kimse masum değil..

Deniz'in sesi titredi.
— Yanında biri daha vardı…
Hakan cevap vermedi.
Deniz annesine baktı.
— Anne… doğru mu?
Annesi gözlerini kapattı.
Birkaç saniye sonra başını yavaşça salladı.
— Evet.
Deniz'in yüzü düştü.
— Sen biliyordun.
— Deniz…
— Sen biliyordun!
Annesi ağlamaya başladı.
— Seni korumaya çalıştım.
— Ama beni koruyamadın!
Deniz'in sesi koridorda yankılandı.
— Beni kaçırdı! Beni yıllarca geçmişimden habersiz yaşattınız!
Tam o sırada koridordan polislerin ayak sesleri duyuldu.
Hakan geri çekildi.
— Demek polisi çağırdınız.
İki polis sınıfa girdi.
— Hakan! Silahı yere bırak ve ellerini kaldır!
Hakan birkaç saniye Deniz'e baktı.
Sonra silahı yavaşça yere bıraktı ve ellerini kaldırdı.
Polisler Hakan'ı kelepçeledi.
Deniz'in annesine de yaklaştılar.
— Sizin de ifade vermeniz gerekiyor.
Annesi başını eğdi.
Deniz'in gözleri büyüdü.
— Anne…
Annesi kızına son kez baktı.
— Özür dilerim.
Polisler Hakan'ı ve Deniz'in annesini koridordan götürmeye başladı.
Deniz oldukları yerde kalmıştı.
Gözlerinden yaşlar süzülüyordu.
Burak ona yaklaşmaya çalıştı.
— Deniz…
Deniz bir anda ona döndü.
— Sakın!
Burak durdu.
— Ben sadece—
— Sen de masum değilsin!
Burak sustu.
Deniz ağlayarak devam etti:
— Beni başından beri kullandın! Bana gerçeği söylemedin! Sonradan beni korumuş olman hiçbir şeyi değiştirmiyor!
Burak'ın yüzü düştü.
— Haklısın.
Bu cevap Deniz'i daha da yaraladı.
— Keşke senden nefret edebilsem.
Burak hiçbir şey söylemedi.
Deniz gözyaşlarını silip arkasını döndü.
— Ama artık kimseye güvenemiyorum.
Ve koridor boyunca ağlayarak uzaklaştı.
Burak arkasından bakakaldı.
Mert sessizce yanına geldi.
Bir süre hiçbir şey söylemedi.
Sonra sadece:
— Bırak gitsin.
Burak başını eğdi.
Deniz merdivenlerden inerken telefonuna bir bildirim geldi.
Bilinmeyen Numara.
Mesajı açtı.
“Şimdi gerçekten yalnızsın.”
Deniz durdu.
Ekranın altında tek bir isim vardı:
Mert.