öyle kolay aşık olamam

Ders sonunda okul yavaş yavaş boşalmaya başlamıştı.
Deniz çantasını omzuna taktı. Burak yanında yürüyordu.
Bir süre ikisi de konuşmadı.
Okulun kapısından çıktıklarında Deniz derin bir nefes aldı.
— Burak...
— Hı?
— Eve gitmeden biraz hava almak istiyorum.
Burak ona baktı.
— Olur.
Arabasının anahtarlarını çevirdi.
— Seni güzel bir yere götüreceğim.
Deniz merakla baktı.
— Nereye?
— Gidince görürsün. Orada olan biteni konuşuruz.
Deniz birkaç saniye düşündü.
Sonra başını salladı.
Arabaya bindiklerinde Deniz camdan dışarı baktı.
Bir süre sonra telefonunu çıkarıp müzik açtı.
“Öyle Kolay Aşık Olmam...”
Burak hafifçe gülümsedi.
— Ciddi misin?
Deniz omuz silkti.
— Ne var?
— Hiç.
Araba yola devam etti.
Deniz dışarı bakıyormuş gibi yapıyordu.
Ama birkaç saniyede bir gözleri Burak’a kayıyordu.
Burak da direksiyona bakarken gizlice ona bakıyordu.
Göz göze geldiler.
Deniz hemen camdan dışarı döndü.
Burak’ın dudaklarının kenarında küçük bir tebessüm oluştu.
Bir süre sonra Deniz tekrar baktı.
Bu kez Burak da ona baktı.
İkisi de konuşmadı.Arabada müzik çalarken dışarı bakıyordum.
Ama aslında dışarıya baktığım falan yoktu.
Gözüm sürekli Burak’a kayıyordu.
Direksiyonu tutuşuna...
Yola bakarken kaşlarını hafifçe çatışına...
Arada bana gizlice bakmasına...
Sonra göz göze geldiğimizde hiçbir şey olmamış gibi tekrar yola dönmesine.
İçimden güldüm.
Aslında çok tatlı.
Sonra yüzüne biraz daha dikkatli baktım.
Ama çok odun.
Dudaklarımın kenarı istemsizce kıvrıldı.
Burak hemen fark etti.
— Ne gülüyorsun?
— Hiç.
— Bana bakıp gülüyorsun.
— Sana bakmıyordum.
Kaşını kaldırdı.
— Hı hı.
Camdan dışarı döndüm.
İçimden:
Tam bir odun.
Ama nedense hoşuma gidiyordu.
Bir süre sonra tekrar göz göze geldik.
Bu kez ikimiz de gülümsememizi saklamadık.
Kalbim, bütün gün yaşadıklarımın arasında ilk kez biraz olsun sakinleşti.
---
Tepeye geldiğimizde arabadan indim.
Karşımızda uzanan manzaraya baktım.
Şehrin ışıkları aşağıda küçücük görünüyordu.
Derin bir nefes aldım.
— Bugün çok yorucuydu. Beynim ağrıyor.
Burak bagajı açıp iki bira çıkardı.
Bana uzattı.
— Al.
Şişeyi aldım.
— Sen her şeye böyle mi hazırlıklısın?
— Ne sandın?
Gülümsedim.
Bak yine odun.
Yan yana oturduk.
Bir süre konuşmadan manzarayı izledik.
Sonra Burak bana döndü.
— Anlat.
Bu kez kaçmadım.
Derin bir nefes aldım.
— Hakan’ı gördüğümde korkmadım sanıyordum. Ama sınıfta o çocuğa bağırdığı an... sesi değişti.
Gözlerimi yere indirdim.
— Ve ben bir anda çocukluğumu hatırladım.
Burak tek kelime etmeden dinliyordu.
— Karanlık bir oda vardı. Kapı kilitliydi. Ben küçüktüm. Hakan oradaydı.
Sesim biraz titredi.
— Bana annemi dinlersem onu bir daha göremeyeceğimi söyledi.
Burak’ın çenesi sıkıldı.
Devam ettim.
— Sonra başka görüntüler geldi. Araba... annem... Hakan...
Elimi cebime götürdüm.
— Uyandığımda da cebimde bir mektup vardı.
Burak bana döndü.
— Mert'in mektubu.
Başımı salladım.
— Evet.
Bir süre sustum.
Sonra ona baktım.
— Burak...
— Hı?
— Bence Mert gerçekten bana yardım etmeye çalışıyor.
Burak manzaraya baktı.
— O zaman neden gizlice yapıyor?
Cevap veremedim.
Sadece içimden geçirdim:
Belki de hepimizden sakladığı başka bir şey vardır.