"gerçekler"
Deniz fotoğrafı çantasına koydu ve Burak'ın yanından geçip sınıfa doğru yürüdü.
Burak arkasından geldi.
— Deniz, bekle.
— Hayır.
— O fotoğrafı bana ver.
Deniz durdu.
— Neden?
— Çünkü ne olduğunu bilmiyorsun.
Deniz çantasını açıp fotoğrafı çıkardı.
— O zaman anlat.
Burak cevap vermedi.
Deniz fotoğrafı çevirdi.
Bir anda durdu.
Fotoğrafın arkasında, soluk mürekkeple yazılmış bir adres vardı.
Atatürk Mahallesi, 214. Sokak, No: 17.
Deniz'in gözleri büyüdü.
— Burası neresi?
Burak fotoğrafı görünce bir anda elini uzattı.
— Onu bana ver.
Deniz geri çekildi.
— Hayır!
Burak bu kez daha sert konuştu.
— Deniz, o adrese gitmeyeceksin.
— Demek ki önemli!
Deniz fotoğrafı çantasına koyup koridorda hızla yürümeye başladı.
Burak peşinden gitti.
— Deniz!
— Peşimden gelme!
— Dinle beni!
Deniz merdivenlerden aşağı indi.
Tam okulun kapısından çıkacağı sırada karşısına biri çıktı.
Mert.
İkisine de baktı.
Sonra gözlerini Burak'a çevirdi.
— Hâlâ söylemedin mi?
Burak'ın yüzü sertleşti.
— Mert, karışma.
Deniz ikisinin arasında kaldı.
— Ne söylemedi?
Mert bu kez doğrudan Deniz'e baktı.
— Sana ailen hakkında bildiği şeyleri.
Burak hemen araya girdi.
— Yeter.
Deniz Burak'a döndü.
— Hayır. Bu sefer yeter değil.
Mert bir adım yaklaştı.
— Babanın adını hiç duydun mu, Deniz?
Deniz'in kaşları çatıldı.
— Babamın mı?
Mert'in yüzündeki ifade değişti.
— Hayır... benim babamın.
Burak sertçe:
— Mert.
Mert gözlerini Burak'tan ayırmadı.
— Hakan.
Deniz bu ismi duyduğu anda tuhaf bir şekilde irkildi.
Sanki zihninin en derin yerinde bir kapı açılmıştı.
Tam o sırada okulun önünde siyah bir araba yavaşça durdu.
Mert'in yüzündeki bütün renk çekildi.
Burak arabaya baktı.
Mert fısıldadı:
— Olamaz...
Deniz ikisine baktı.
— Ne oldu?
Mert bir adım geri çekildi.
— Babam...
Arabanın kapısı açıldı.
Bir adam ağır ağır dışarı çıktı.
Burak Deniz'in önüne geçti.
Adam başını kaldırdı.
Ve Deniz'e baktı.
Deniz'in nefesi kesildi.
Adamın yüzünü tanımıyordu.
Ama o bakış...
Deniz'in çocukluğundan beri gördüğü bir bakıştı.