Keşfet

6. bölüm

NİYE SEVMEDİN BENİ

Ertesi gün Ali işe gitmedi. O gün hem Sema’yı hastaneye götürecek hem de boşanma davasını açacaklardı.

Hastanede doktor, Sema’nın bacaklarını kontrol ettikten sonra yüzünde memnun bir ifadeyle gülümsedi.

“Maşallah Sema Hanım, çok iyi ilerliyorsunuz. On beş gün sonra bacaklarınızdaki alçıları çıkaracağız.”

Sema’nın gözleri sevinçle parladı.

Doktor sözlerine devam etti:

“Sonrasında bir süre daha tekerlekli sandalye kullanacaksınız. Ama artık yavaş yavaş yürümeye çalışmanız gerekiyor. Acele etmeyin, zamanla güçleneceksiniz.”

Ali hemen söze girdi.

“Tabii doktor bey. Ben ilgilenirim, merak etmeyin.”

Sema’nın yüzündeki gülümseme o kadar içtendi ki Masum, annesini böyle gördükçe onunla birlikte seviniyor, gözlerinin içi parlıyordu.

Uzun zamandır annesinin yüzünde böylesine güzel bir tebessüm görmemişti.

Hastaneden çıktıktan sonra doğruca adliyeye gittiler.

Boşanma davası açıldı.

İlk duruşma bir buçuk ay sonrasına verildi.

Harun’un eline dava dilekçesi ulaşmıştı.

Fakat Harun’un Sema’yı öyle kolay kolay bırakmaya niyeti yoktu.

Sema’yı her yerde aradı.

Fakat bulamadı.

Bulsa ne yapacağını kendi içinde defalarca tekrarlıyordu.

Onu öldürecekti.

Hatta Masum’u bile annesinin yanına gömmeye kararlıydı.

Harun’un zihninde merhamete yer yoktu.

Günler birbirini kovaladı.

Bu sırada Ali, farkında olmadan Sema’yı hayatının bir parçası gibi benimsemeye başlamıştı.

Artık ona yardım etmek için Huriye ablanın gelmesine bile gerek kalmıyordu. Sema, gücü yettiğince kendi işlerini yapıyor; evini temizliyor, yemeklerini hazırlıyor, Masum’la oyunlar oynuyordu.

Ve her akşam...

Ali’nin eve gelmesine yakın üstünü başını düzeltip saçlarını topluyordu.

Bazen aynanın karşısında birkaç dakika fazla duruyor, kendine küçük dokunuşlarla çeki düzen veriyordu.

Belki de bunu kendine bile itiraf edemiyordu.

Ama Ali’nin onu güzel görmesini istiyordu.

O akşam Ali eve geldiğinde Masum her zamanki gibi koşup ona sarıldı.

“Ali abi!”

Ali, Masum’u kucaklayıp gülümsedi. Sonra gözleri Sema’ya takıldı.

“Bugün sizi dışarı çıkarmak istiyorum. Yemeğimizi dışarıda yiyelim, olur mu?”

Sema hafifçe mahcup bir ifadeyle,

“Ben yemek yapmıştım ama...” dedi.

Ali gülümseyerek sözünü kesti.

“Onu dolaba koyalım. Yarın yeriz, olur mu?”

Sema başını salladı.

“Olur.”

O akşam üçünün yolu, manzarası güzel bir restorana düştü.

Yemeklerini ağır ağır yediler. Masum’un neşeli konuşmaları eşliğinde uzun zamandır hissetmedikleri kadar huzurlu bir akşam geçirdiler. Ardından tatlılarını da söylediler.

Ali artık Sema hakkında pek çok şeyi ezbere biliyordu.

En sevdiği yemeği...

En sevdiği çiçeği...

Hangi rengi sevdiğini...

Nelerden korktuğunu...

Neye üzülüp neye sevindiğini...

Sema da Ali’yi...

Onun sevdiği şeyleri, sessiz kaldığında ne düşündüğünü, yorulduğunda yüzüne yerleşen ifadeyi bile anlamaya başlamıştı.

Belki de ikisi de fark etmeden birbirlerinin hayatına sessizce yerleşiyordu.

Dönüş yolunda Sema yorgunluktan uyuya kaldı.

Masum da annesinin omzuna başını yaslamış, çoktan uykuya dalmıştı.

Arabanın içinde sessizlik vardı.

Ali bir süre yola baktı.

Sonra gözlerini dikiz aynasından Sema’ya çevirdi.

Ay ışığı yüzüne vuruyordu.

Ali, uzun uzun ona baktı.

İçinden geçenleri söyleyemiyordu.

Sadece sessizce düşündü:

“Sen ne güzel kadınsın...”

“Seni gördüğümde kalbimin ritmi değişiyor.”

Bir an gözlerini kaçırdı.

“Ama benim değilsin işte...”

İçinden derin bir nefes verdi.

Ali, Sema’nın Harun’dan bir an önce boşanmasını istiyordu.

Çünkü o dava yalnızca bir evliliğin sonu değildi onun için.

Belki de kendi hayatının başlayabileceği bir kapıydı.

Ama bunun için Sema’nın da onu seçmesi gerekiyordu.

Yorumlar

  • Elif Ruveyda BİRCAN: Teşekkür ederim
  • Elif Ruveyda BİRCAN: 😭
  • Elif Ruveyda BİRCAN: 😡😡😡