4. bölüm
Harun akşam saatlerinde eve geldiğinde evin sessizliği daha kapıdan girer girmez içine bir korku saldı.
Evde kimse yoktu.
Bu mümkün değildi.
Yatalak bir kadın nereye gidebilirdi?
Evin her köşesine baktı. Odaları tek tek kontrol etti, bahçeye çıktı. Sonra köyün çevresinde dolaşmaya başladı. Birkaç köy aşağıya kadar indi. Gözleri her yerde karısını arıyordu.
Fakat onun asıl korkusu karısının ya da çocuğunun gitmiş olması değildi.
Gerçek yüzünün ortaya çıkmasıydı.
Çünkü köyde hiç kimse Harun’un nasıl biri olduğunu bilmiyordu.
Herkes onu iyi, sevecen, yardımsever ve cömert bir adam olarak tanıyordu. İhtiyacı olana el uzatır, güler yüzünü kimseden esirgemezdi. Köyde onun hakkında kötü konuşacak tek bir insan bile yoktu.
Ama kimsenin bilmediği bir gerçek vardı.
Harun, evinin kapısı kapandığında başka birine dönüşüyordu.
Dışarıda cömert olan adam, evinde en küçük şeyi bile karısından esirgerdi. Sertti. Acımasızdı. Söylediği her söz, yaptığı her hareket evin içinde korku bırakırdı.
Ve Harun, kimsenin bu yüzünü görmesini istemiyordu.
Bu yüzden karısını yıllardır adeta eve hapsediyordu. Onun başka insanlarla konuşmasına, bir yerlere gitmesine izin vermiyordu.
Şimdi ise kadın ortadan kaybolmuştu.
Harun kimseye bir şey soramıyordu.
Polise gitse...
Ya polis onu bulursa?
Ya karısının hâlini görürlerse?
Ya yıllardır sakladığı o karanlık yüz ortaya çıkarsa?
O zaman Harun’un gideceği yer belliydi:
Çaresizce eve döndü.
O gece yine içti.
İçti, içti...
Sonra bütün korkularını ve öfkesini yanında taşıyarak koltuğun üzerinde sızıp kaldı.
Masum gözlerini açtığında karşısında bambaşka bir dünya vardı.
Önüne hastane kahvaltısı bırakılmıştı.
Bir süre sessizce baktı.
Sonra o kahvaltının görüntüsü, onu aylar öncesine götürdü.
Annesi henüz yatağa mahkûm olmadan önce...
Her sabah onun kahvaltısını hazırlardı.
Masum’un önüne ekmeğini koyar, çayını doldurur, bazen de başını okşayarak:
“Ye oğlum.”
derdi.
Masum, o günleri düşündükçe içinde bir yerin acıdığını hissetti.
Tam o sırada kapı açıldı.
Kamyoncu adam içeri girdi.
Yüzünde sıcak bir tebessüm vardı.
“Yakışıklı, uyandın mı sen?” dedi.
Masum başını hafifçe salladı.
Kahvaltıdan birkaç lokma daha aldı. Ağzındakini bitirdikten sonra merakla adama baktı.
“Abi... Senin adın ne?”
Adam gülümsedi.
“Benim adım Ali.”
Masum, bu ismi sessizce tekrarladı.
Ali...
O esnada doktor içeri girdi.
Sema'nın kontrollerini yaptı. Alçısını ve yaralarını inceledi.
“Kontrollerini yaptık,” dedi. “Şimdilik evinize gidebilirsiniz. Ama ilaçlarınızı kesinlikle ihmal etmeyin. Alçılı yerlerin de hareket ettirilmemesi gerekiyor.”
Ali başını salladı.
Gerekli imzaları attı, işlemleri tamamladı.
Sonunda hastanenin kapısından çıktılar.
Masum’un yüzünde uzun zamandır görülmeyen bir mutluluk vardı.
Arabaya bindiklerinde bir süre sessiz kaldı. Sonra içindeki korkuyu fısıldar gibi sordu:
“ Babam... Burayı bulamaz, değil mi?”
Ali sakin bir sesle cevap verdi:
“Yok Masum. Bulamaz.”
Sonra içini rahatlatmak istercesine ekledi:
“Zaten polisler babanı bulunca onu içeri alırlar.”
"Peki biz nereye gidiyoruz Ali abi"
"Bizim eve gidiyoruz. Masum"
Masum camdan dışarı baktı.
Yol geride kalırken ilk kez içinde küçücük de olsa bir umut filizlenmişti.
Yorumlar
- Elif Ruveyda BİRCAN: 😊🙏
- Cihan Palabıyık: masumun mutlu hali iyi geldi
- Elif Ruveyda BİRCAN: İlerleyen bölümlerde masuma umutun ta kendisi gelecek
- Barış Oruç: masuma biraz umut lazım aslında
- Elif Ruveyda BİRCAN: 😔
- Ebru YILDIRIM: Harun çok kötü durumda gibi
- Elif Ruveyda BİRCAN: 😔🙏
- Tarık Duman: korkularını saklamak zorunda kalması üzücü
- Elif Ruveyda BİRCAN: 😊🙏
- Alperix: ali baba harika bir karakter ya