13. bölüm
Sema, oğluna etrafta kesici bir şey olup olmadığını bulmasını söyledi. Fakat Masum hâlâ yaşadığı şokun etkisindeydi. Söylenenleri duyuyor ama sanki hiçbirini tam olarak anlayamıyordu.
Korku, mutluluğun önüne geçmişti.
Masum yalnızca annesinin dibinde duruyor, bir an bile ondan ayrılmıyordu.
Tam o sırada yüksek bir ses duyuldu.
— Bu yöne gelin! Buradalar!
Ardından telsiz sesleri yükseldi. Sema, gelenlerin polis olduğunu anlayınca derin bir nefes aldı.
Kurtulmuşlardı...
Evet, sonunda bitmişti.
O korkunç kabus gerçekten de sona ermişti.
Tam o sırada Ali, bütün gücüyle Masum'a doğru koştu. Oğluna sarıldığı anda onu defalarca öptü, saçlarını kokladı. Sanki gerçekten orada olduğuna hâlâ inanamıyordu.
— Çok korktum oğlum... Çok korktum.
Sesi titriyordu.
Polisler hızla Sema'nın yanına gelerek ellerindeki ve ayaklarındaki halatları kestiler. Sema özgür kaldığı anda dizlerinin bağı çözülecek gibi oldu.
Ali bu kez ona koştu.
Sema'ya sımsıkı sarıldı, başını göğsüne bastırdı.
— Öldün sandım... Öldün sandım!
Sesi çatlamıştı. Gözlerinden yaşlar süzülürken Sema da sessizce onun kollarında kaldı.
Bunca korkunun ardından ilk kez kendilerini gerçekten güvende hissediyorlardı.
Ekipler, Sema ve Masum'u tedbir amaçlı hastaneye götürdü. İkisinin de sağlık kontrolleri yapıldı.
Ardından ifadeleri alındı.
Masum'un hastanede serum takılmıştı. Açlığa ve susuzluğa uzun süre dayanmıştı.
Yaşadığı korku ve yorgunluk da üzerine eklenince, dönüş yolunda annesinin elini sımsıkı tutarak uyuyakalmıştı.
Eve girdiklerinde Ali, Masum'u dikkatlice kucağına aldı ve yatağına yatırdı. Üzerini örttü, bir süre başında bekledi.
Sema da kendini yatağa atmak istiyordu. Saatlerdir yaşadığı korku ve çaresizlik bütün bedenini tüketmişti. Fakat önce yıkanması gerektiğini düşündü.
— Ben bir duş alsam iyi olacak, dedi. Her yerim toz toprak içinde.
Banyoya girdi.
Ali ise mutfağa geçip Sema için papatya çayı hazırladı.
Bir süre sonra Sema banyodan çıkıp yatağının üzerine oturdu. Ali'nin uzattığı çayı iki eliyle tuttu ve küçük yudumlarla içmeye başladı.
Her birkaç yudumda Ali'ye bakıp teşekkür ediyordu.
— İyi ki geldin Ali...
— Sen olmasaydın...
Sesi titredi.
— Belki de oradan geri gelemeyecektik.
Ali hiçbir şey söylemedi. Sadece Sema'yı dinledi.
Sema çayının son yudumlarını içerken Ali sessizce elindeki bardağı aldı ve komodinin üzerine bıraktı. Ardından Sema'nın yanına oturdu.
Bir süre ikisi de konuşmadı.
Ali'nin söylemek istediği çok şey vardı ama kelimeler boğazında düğümleniyordu.
Sonunda derin bir nefes aldı.
— Sema...
Sema gözlerini ona çevirdi.
Ali'nin sesi titriyordu.
— Size bir şey oldu diye çok korktum. Sizi bir daha göremeyeceğim sandım.
Başını eğip kısa bir süre sustu.
— Ben... ben sizden ayrılmak istemiyorum. İkinizin de hep yanımda olmasını istiyorum.
Sema hiçbir şey söylemedi.
Sadece Ali'nin gözlerinin içine bakıyordu.
Ali, yavaşça Sema'nın elini tuttu.
— Masum... benim de oğlum olsa, izin verir misin?
Ali'nin gözleri dolmuştu.
— Sen de...
Sen de benim eşim olsan...
Sema'nın kalbi hızla çarpmaya başladı.
Ali elini bırakmadı.
— İster misin Sema?
Odanın içinde derin bir sessizlik oluştu.
Sema'nın vereceği cevap, ikisinin de hayatını değiştirecekti.