Keşfet

2. bölüm

NİYE SEVMEDİN BENİ

Masum odadan çıkıp mutfağa yöneldi. Tek istediği, annesine bir parça ekmek götürebilmekti. Harun günlerdir Sema’yı kendi hâline bırakmıştı. Gün geçtikçe zayıflayan kadın, aynı yatakta hareketsiz yatmaktan yaralar içinde kalmıştı.

Mutfak kapısına geldi. Kolu çevirdi.

Açılmadı.

Bir kez daha denedi. Sonra bir kez daha...

Ama kapı kilitliydi.

Harun, Masum yemek yemesin diye mutfağı kilitlemişti.

Masum başını öne eğip annesinin yanına döndü. Hiçbir şey söylemeden ona sarıldı. Başını annesinin göğsüne yasladı. Sesi çıkmıyordu ama gözlerinden süzülen yaşlar, annesinin eski elbisesine damlıyordu.

Bir şey yapmak istiyordu.

Annesine yardım etmek, ona ekmek götürmek, onu iyileştirmek...

Ama altı yaşındaki bir çocuğun elinden ne gelebilirdi ki?

Akşam olduğunda kapı açıldı.

Harun eve gelmişti.

Doğruca Sema’nın odasına girdi.

“Leş gibi kokutmuşsun yine her yeri! Bıktım lan sizden!”

Yerdeki yatağın üzerinde yatan karısına tekme attı. Elinde bir kova ve bez vardı. Sözde eşinin temizliğini yapacaktı ama ağzından çıkan her kelime başka bir yaraya dönüşüyordu.

“Bir ölmedin gitti! Sadece başıma belasın!”

Masum diğer odada sessizce oturuyordu. Kulaklarını kapattı.

Harun bir süre sonra diğer odaya geçti. Her zamanki gibi elinde alkol şişesi vardı. İçtikçe içti. Sonunda olduğu yerde sızıp kaldı.

Masum yavaşça yerinden kalktı.

Aklında yalnızca tek bir şey vardı:

Ekmek.

Sessiz adımlarla babasının yanına sokuldu. Elini sağ cebine uzattı. Anahtar yoktu.

Bu kez sol cebine baktı.

Tam elini cebine soktuğu sırada Harun gözlerini açtı.

“Ne yapıyorsun lan? Hırsızlığa mı başladın şimdi, soysuz?”

Masum’un elini sertçe yakalayıp onu yere itti. Ardından üzerine yürüdü, saçlarından tuttu ve başını yere vurdu.

Masum’un dudaklarından titrek bir ses çıktı.

“Yapma baba... Bir daha yapmayacağım.”

Bir an durdu, gözyaşlarını silmeye bile cesaret edemeden ekledi:

“Sadece... mutfaktan ekmek alacaktım.”

“Ne ekmeği lan? Ne ekmeği!”

Harun bu kez oğluna tekme attı. Ardından kolundan tuttuğu gibi mutfağa sürükledi.

Ocağı açtı.

“Bu elinle mi alacaktın lan?”

Masum ne olduğunu anlamadan elini ateşe doğru tuttu.

Canı yandığında çığlığı evin içinde yankılandı.

Elini çektiğinde küçücük eli kızarmış, bazı yerleri su toplamış, derisi kalkmıştı.

Masum ağlıyordu.

Ama belki de canını yakan elinden çok, babasının bunu yapan kişi olmasıydı.

Harun onu annesinin odasına fırlatıp çıktı.

O gece sabah olmak bilmedi.

Masum acıdan kıvranırken Sema yalnızca oğluna bakabildi. Gözlerinden sessizce yaşlar süzülüyordu. Elini uzatmak istedi... Oğlunun elini tutmak, onu kendine çekmek, “Geçecek,” demek istedi.

Ama yapamadı.

Kımıldayamadı.

Bir anne için evladının canı yanarken ona sarılamamak, belki de çekebileceği en ağır acıydı.

Sema gözlerini kapattı. Yaşlar yanaklarından süzülürken geçmişi düşündü.

Harun daha önce Masum’a vurmak istediğinde, Sema oğlunu hemen odasına kapatır ve kapının önüne geçerdi. Harun’un öfkesi dinene kadar bütün darbeleri kendi üzerine alırdı.

Çünkü bir anne, çocuğunun canı yanmasın diye kendi canının yanmasını göze alırdı.

Ama şimdi...

Masum’un önünde duracak gücü bile yoktu.

Ve o gece Sema’nın en büyük yarası, kendi yaraları değil, oğlunun elindeki yaraydı.

Yorumlar

  • Elif Ruveyda BİRCAN: Yorumunuz için teşekkür ederim
  • Elif Ruveyda BİRCAN: 😔😔
  • Elif Ruveyda BİRCAN: 😔😔
  • Erdem Sönmez: Semanın çaresizliği içimi burktu
  • Enes: Sadece ekmek almak istemişti ama olmuyor işte
  • Elif Ruveyda BİRCAN: Yorumunuz için teşekkür ederim
  • Ahmet: Bu bölüm çok etkileyici
  • Berk Emir Baran: tutkulu bir duygu vardı bu hikayede
  • Elif Ruveyda BİRCAN: 😔😔😔
  • Zeynep Avcı: Masumun çaresizliği acıttı beni
  • Elif Ruveyda BİRCAN: 😔😔😔😔
  • Elif Ruveyda BİRCAN: Yorumunuz için teşekkür ederim