Keşfet

karanlık oda.

o gece bitmedi

Hakan’ın yüzündeki o soğuk gülümseme hâlâ Deniz’in gözlerinin önündeydi.

Deniz geri çekildi.

Hakan ise ona bir adım yaklaştı.

Bakışları değişmişti.

Az önceki sakin adam gitmiş, yerine Deniz’in içini ürperten o sert ifade gelmişti. Kaşları çatıldı. Gözlerini Deniz’den ayırmadan, sanki yıllardır aradığı bir şeyi sonunda bulmuş gibi baktı.

Deniz’in nefesi kesildi.

Burak hemen araya girdi.

— Yaklaşma ona.

Hakan, Burak’a kısa bir bakış attı.

— Sen karışma.

Burak’ın çenesi sıkıldı.

— Karışırım.

Mert ikisinin arasına girmeye çalıştı.

— Baba, yeter.

Hakan bir anda Mert’e döndü.

— Sen de sus.

O sırada okulun zil sesi çaldı.

Koridordaki öğrenciler sınıflara dağılmaya başladı.

Hakan, sanki az önce hiçbir şey olmamış gibi ceketini düzeltti.

— Derse geç kalmayın.

Deniz şaşkınlıkla baktı.

— Ders mi?

Hakan cevap vermeden yürümeye başladı.

Burak, Deniz’in yanına geldi.

— Ben de geliyorum.

— Nereye?

— Derse.

Deniz onun yüzüne baktı.

— Burak... Bu adam burada öğretmen.

Burak gözlerini Hakan’ın arkasından ayırmadı.

— Farkındayım.

---

Sınıfa girdiklerinde Deniz’in içindeki huzursuzluk daha da arttı.

Hakan tahtanın önünde duruyordu.

Elinde tebeşir vardı.

Sanki Deniz’i daha önce hiç görmemiş gibi tahtaya dersin konusunu yazmaya başladı.

Deniz arka sıralardan birine oturdu.

Burak hemen yanındaki sandalyeye geçti.

Gözleri sürekli Hakan’daydı.

Hakan sınıfa döndü.

— Bugün yeni bir konuyla başlayacağız.

Deniz başını kaldırdı.

Hakan’ın sesi...

Bir anda kulağında başka bir sese dönüştü.

Karanlık.

Soğuk bir oda.

Kilidin sesi.

Deniz gözlerini kırpıştırdı.

Hakan konuşmaya devam ediyordu.

— Bazı şeyleri unutmak kolaydır.

Deniz’in kalbi hızlandı.

Bir görüntü daha geldi.

Küçük elleri...

Kapıya vuruyordu.

— Açın!

Sonra Hakan’ın sesi.

“Anneni dinlersen seni bir daha göremez.”

Deniz irkildi.

Burak hemen ona döndü.

— Deniz?

— İyiyim.

Ama değildi.

Tam o sırada sınıfın kapısı hızla açıldı.

Bir öğrenci nefes nefese içeri girdi.

Arkasından başka bir öğretmen göründü.

— Hakan Hocam, bu öğrenci okuldan kaçmaya çalışırken yakalandı.

Hakan’ın yüzü bir anda değişti.

Öğrencinin üzerine yürüdü.

— Okuldan kaçmak mı?

Çocuk başını eğdi.

— Hocam ben...

Hakan masaya sertçe vurdu.

— Sana soru sordum!

Deniz yerinden sıçradı.

Hakan’ın sesi...

Aynı ses.

Aynı sertlik.

Aynı ton.

Bir görüntü daha.

Karanlık oda.

Kapı.

Hakan’ın gölgesi.

Sonra küçük Deniz’in ağlama sesi.

“Ne olur annemi çağır...”

Hakan’ın yüzü.

Yakın.

Çok yakın.

“Bir daha anneni görmek istiyorsan beni dinle.”

Deniz’in kulakları uğuldadı.

Burak ayağa kalktı.

— Deniz.

Deniz onu duymuyordu.

Bir başka görüntü geldi.

Bir araba kapısı.

Annesinin ağlayan yüzü.

Bir el...

Küçük kolunu tutuyordu.

Sonra Hakan.

“Onu benden saklayabileceğini mi sandın?”

Deniz’in nefesi kesildi.

Gözlerini Hakan’a dikti.

Hakan da ona bakıyordu.

Bu kez yüzünde hiçbir ifade yoktu.

Sadece soğuk, karanlık bir bakış.

Deniz ayağa kalktı.

Sınıftaki herkes sustu.

Burak onun koluna uzandı.

— Deniz, otur.

Deniz elini çekti.

Hakan’a bakıyordu.

— Sen...

Sesi titredi.

Hakan başını hafifçe eğdi.

Deniz’in zihninde son bir görüntü patladı.

Küçük bir kız.

Karanlık bir odada.

Kapının önünde duran Hakan.

Ve kendi çocuk sesi:

“Sen kimsin?”

Deniz’in gözleri büyüdü.

Gerçek hayatta da aynı soruyu sordu.

— Sen kimsin?

Bir saniye sessizlik oldu.

Hakan’ın gözleri Deniz’in gözlerine kilitlendi.

Deniz’in dizlerinin bağı çözüldü.

Burak onu yakalamaya çalıştı.

— DENİZ!

Deniz’in gözleri kapandı.

Ve yere yığılmadan hemen önce duyduğu son şey Hakan’ın soğuk sesiydi:

— Hatırladın...