Keşfet

5.bölüm

NİYE SEVMEDİN BENİ

Ali, Sema'nın akrabası olduğunu söyleyerek gözetim kararıyla onu kendi evine getirmişti.

Oysa aralarında hiçbir akrabalık bağı yoktu.

Ali, Sema'yı orada bırakmaya gönlü razı gelmemişti. Nedenini kendisi de tam olarak bilmiyordu. Belki de yıllardır tek başına yaşamaya alışmış bir adamın içinde, ilk kez birini koruma isteği uyanmıştı.

Ali, tek başına yaşayan, geçimini kamyon şoförlüğü yaparak sağlayan bir adamdı. Hayatı boyunca kendi işini kendi görmüş, kimseye yük olmamaya çalışmıştı.

Ama şimdi evinde başka bir hayat vardı.

Sema...

Üstelik Sema yatalaktı. Her ne kadar gün geçtikçe toparlayacak olsa da kişisel temizliği ve bazı ihtiyaçları için yardıma muhtaçtı. Ali, bir erkeğin yapmasının uygun olmayacağı şeyler olduğunu biliyordu.

Birini bulmalıydı.

Önce Sema'yı evin bir odasına yerleştirdi. Masum için de aynı odaya küçük bir yatak açtı. Sonra çocuğa dönüp,

— Ben markete gidiyorum, birazdan gelirim, dedi.

Evden çıktıktan sonra doğruca yan komşusu Huriye ablanın kapısını çaldı.

Huriye abla kapıyı açınca Ali olan biten her şeyi anlattı. Sema'nın durumundan, ihtiyaçlarından söz etti. Ardından biraz çekinerek,

— Huriye abla... Eğer müsait olursan, belirli bir ücret karşılığında onun bazı ihtiyaçlarıyla ilgilenebilir misin? Ben erkeğim, bazı şeyleri yapmam doğru olmaz, dedi.

Huriye abla bir an Ali'nin yüzüne baktı.

Sonra eliyle onun koluna hafifçe vurdu.

— Ne parası oğlum? Tabii ki gücümüz yettiğince yardım ederiz. Ama dikkatli ol. Bu kadının kocası başına bela olur. Sen yine de kendini de düşün.

Ali başını salladı.

— Haklısın abla. Ben de zaten dikkat ediyorum.

O sırada Harun gözaltına alınmış, hakkında eşine karşı uzaklaştırma kararı çıkarılmıştı. Ancak kısa süre sonra serbest bırakılmıştı.

Ve Harun'un içindeki öfke, her geçen gün biraz daha büyüyordu.

Kendi kendine içinden,

— Sizi bir elime geçireyim... Hepinizi kurşuna dizeceğim, diye söyleniyordu.

Fakat Harun'un bilmediği bir şey vardı.

Sema artık eskisi gibi değildi.

Günler geçtikçe bedeni yavaş yavaş kendine geliyordu. Kelimeleri hâlâ güçlükle çıkarıyordu ama artık ne söylediği çok daha iyi anlaşılıyordu.

Ve Ali...

Ali de Sema'ya her geçen gün biraz daha alışıyordu.

Evine geldiğinde Sema'nın sesini duymak, Masum'un koşarak yanına gelmesi, mutfaktan gelen yemek kokusu...

Bunların hepsi, yıllardır sessiz olan evini başka bir yere dönüştürmüştü.

Hele Masum...

Çocuğun Ali abisine duyduğu sevginin tarifi yoktu.

O akşam da Ali eve geldiğinde hava kararmaya başlamıştı. Tam kapıya yaklaşmıştı ki Huriye ablanın evden çıktığını gördü.

Huriye abla gülümseyerek,

— Oğlum, yemeği yaptım. Evi de şöyle üstten bir toparladım, dedi.

Sonra aklına bir şey gelmiş gibi durdu.

— Bir de Sema'nın kontrolü ne zaman?

— Birkaç gün var abla.

— Artık yalnızca bacaklarını hareket ettiremiyor. Bayağı toparladı kız. Konuşması da düzeldi.

Ali'nin yüzünde küçük bir tebessüm oluştu.

— Öyle. Ben o zaman yine de yarın bir götüreyim. İçim rahat etsin.

Huriye abla başını sallayıp evine doğru giderken Masum, kapının önünde Ali'yi gördü.

Bir anda yüzü aydınlandı.

— Ali abiiii!

Koşarak gelip Ali'nin boynuna sarıldı.

Ali de her zamanki gibi cebinden aldığı çikolatayı çıkardı.

Masum'un gözleri parladı.

Ali çikolatayı onun eline verirken çocuğun yanağından defalarca öptü.

— Benim güzel oğlum...

Masum kahkahalarla güldü.

Ali, çocuğun başını okşadıktan sonra Sema'nın odasının önüne geldi. Kapıyı hafifçe tıklattı.

— Sema... Girebilir miyim?

İçeriden güçlükle de olsa duyulan bir ses geldi.

— Tabii... Gelebilirsin.

Ali kapıyı açtı.

Ve o an...

Kalbi tuhaf bir şekilde çarptı.

Sema tekerlekli sandalyede oturuyordu.

