12. Bölüm
Ali o akşam defalarca Sema’yı aramıştı. Telefon çalıyor, fakat açan olmuyordu.
İçine kötü bir his çökmüştü.
Bir şeylerin yolunda gitmediğini biliyordu.
Arabayı son sürat eve doğru sürdü. Kapıyı açıp içeri girdiğinde ise karşılaştığı sessizlik, bütün şüphelerini gerçeğe dönüştürdü.
Ne Sema vardı…
Ne de Masum.
Ali bir süre olduğu yerde öylece kaldı. Sonra hemen dışarı çıkıp komşulara sordu.
— Sema’yı gördünüz mü? Masum’u?
Ama hiçbiri görmemişti.
Ali’nin aklında tek bir isim vardı.
Harun.
Bunu onun yaptığından artık emindi.
Harun’un evine gitti. Fakat ev bomboştu. Harun da ortalarda yoktu.
Bu, Ali’nin korkularını daha da büyüttü.
Belli ki Harun bir şey yapmıştı.
Ali yeniden kendi evinin olduğu yere döndü. Sokakta güvenlik kamerası bulunan komşuların kapılarını tek tek çaldı. Görüntülere bakmak istedi.
Ve sonunda her şey ortaya çıktı.
Harun’un arabası…
Sema…
Masum…
Ali daha fazla vakit kaybetmeden emniyete haber verdi.
Çünkü artık mesele yalnızca kayıp değildi.
İki insanın hayatı tehlikedeydi.
Ekipler MOBESE görüntülerini ve takip cihazlarından alınan sinyalleri incelemeye başladı. Bir süre sonra sinyal tespit edildi.
Fakat sinyal yalnızca belirli bir yere kadar geliyordu.
Şebekenin çekmediği bölgeye girildiğinde cihazdan artık hiçbir sinyal alınamıyordu.
Son sinyalin alındığı yer ise Goga Vadisi’ne giden yoldu.
Polis ekipleri, görevliler ve Ali hep birlikte yola çıktılar.
Konumun kesildiği noktaya geldiklerinde ekipler farklı yönlere dağıldı.
Her yerde Sema ve Masum aranıyordu.
Ali ise tükenmek üzereydi.
Ama yorgunluğundan değildi.
Korkudan…
Çünkü içten içe, karşılaşmak istemediği bir şeyle karşılaşmaktan korkuyordu.
Gece boyunca arama çalışmaları sürdü.
Saatler birbirini kovaladı.
Sonunda sabaha karşı ekiplerden biri belirli bir noktada Harun’un arabasını buldu.
Demek ki burada bir yerdeler.
Yakınlarda olmalıydılar.
Ali, korkuyla umudun arasında gidip gelen kalbiyle aramaya devam etti.
Bir an durdu.
Başını gökyüzüne doğru kaldırdı. Dağları süzdü gözleriyle.
Belki bir işaret görürdü.
Belki Sema’nın ya da Masum’un sesini duyardı.
Ne kadar zor bir şeydi bu…
İnsan, sevdiğinin hayatından endişe ettiğinde kendi nefesini bile taşıyamaz hâle geliyordu.
Hani derler ya…
“Erkekler ağlamaz.”
O gece bunun ne kadar anlamsız bir söz olduğunu anladı Ali.
İnsan sevdiğini kaybettiğinde…
Ya da onu kaybetme ihtimalini düşündüğünde nasıl ağlamazdı?
Ali de ağladı.
Gözleri uykusuzluktan ve saatlerdir döktüğü yaşlardan kan çanağına dönmüştü.
Ama yine de durmadı.
Bir yandan etrafına bakıyor, bir yandan var gücüyle bağırıyordu.
— Sema!
Sesi vadinin sessizliğinde yankılandı.
Bir kez daha bağırdı.
— Sema!
Sonra sesi titreyerek Masum’un adını haykırdı.
— Masum!
Cevap yoktu.
Ali birkaç adım daha ilerledi.
— Ses verin!
Yine sessizlik…
Ama o, vazgeçmedi.
Tekrar tekrar seslendi.
— Sema!
— Masum!
Çünkü bazen insanın elinde umut etmekten başka hiçbir şey kalmazdı.