10. bölüm
Harun, Sema ile Masum'u kendi evlerine götürürse, peşlerindeki adamın onları mutlaka bulacağını biliyordu.
Bu yüzden direksiyonu hiç bilmediği yollara çevirdi. Kimsenin kolay kolay ulaşamayacağı, izlerini kimsenin bulamayacağı bir yere götürecekti onları.
Sema, arabanın içinde yavaş yavaş kendine gelmeye başlamıştı. Gözlerini araladığında karşısında Harun'u görünce eli ayağına dolandı. Hemen Masum'a sarıldı. Küçük çocuğun kulağına eğilip titreyen bir sesle fısıldadı:
— Korkma... Kurtulacağız.
Harun, Sema'nın kendine geldiğini fark etmişti. Dudaklarında soğuk bir tebessüm belirdi.
İçinde biriktirdiği öfkeyi kusarcasına konuştu:
— Bu sefer sizi öyle bir yere götüreceğim ki... Hiçbir yere gidemeyeceksiniz.
Araba, Goga Vadisi'ne doğru ilerliyordu. Saatlerce süren yol bitmek bilmiyordu.
Akşam karanlığı çökmeye başlamıştı.
Harun arabayı durdurduğunda etrafta yalnızca karanlık, kayalıklar ve sessizliğin ürkütücü ağırlığı vardı.
Arabadan indiler.
Harun, Sema'nın ellerini arkadan bağladı. Bağın diğer ucunu kendi elinde tutuyordu.
Sema'yı çeke çeke ilerletmeye başladı.
Masum ise babasının öfkeli bağırışları arasında çaresizce peşlerinden yürüyordu.
Yol gittikçe yükseliyordu.
Sonunda yüksek bir tepeye ulaştılar.
Harun, Sema'nın ayaklarını da bağladı. Sema ne kadar direnmeye çalışsa da gücü yetmiyordu.
Yorgun bedeni artık karşı koyamayacak hâle gelmişti.
Harun onu ağaca sıkıca bağladı.
Çünkü aklından geçenler, yalnızca korkutmak değildi.
Çok daha acımasız bir planı vardı.
Masum, yerde bulduğu ağaç dallarından birini eline aldı. Küçük elleri titriyordu. Babasına vurmaya çalıştı.
— Annemi bırak!
Ama gücü yetmiyordu.
Harun bir anda Masum'a döndü. Yakasından kavradığı gibi onu uçurumun kenarına doğru sürükledi.
— Atayım mı lan seni? He? Atayım mı?
Sema'nın yüreği parçalandı.
— Yalvarırım! Bırak!
Sesi gecenin sessizliğini yırtıyordu.
— İstersen al canımı... İstersen parçala beni... Ama oğluma dokunma!
Sema'nın sesi bağırmaktan kısılmıştı. Feryadı dağlarda yankılanıyordu.
Masum arkasına baktığında gördüğü manzara karşısında tüm gücünü kaybetti.
Aşağısı görünmeyen, karanlığın içine uzanan uçsuz bucaksız bir uçurumdu.
— Yapma babaaa!
Küçük çocuğun sesi titriyordu.
— Korkuyorum...
Bir an durdu, gözlerinden yaşlar süzülmeye başladı.
— Çok korkuyorum...
Harun'un yüzünde korkunç bir gülümseme belirdi.
— Önce oğlunu öldüreceğim... Sen de acıyla öleceksin.
Sema'nın gözlerinden yaşlar boşandı.
Artık dayanacak hâli kalmamıştı.
— Bırak oğlumu...
— Bırak Masum'umu...
— Beni öldür!
Sesi parçalanıyordu.
— Beni parçala... Ama oğluma dokunma!
— Harun, ne olur... Bırak oğlumu!
Harun, Sema'nın çektiği acıdan adeta zevk alıyordu.
Masum ise babasına bakarak ağlamaya devam etti.
— Ne olur yapma babacım...
— Atma beni...
— Çok korkuyorum...
Harun bir süre daha onu uçurumun kenarında tuttu. Sonra geri çekti.
— Böyle basit olmayacak.
Gözlerini Sema'ya dikti.
— Eziyet çeke çeke öleceksiniz.
Sema derin bir nefes aldı.
Masum'un hâlâ yanında olduğunu görünce gözlerini kapattı.
Bir anlığına...
Sanki yeniden nefes alabilmişti.
Masum hemen annesine koştu. Ağaca bağlı olan Sema'ya sarıldı ve hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı.
Sema da oğluna sarılmaya çalıştı.
Masum, titreyen dudaklarıyla sessizce dua etti:
— Allah'ım... Kurtar bizi.
Babam bizi öldürecek Allah'ım...
Harun biraz ileride bir taşa yaslandı.
Öfkesi dinmiyordu.
— Nasıl kaçabildiniz siz?
Sesi vadide yankılandı.
— Anlatsanıza! Nasıl buldular sizi?
Başını ellerinin arasına aldı.
— Beni nasıl bütün köye rezil ettin, anlatsana!
Sonra yeniden bağırmaya başladı:
— Nasıl çıkacağım insanların karşısına?
— Sizin yüzünüzden oldu her şey!
Harun'un gözlerindeki öfke artık deliliğe dönüşmüştü.
— Buradan tek kişi bile inmeyecek!
Sesi titredi.
— Hepimize mezar olacak burası!
O gece orada kaldılar.
Sema, bağlı olduğu ağacın altında...
Masum, annesinin ayak ucunda...
Harun ise yaslandığı taşın başında...
Ne Masum'un nede Sema’nın gözüne uyku girmiyordu.
Karanlık, üzerlerine ağır ağır çökerken zaman durmuş gibiydi.
Böyle bir acı yoktu.
Böyle bir çaresizlik...
Onları orada bulabilecek tek bir kişi bile yoktu.
Gün doğmaya başlamıştı.
Gökyüzünün karanlığı yavaş yavaş solarken Harun gözlerini açtı.
Yavaşça ayağa kalktı.
Sema ve Masum'a doğru döndü.
Yeni bir gün başlamıştı.
Ama...
Asıl korku şimdi başlıyordu.