirastı.
Kayla, gördüğü gerçeği gelecekteki Toprak Koruyucusu'na ulaştırmak zorundaydı.
Çünkü zaman yaklaşıyordu.
Ve belki de gelecek neslin kaderini değiştirebilecek tek şey, geçmişten gelen bu son uyarı olacaktı.
---
Kayla, Asaf'a geçmişte yaşananları göstermek için onunla iletişim kurmuştu. Çünkü kendi dünyalarının, yani Ayen'in başına gelenlerin aynısının Asaf'ın gezegeni olan Dünya'nın da başına gelmesini istemiyordu.
Kadim Koruyucular, gelecekte kendi güçlerine sahip olacak nesillerle, yani torunlarıyla aralarında bulunan bağ sayesinde iletişim kurabiliyorlardı. Ancak bu her zaman mümkün değildi.
Bu iletişim yalnızca büyük bir tehlike olduğunda, yaklaşan bir şey hakkında uyarı vermek gerektiğinde ya da kötülükle ilgili önemli bir haber ulaştırılması gerektiğinde kullanılabiliyordu. Çünkü bu bağ hem Kadim Koruyucu'nun hem de gelecekteki Koruyucu'nun enerjisini büyük ölçüde tüketiyordu.
Kayla da kalan son enerjisini kullanarak gelecekte ortaya çıkacak Toprak Koruyucusu ile iletişim kurmuştu.
Ve yine...
İletişim kuruluyordu.
Kayla, Asaf'a yeni bir görüntü göstermeye başladı.
Burası Ayen gezegeninin yeraltı dünyasıydı.
Asaf etrafına baktı. Duvarlarda değerli taşlar parıldıyordu. Bu taşların yaydığı ışık, bulunduğu yeri aydınlatıyor ve çevresini görebilmesini sağlıyordu.
Duvarları inceledikten sonra bakışlarını zemine çevirdi. Yerde bir ok ve yay vardı.
Bu ne anlama geliyor acaba? diye kendi kendine sordu.
Bu soruyu duyan Kayla cevap verdi:
“Bunlar Avcıların amblemidir. Ok ve yay, avcılığın simgesidir. Biraz daha dikkatli bak, Asaf.”
Asaf bu kez etrafı daha dikkatli incelemeye başladı. Ancak ne aradığını, neye bakması gerektiğini bilmediği için Kayla'ya sordu:
“Peki, neyi bulmam gerekiyor? Neye bakmalıyım?”
Kayla, “Odanın ortasına gel,” diyerek onu yönlendirdi.
“Aradığın cevap bu taşta saklı, Asaf.”
Kayla'nın bu sözleri üzerine Asaf'ın bakışları odanın ortasında bulunan Bilgelik Taşı'na çevrildi.
Asaf, elindeki Kader Taşı'nı inceleyerek konuşmaya başladı:
“Kayla, bizim gezegenimizde de değerli taşlar birbiriyle iletişim kurabilir. Bu iletişim titreşim ve renk değişimi yoluyla gerçekleşir. Kader Taşı'nda ne gördün, bana söyleyebilir misin?”
Kayla, Asaf'ın bu soruyu soracağını biliyordu. Kader Taşı'nın nasıl tepki verdiğini de görmüştü.
Taş kırmızı ışıltılar yayıyor ve titreşiyordu. Üstelik Asaf, kendi gezegeninden ayrılmadan önce de taşların bu özellikleri gösterdiğini hatırlıyordu.
Kayla, Asaf'ın kendi aklını kullanarak gerçeği bulmasını istiyordu.
Nitekim Asaf onu hayal kırıklığına uğratmadı.
Siyah Kader Taşı, kırmızı ışıltılar yaymaya başlamıştı. Aynı zamanda titreşim hâlindeydi.
Asaf düşüncelere daldı.
“Bu ne demek?”
Kayla ise Asaf'ın sorusuna soruyla karşılık verdi:
“Dünyanızda kırmızı ışık ne anlama geliyor?”
Asaf, beklemediği bu soru karşısında önce şaşırdı. Sonrasında ise cevap verdi:
“Bizim gezegenimizde kırmızı ışık, tehlike ve uyarı anlamına gelir. Ama anlayamadım. Bunun taşların ışıltısıyla ne ilişkisi var? Neden sordun?”
Kayla cevap verdi:
“Bizim gezegenimizde de sizin gezegeninizde olduğu gibi bazı simge ve renklerin anlamları aynıdır. Çünkü bunlar evrensel bir dildir. Taşların kırmızı ışıltılar yayması, bir tehlikeyi haber veriyor.”
“Peki ama tehlike nedir?” diye sordu Asaf.
İlk öngörüsünde Kayla ona Kamer ile Samari'yi göstermiş ve kendisinin bir Koruyucu olduğunu öğrenmesini sağlamıştı. Şimdi ise bir tehlikeden söz ediyordu.
Asaf merakla sordu:
“Ne oldu, Kayla? Nasıl bir tehlike var?”
Kayla'nın yüzündeki ifade ciddileşti.
“Avcıların neslinden gelen bir Avcı, Kader Taşı'nın nereye gönderildiğini öğrendi. Gezegeniniz tehlikede, Asaf. Yakında sizin gezegeninize de gelebilirler. Dikkatli olmalısınız.”
Kayla, Asaf'ın önünde duran yedinci taşa işaret etti.
“Önünde duran bu taş, Bilgelik Taşı. Bu taş, insanlara bilmek istediklerini söyler. Bulmak, aramak ve öğrenmek istediğin bilgileri sana anlatır ve gösterir.”
Asaf, duyduklarını düşünerek konuştu:
“Anladım. Bilgelik Taşı sayesinde Kader Taşı'nın yerini öğrendi, öyle değil mi?”
“Hayır, Asaf.”
Kayla'nın cevabı üzerine Asaf'ın kafası karıştı.
“Nasıl yani?”
Kayla açıklamaya devam etti:
“Taşlar, aydınlığın ışığı ve iyiliğin gücüyle dövülmüş, şekillendirilmiştir. Kötülüğe hizmet etmezler. Bu, onların doğasında yoktur. Başka bir yerden öğrenmiş olmalı.”
Kayla kısa bir süre duraksadı. Ardından sözlerini sürdürdü:
“Bizim gezegenimizde önemli olaylar ve yaşanan gelişmeler defterlere ve kitaplara konu edilir. Belki de aradığımız bilgiyi oradan öğrenmiştir. Bilgelik Taşı, bu bilgiyi size haber vermiş olmalı.”
Asaf, Kayla'nın sözlerini dikkatle dinliyordu.
Kayla'nın sesi yeniden duyuldu:
“Dikkatli olmalısın, Asaf. Avcılar dünyanıza gelmekte. Taşları ve Kadim Kitap'ı koru, Asaf!”
Bu sözlerin ardından Kayla'nın görüntüsü yavaşça silinmeye başladı.
Asaf, bir an daha o gizemli yeraltı