gidene mi zor kalana mı ?

Ertesi gün Deniz kararını hâlâ tam olarak verememişti.
Ama önce Burak'la konuşması gerektiğini biliyordu.
Dolabından pembe, tatlı ve yaz havasını yansıtan zarif bir elbise çıkardı. Saçlarını açık bıraktı, hafif dalgalı şekilde şekillendirdi. Doğal ama özenli bir makyaj yaptı.
Sonra küçük bir piknik sepeti hazırladı.
Burak'ı aradı.
— Müsait misin?
— Senin için her zaman.
Deniz gülümsedi.
— O zaman sahile gel. Sana yemek hazırladım.
— Piknik mi?
— Evet.
— Tamam keçi. Geliyorum.
---
Bir süre sonra Burak sahile geldiğinde Deniz çoktan hazırlığını yapmıştı.
Pembe elbisesiyle denizin kenarında oturmuş, piknik örtüsünü sermişti.
Burak yanına oturdu.
— Bugün bayağı hazırlanmışsın.
Deniz gülümsedi.
— Sana güzel bir şey anlatacağım.
Burak kaşlarını kaldırdı.
— Korkutma beni.
Deniz bir süre sessiz kaldı.
Sonra derin bir nefes aldı.
— Annem Amerika'ya dönmemi istiyor.
Burak'ın yüzündeki gülümseme bir anda kayboldu.
— Ne?
— Tedavi olması gerekiyormuş. Yanında olmamı istiyor.
Burak ayağa kalktı.
— Yani gideceksin?
Deniz sakin kalmaya çalıştı.
— Bilmiyorum. Daha karar vermedim.
— Ama düşünüyorsun.
— Burak…
— Beş yıl sonra yeniden karşıma çıktın. Şimdi de Amerika'ya mı gideceksin?
Deniz ayağa kalkıp ona yaklaştı.
— Sakin ol.
Burak başını iki yana salladı.
— Nasıl sakin olayım Deniz?
— Daha hiçbir karar vermedim.
Burak bir süre ona baktı.
Sonra öfkesini bastırmaya çalışarak:
— Ben bunu konuşmak istemiyorum.
— Ama konuşmamız lazım.
— Hayır.
Burak arkasını döndü.
Deniz:
— Burak, gitme.
Burak durdu ama arkasını dönmedi.
— Şu an kalırsam daha kötü konuşacağım.
Ve yürüyüp sahilden uzaklaşmaya başladı.
Deniz arkasından bakakaldı.
Pembe elbisesinin eteğini hafifçe rüzgâr savururken, hazırladığı piknik masasında tek başına kaldı.
Burak ise uzaklaşırken ilk kez bir şeyi açıkça düşünüyordu:
Deniz'i yeniden bulmuşken onu tekrar kaybetme ihtimali.