"AYNA"

Telefonu elimden düşürdüm.
“Ne demek senin numaran?”
Burak eğilip telefonu yerden aldı. Ekrana baktı, sonra kaşları çatıldı.
“Bu benim eski numaram.”
“Eski mi?”
Başını salladı.
“Bu numarayı yıllardır kullanmıyorum.”
İçimdeki korku daha da büyüdü.
“Peki mesaj nasıl geldi?”
Burak cevap vermedi.
Telefonu bana uzattı.
Tam o sırada yeni bir mesaj geldi.
“Onu dinleme.”
İkimiz de ekrana kilitlendik.
Ardından ikinci mesaj geldi.
“Depodaki aynaya bak.”
Burak'ın yüzü bembeyaz oldu.
“Hayır…”
“Ne oldu?”
“Orada ayna olmaması gerekiyordu.”
Yavaşça arkamıza baktık.
Depodaki eski eşyaların arasında, daha önce hiç görmediğim büyük ve çatlak bir ayna duruyordu.
Burak kolumdan tuttu.
“Deniz, ona bakma.”
Ama artık çok geçti.
Gözlerim aynaya kaydı.
Aynada ben vardım.
Burak da yanımdaydı.
Fakat…
Aynadaki Burak bize bakmıyordu.
Arkamızdaki bir şeye bakıyordu.
Nefesimi tuttum.
“Burak…”
“Ne?”
“Arkamızda biri mi var?”
Burak aynaya baktı.
Bir anda elimden tuttu ve beni kendine çekti.
“Koş.”
“Ne gördün?”
“Koş, Deniz!”
Depodan çıkmak için kapıya yöneldik.
Ama kapı…
kilitliydi.
Burak kapıyı zorladı.
Açılmadı.
Sonra aynadan bir ses geldi.
Çok alçak, neredeyse fısıltı gibi:
“Bu sefer kaçamayacaksınız.”
Burak dondu.
Ben ise aynaya tekrar baktım.
Bu kez aynada üç kişiydik.