9. bölüm
Ali o sabah bambaşka bir mutlulukla uyanmıştı. Sanki uzun zamandır hissetmediği bir huzur, evin her köşesine sessizce yayılmıştı.
Sema da erkenden kalkmış, güzel bir kahvaltı hazırlamıştı.
Kahvaltının ardından Ali işe gitmek için kapıya yöneldi. Fakat her zamanki gibi Masum'u öpmeden evden çıkmadı. Küçük çocuğun saçlarını okşayıp yanağına bir öpücük kondurduktan sonra Sema'ya döndü.
— Ben çıkıyorum. Bir şeye ihtiyacın olursa mutlaka ara, tamam mı?
Sema birkaç saniye sessizce Ali'ye baktı. Sonra ağır adımlarla ona yaklaştı.
— Ali...
— Efendim?
Sema derin bir nefes aldı.
— Biz artık kendi yolumuza bakmalıyız. Çok şükür, artık her yerim iyileşti. Sana yeterince yük olduk. Hem... kendimi kötü hissediyorum.
Ali'nin yüzündeki gülümseme bir anda kayboldu.
— Ne demek bu şimdi?
Masum, ikisinin arasında geçen konuşmayı merakla izliyordu. Ali ona dönüp yumuşak bir sesle konuştu.
— Oğlum, sen oyuncaklarınla biraz içeri geçer misin? Biz annenle bir şey konuşacağız.
Masum başını salladı ve sessizce odasına geçti.
Ali yeniden Sema'ya döndü.
— Ne demek istedin? Gitmek mi istiyorsun?
Sema gözlerini yere indirdi.
— Evet... Artık kendi düzenimizi kurmamız gerekiyor. Hem iyiyim artık . Sana daha fazla yük olmak istemiyorum.
Ali'nin sesi kırıldı.
— Bana yük değilsin ki...
Bir an sustu.
— Sizinle birlikte sanki evime yeniden güneş doğdu. Size çok alıştım. Özellikle de Masum'a... Ona çok alıştım.
Sema'nın gözleri doldu. O da Ali'den ayrılmak istemiyordu. Fakat artık onun hayatında fazlalıkmış gibi hissediyordu.
Sema gözlerini kaçırarak konuştu.
— Zaten hemen gidemeyiz.
Önce kendimize bir düzen kurmam gerekiyor. O süre zarfında burada kalmaya devam edebiliriz, değil mi?
Ali, onu daha fazla zorlamak istemedi. İçindeki burukluğu gizlemeye çalışarak üzgün bir ses tonuyla cevap verdi:
— Tabii... İstediğin kadar kalabilirsin.
Ama...
Bir an sustu.
— Gitmenizi istemiyorum.
Sema bunu duyunca başını kaldırdı.
İçinden, Ben de senden ayrılmak istemiyorum, demek geçti.
Ama söyleyemedi.
Ali kapıya yöneldi.
— Görüşürüz.
— Görüşürüz...
Kapı kapandı.
Sema birkaç saniye olduğu yerde kaldı. İçinde tarif edemediği bir boşluk oluşmuştu.
Henüz beş dakika bile geçmemişti ki kapı yeniden çaldı.
Sema şaşkınlıkla kapıya yöneldi.
— Bir şey unuttu galiba...
Kapıyı açtığı anda yüzündeki bütün renk çekildi.
Karşısında Harun vardı.
Harun içeri girdi ve kapıyı arkasından hızla kapattı.
Sema'nın kalbi yerinden çıkacakmış gibi çarpmaya başladı.
— Harun...
Bağırmaya çalıştı.
Fakat Harun elini ağzına kapattı.
— Utanmaz kadın!
Sema'nın gözlerinden yaşlar süzülmeye başladı.
— Sen başka heriflerin evinde mi kalıyorsun?
O sırada Masum, odasında duydukları karşısında olduğu yere çömelmişti.
Vücudu buz kesmişti.
Hayır...
Hayır, olamazdı.
Kâbus geri dönmüştü.
Masum babasının yanına gidemezdi. Gidemiyordu.
Bütün bedeni korkudan titriyordu.
Harun birden yüksek sesle bağırdı:
— Masum! Masum, gel lan buraya!
Masum cevap vermedi.
Harun öfkeyle yeniden bağırdı:
— Kimi çağırdım ben? Çabuk gel!
Sema bütün gücüyle oğluna seslenmeye çalıştı.
— Masum... Gelme oğlum! Sakın gelme!
Harun, Sema'nın sözleriyle daha da öfkelendi.
— Sus kadın!
Sema'yı sertçe duvara doğru itti.
Başını duvara çarptığında kısa bir an sendeledi.
Fakat Harun durmadı. Bir kez daha onu savurdu kafasını tekrar duvara vurdu .
Sema'nın dizlerinin bağı çözüldü.
Olduğu yere yığıldı.
Harun Sema'yı kucağına aldı ve hızla evden çıkardı.
Arabaya bindirdi
Sonra yeniden eve döndü.
Masum hâlâ odasında saklanıyordu.
Harun onu bulduğunda saçlarından tuttu.
— Kimi çağırdım ben lan? Kimi?
Masum ağlamaktan konuşamıyordu.
Harun onu sertçe sırtından itti.
— Çık dışarı! Arabaya bin!
Masum'un başka çaresi yoktu.
Gözyaşlarını silmeye bile cesaret edemeden kapıya yöneldi.