"burak`a güvenme."
Fotoğraf hâlâ elimdeydi.
Onu tekrar çevirdim.
“Burak'a güvenme.”
Yazıyı tanımıyordum.
Ama nedense bu cümleyi gördüğüm anda içimde garip bir korku oluşmuştu.
Fotoğraftaki çocuğa tekrar baktım.
Küçüktü.
Belki benden bir iki yaş büyüktü.
Yan yana duruyorduk.
İkimiz de gülümsüyorduk.
Ama fotoğrafa baktıkça tuhaf bir şey fark ettim.
Arkamızda eski, taş bir ev vardı.
Evin pencerelerinden biri açıktı.
Ve o pencerede...
Birisi duruyordu.
Fotoğrafı yüzüme yaklaştırdım.
“Bu da kim?”
Bir an gözlerimi kıstım.
Siluet çok belirsizdi.
Ama fotoğrafın çekildiği gün orada başka kimsenin olmadığını hatırlıyordum.
En azından hatırladığımı sanıyordum.
Tam fotoğrafı tekrar çevirecekken telefonum titredi.
Yeni mesaj.
Gönderen yine aynı numaraydı.
Mesajı açtım.
“Fotoğrafı buldun.”
Nefesim kesildi.
Ardından ikinci mesaj geldi.
“Şimdi hatırlamaya başlayacaksın.”
Telefonu elimden düşürdüm.
Sonra üçüncü mesaj geldi.
Bu kez sadece üç kelime vardı:
“Burak seni bekliyor.”
O anda odamın ışığı söndü.
Karanlığın içinde bir ses duydum.
Kapının hemen arkasından...
“Deniz?”
Annemin sesiydi.
Ama annem aynı anda aşağı katta bana sesleniyordu.
Ve kapının arkasındaki ses...
gülüyordu.