“Burak sana gerçeği anlatmayacak.”

Deniz, Burak'ın yüzündeki ifadeyi görünce biraz daha yaklaştı.
— Neden okula gitmemi istemiyorsun?
Burak cevap vermedi.
Deniz'in bakışları telefona kaydı.
— O mesajı atan kişiyi tanıyorsun, değil mi?
Burak'ın çenesi sıkıldı.
Birkaç saniye boyunca sessizlik oldu.
Sonunda başını kaldırdı.
— Evet.
Deniz'in kaşları çatıldı.
— Kim?
— Bilmen gerekmiyor.
— Burak!
Deniz'in sesi yükselince Burak ayağa kalktı.
— Deniz, sana zarar gelmesini istemiyorum.
— Ama kim olduğunu söylemiyorsun!
Burak bir an sustu.
Sonra gözlerini kaçırarak konuştu.
— Çünkü onu tanıyorum. Ve senden uzak durmasını istiyorum.
Deniz şaşkınlıkla ona baktı.
— Neden?
Burak'ın yüzünde belli belirsiz bir kıskançlık belirdi.
— Çünkü senden hoşlanıyor.
Deniz'in gözleri büyüdü.
— Ne?
— Hem de sandığından çok daha uzun zamandır.
Deniz birkaç saniye hiçbir şey söyleyemedi.
— Nereden biliyorsun?
Burak cevap vermek yerine telefonu masaya bıraktı.
Tam o sırada Deniz'in telefonu titredi.
Yeni bir mesaj.
“Burak sana gerçeği anlatmayacak.”
Deniz'in nefesi kesildi.
Mesajın hemen altında bir tane daha geldi:
“Ama ben anlatacağım.”
Deniz telefonu sıkıca tuttu.
Burak ekrana baktığında yüzündeki bütün ifade değişti.
Çünkü bu mesajı gönderen kişinin kim olduğunu artık anlamıştı.
Ve o kişi...
Burak'ın yıllardır uzak durmaya çalıştığı biriydi.