Keşfet

14.Son bölüm

NİYE SEVMEDİN BENİ

Sema, Ali’nin elinin arasındaki elini yavaşça çekti.

Bir an ikisinin de gözleri buluştu.

Sonra Sema, hiçbir şey söylemeden Ali’ye sarıldı.

Ali de onu sımsıkı kucakladı.

İkisinin de gözlerinden yaşlar süzülüyordu. Fakat hiçbiri konuşmuyordu. Sanki söylemek istedikleri bütün kelimeler, o sarılışın içinde anlamını bulmuştu.

Bir süre öylece kaldılar.

Ali yatağın kenarında oturuyordu. Sonra ağır ağır geriye doğru uzandı. Dizlerinden aşağısı yatağın dışında kalmış, ayakları yere değiyordu. Sema da onun ardından uzandı. Başını Ali’nin omzuna yasladı.

İkisi de tavana bakıyordu.

Odanın içinde derin bir sessizlik vardı.

Ama o sessizliğin içinde iki kalbin sesi vardı.

İkisinin de kalbi yerinden çıkacakmış gibi çarpıyordu.

Ali, Sema’nın bu sarılışının ve suskunluğunun cevabını biliyordu. Sema, kelimelerle söylemese de ona evet demişti.

Bir süre sonra Sema, kısık ve nazik bir sesle konuşmaya başladı.

“Biliyor musun… Seni ilk gördüğüm andan beri sana karşı bir şeyler hissetmeye başladım.”

Ali sessizce dinliyordu.

“Sana güvenmek… Oğluma sahip çıkışını görmek… Bizi korumak için, ne pahasına olursa olsun yanımızda durman… Bunların benim için ne kadar büyük bir anlam taşıdığını anlatamam.”

Sema konuştukça, Ali’nin yaptığı iyilikleri birer birer hatırlıyordu. Her cümlesinde ona duyduğu minnet, hayranlık ve sevgi biraz daha ortaya çıkıyordu.

Ali ise bir süre onu dinledikten sonra başını Sema’ya çevirdi.

Sema da ona baktı.

Ali, sanki Sema’nın söylediklerini hiç duymamış gibi, bir anda gülümseyerek konuştu.

“Çok güzelsin.”

Sema şaşkınlıkla baktı.

“Gözlerin, kaşların, saçların… Her yerin ayrı güzel. Sana bakarken bile içim gidiyor.”

Sema’nın dudaklarında küçük bir tebessüm belirdi.

Ali o tebessümü görünce gözlerini ondan ayıramadı.

“Hele şu gülüşün…” dedi. “İçimde baharlar açtırıyor.”

Sema hafifçe güldü.

Sonra başını Ali’ye biraz daha yaklaştırdı.

Ve öylece uyuyakaldılar.

Sabah olduğunda Sema’nın aklındaki ilk şey Masum’du.

Oğlunun yanına gidip dizlerinin üzerine çöktü.

“Masum…” dedi yumuşak bir sesle. “Sana bir şey sormam gerekiyor.”

Masum annesine baktı.

“Ali’yi… hayatımızda baba olarak ister misin?”

Masum’un yüzünde en ufak bir tereddüt bile olmadı.

“İsterim,” dedi.

Sonra sanki cevabı çoktan hazırmış gibi ekledi:

“Çünkü o bizi seviyor.”

Sema’nın gözleri doldu.

Böylece, hayatlarının en zor günlerinden sonra önlerine ilk kez gerçekten güzel bir yol açılmıştı.

Ali vakit kaybetmeden gerekli işlemleri tamamladı ve Sema ile evlendi.

Fakat geride bırakmak istedikleri bir şehir vardı.

Çünkü o şehrin sokaklarında güzel anılardan çok acıları vardı.

Bazı yerler insana yaşadıklarını unutturmazdı.

Kararlarını verdiler.

İstanbul’a taşınacaklardı.

Kısa bir süre içinde sahip oldukları ne varsa toparladılar. Bir hafta içinde hayatlarını birkaç valize, birkaç kutuya sığdırıp yeni bir şehre doğru yola çıktılar.

İstanbul’da her şey yeniden başlayacaktı.

Belki alışmaları kolay olmayacaktı.

Belki yeni bir şehirde sıfırdan bir düzen kurmak onları zorlayacaktı.

Ama artık yan yana duruyorlardı.

Sevginin olduğu yerde güçlüklerin aşılabileceğine inanıyorlardı.

Ve öyle de oldu.

Bir hafta içinde yeni evlerine yerleştiler.

Ali, İstanbul’da da kamyonuyla çalışmaya devam etti. Yaptığı iş için bu şehir daha elverişliydi. Günlerini yollarda geçiriyor, taşıdığı yüklerle ailesinin geçimini sağlıyordu.

Taşınma masraflarına katkı sağlamak için küçük arabasını da satmıştı.

Onun için önemli olan artık sahip oldukları eşyanın çokluğu değildi.

Tuttukları ev, bahçesi olan, tek katlı, küçük ve müstakil bir evdi.

Sade ama huzurluydu.

Bahçesinde çocukların koşabileceği kadar yer, akşamları oturup gökyüzünü izleyebilecekleri kadar sessizlik vardı.

Artık her şey bambaşka olacaktı.

Ve gerçekten de öyle oldu.

Aradan zaman geçti.

Bu evin içinde kahkahalar çoğaldı.

Masum’un hayatına bir de kız kardeş geldi.

Küçük kız kardeşini görmek için hastaneye gelen Masum, yatağın kenarına oturdu.

Minicik kardeşine dikkatle baktı.

Sonra eğilip ona sarıldı.

Küçük ellerini kardeşinin etrafında birleştirdi ve kulağına usulca fısıldadı:

“Çok şanslısın, biliyor musun?”

Kardeşinin küçücük yüzüne baktı.

“Senin baban seni hiç dövmeyecek…”

Masum bunu söylerken gülümsedi.

Çünkü o, bir çocuğun sahip olabileceği en büyük şansı biliyordu.

Sevgiyle büyümeyi…

Korkmadan babasına sarılabilmeyi…

Masum, kardeşine bir kez daha sarıldı.

Belki de yıllar önce kendi çocukluğundan çalınan huzuru, şimdi kardeşine armağan ediyordu...