Saçları ıslaktı. Belli ki yeni yıkanmıştı. Uzun, açık kahverengi saçlarını yavaş yavaş tarıyordu.

Ali'nin gözleri istemsizce yüzüne takıldı.

Sema'nın iri gözleri, düzgün kaşları, yüz hatları... Hepsi zaten güzeldi.

Ama bugün yüzünde başka bir şey vardı.

Bir canlılık.

Bir ışık...

Sanki yıllardır unutulmuş bir kadın, bugün yeniden kendini hatırlamıştı.

Sema gözlerine kalem çekmiş, yanaklarına hafifçe allık sürmüştü.

Ali bakışlarını kaçırmaya çalıştı.

Ama gözleri, farkında olmadan yeniden Sema'nın yüzüne dönüyordu.

Sema bunu fark etse de hiçbir şey söylemedi.

Huriye ablayla gün içinde yaptığı konuşma geldi aklına.

Bir süre önce, yıllardır aynaya bakmak istemediğini anlatmıştı.

— Ben eskiden gözlerimi boyardım, allık sürerdim. Süslenirdim. Evlendikten sonra bir daha yapamadım. Doğrusu aynaya bakmak istemezdim. Çünkü yüzümde mutlaka bir morluk olurdu.

Sonra aynaya bakıp şaşkınlıkla gülümsediğini söylemişti.

— Ama burada aynaya bakınca yüzümdeki bütün morlukların yok olduğunu gördüm. Bir anda bekârlığım aklıma geldi.

Huriye abla da bunu duyunca kızının kullanmadığı birkaç makyaj malzemesini Sema'ya getirmişti.

Sema yıllar sonra ilk kez aynaya baktığında kendisini yabancı hissetmemişti.

Ve belki de yıllar sonra ilk kez...

Birinin onu göreceği için heyecanlanmıştı.

Ali'yi gördüğünde kalbinin hızlanmasına engel olamıyordu.

Yüzünde kendiliğinden bir tebessüm beliriyordu.

Ali ise çarşıdan aldığı kırmızı elbiseyi görünce birkaç saniye ne söyleyeceğini bilemedi.

Sonra gözlerini kaçırmadan,

— Elbise sana çok yakışmış. Çok güzel olmuşsun, dedi.

Sema'nın yalnızca yüzü değil, gözlerinin içi de güldü.

Başını hafifçe öne eğdi.

O an belki de yıllardır duymadığı kadar basit ama kıymetli bir cümleydi bu.

Çok güzel olmuşsun.

Ne kadar acıydı...

Bir kadını mutlu etmek bazen yalnızca birkaç güzel söz kadar kolaydı.

Harun bunu bir kez bile başaramamıştı.

Ali saçlarını nazikçe taradı. Sonra uzun saçlarını Sema'nın omuzlarının üzerinden geçirip önüne doğru bıraktı.

Sema sessizce aynaya baktı.

İçinde uzun zamandır hissetmediği bir duygu vardı.

Mutluluk...

Ali daha fazla oyalanmadan,

— Ben mutfağa geçip yemeği hazırlayayım, dedi.

Tam çıkacakken Sema arkasından seslendi.

— Masayı ben hazırlamak istiyorum.

Ali hemen döndü.

— Hayır, olur mu öyle şey? Ben yaparım.

Sema tekerlekli sandalyesini biraz hızlandırıp Ali'nin yanına geldi.

— Lütfen... Denemek istiyorum.

Ali birkaç saniye ona baktı.

Sonra gülümseyerek başını salladı.

— Peki bakalım. Öyle olsun.

Tam o sırada Masum elindeki birkaç oyuncak arabayla yanlarına geldi.

— Ali abi, oyun oynayalım!

Ali güldü.

— Yemekten sonra.

— Ama söz mü?

— Söz.

Sema da onları izlerken gülümsedi.

Sonra yavaş yavaş masayı hazırlamaya başladı.

Yeni pişen yemeklerden tabaklara koydu. Gücü yettiğince masaya taşıdı. Hatta kendi elleriyle bir salata bile hazırlamıştı.

Eskiden yapabildiği şeyler...

Şimdi yeniden hayatına dönüyordu.

Bir süre sonra üçü birlikte masaya oturdular.

Ali salataya baktı.

— Bunu sen mi yaptın?

Sema şaşkın bir ifadeyle ona döndü.

— Aa... Nereden anladın ki?

Ali gülmeye başladı.

— Huriye abla büyük büyük doğruyor da bunlar çok kibarca doğranmış.

Sema kahkahasını tutamadı.

Masum da onların gülmesine katıldı.

Küçücük bir sofraydı.

Ama Sema için yıllardır sahip olamadığı kadar büyük bir mutluluk taşıyordu.

Çünkü bazen insanın yeniden hayata tutunması için büyük şeylere ihtiyacı olmazdı.

Bir tabak yemek...

Bir çocuğun kahkahası...

Bir adamın içtenlikle söylediği “Çok güzel olmuşsun” sözü...

Ve kendisini korkmadan güvende hissedebildiği bir ev yeterdi.

Sema o akşam ilk kez, geçmişin kendisine bıraktığı bütün acılara rağmen geleceğin hâlâ güzel bir ihtimal olabileceğini düşündü.