Keşfet

Adamım

Onun Krallığı

Buse, yeni kızın adeta avını gözüne kestirmiş bir aslan gibi onlara doğru yaklaşmakta olduğunu görünce panikle yutkundu.

Tam o kibirli kız birkaç adım atıp yanlarında biter bitmez, Buse Pars'ı kolundan çektiği gibi arabaya doğru çekiştirmeye başladı.

"Hadi, bin arabaya çabuk!" diye homurdandı Buse, adamı apar topar yolcu koltuğuna doğru itelerken. Kendisi de hemen arkasından hızla arabaya atladı ve kapıyı çarptı.

Pars neye uğradığını şaşırmış bir halde, yüzündeki o kocaman sırıtışla direksiyona geçerken sordu:

"Noluyor ulan? kaçırır gibi..."

Buse nefes nefese, dikiz aynasından dışarıya bakarken ellerini iki yana açtı:

"Ne kaçırması be! hem de geç kalacağız biz! Okuyoruz ya hani, hoca yoklama alacak, senin keyfini bekleyemem!"

Pars, kızın bu telaşlı ve kıskançlığını örtbas etmeye çalışan o uyduruk bahanelerine daha fazla dayanamayıp sesli bir şekilde kahkaha attı. Arabayı çalıştırırken gözlerini Buse'den bir an olsun ayırmadı.

"Hımm, anladım..." dedi alaycı bir ses tonuyla, vites değiştirirken. "Okul aşkı başkadır tabii... Merak etme sevgilim, sınıfa zilden önce yetiştiririm seni."

Buse yanaklarının alev alev yandığını hissederek başını başka yöne çevirdi. "Yürü git ya!"

Arabaya tam binerken kapının arasından o kibirli kıza dilini çıkarmayı da unutmadı tabii!

Niye yaptığını kendisi de bilmiyordu ama kızın o süslü, tepeden bakan tavrı ve Pars'a o parıldayan gözlerle bakması nedense fena halde gıcığına gitmişti. Kız arkada şaşkınlıkla kalakalırken Buse kapıyı pat diye kapattı.

Pars yan gözle bu çocuksu hareketi görünce direksiyona bir iki kere vurup alaycı tebessümünü genişletti.

"O dilini içeri sok istersen güzelim," dedi Pars, arabayı sokaktan çıkarırken. "Yoksa ilk kırmızı ışıkta o dili nasıl terbiye edeceğimi çok iyi biliyorum."

Buse arkasına yaslanıp kollarını göğsünde birleştirdi. "Hiç de bile! Kız bana gıcık gıcık baktı, hak etti. Hem sen o yeni gelenlerle niye ilgileniyorsun ki? Mahallenin muhtarı mısın sen Pars?"

Pars, direksiyonu kırarken Buse'ye yan gözle baktı ve o kendine has, özgüvenli gülüşüyle atıldı:

"Unuttun galiba...

Buse tam gözlerini devirip "Ukala!" diyecekken Pars'ın yüzündeki o flörtöz ve alaycı ifade bir anda silindi. Çehresi ciddileşti, bakışlarını yola sabitleyerek açıklama gereği duydu:

"İşin aslı şu... Kızın babası gelip konuştu benimle. Önceden bir tanışıklığımız vardı adamla. İflas ettiler, mecbur kalıp buraya geldiler. İşlerini tekrar yoluna koyana kadar bir süre buradalar, ben de ev işinde yardımcı oldum sadece."

Pars'ın bu kadar net ve dürüstçe açıklama yapması Buse'yi bir an afallattı. Adamın sesindeki o ciddi ton, aralarında gerçekten bir şey olmadığını açıkça ortaya koyuyordu.

Buse yine de çaktırmamak için başını cama doğru çevirdi, dudaklarını büzüp mırıldandı:

"İyi, bana ne canım... Nereye gelirse gelsinler. Ben sadece o kızın bana bakışını sevmedim, o kadar."

Pars kırmızı ışıkta durduğunda uzanıp Buse'nin çenesini parmaklarının arasına aldı ve yüzünü kendine doğru çevirdi. Gözlerinin içine bakarak hafifçe gülümsedi:

"Onun sana nasıl baktığı umrumda değil... Benim sana nasıl baktığımı biliyorsun ya, o yeter."

Buse, tam Pars'ın o romantik bakışlarının ve sözlerinin etkisine girip erimek üzereydi ki... Dikiz aynasından arka koltuğa şöyle bir gözü kaydı.

Arka koltuk boştu!

"Aaa!" diye bir çığlık attı Buse aniden, ellerini kafasına götürerek. "Deniz! Deniz'i unuttuk biz!"

Pars'ın yüzündeki o büyüleyici, derin ifade bir anda donup kaldı. Kaşları çatıldı, gözlerini kocaman açarak arkasına doğru baktı. Harbi harbi arka koltuk bomboştu!

"Pars geri dönelim çabuk!" dedi Buse panikle. "Valla kız mahallenin ortasında kaldı, kesin beni kesecek!"

Pars dehşet içinde başını iki yana salladı. Arabayı emniyet şeridine çekip sert bir u dönüşü kırarken iç çekip söylenmeye başladı:

Kızım siz neyle besleniyorsunuz ya? Koskoca kızlarsınız! Biri arabaya binmeyi unutur, öbürü en yakın arkadaşını yolda unutup bırakıp arabaya atlar! Ben sizin notlarınız ne durumda gerçekten çok merak ediyorum.okuyormusunuz, mahallede hayatta kalma mücadelesi mi veriyorsunuz belli değil!"

Buse yan koltukta büzüldükçe büzüldü. "Ya heyecanlandım birden, ne bileyim kızın arkamdan gelmediğini..."

Neyse ki araba çok uzaklaşmamıştı. Sokağın başına döndüklerinde Deniz, elleri belinde, kaldırımın kenarında dikilmiş onları bekliyordu. Yüzündeki "Ben ne yaşadım az önce?" ifadesiyle arabanın yaklaşmasını izliyordu. Meğer tam arkalarından gelirken Buse'nin Pars'ı kolundan tutup arabaya fırlatışını ve gazlayıp gidişlerini şaşkınlıkla seyretmiş, "Bakalım ne zaman fark edip geri dönecekler" diye dakikaları saymaya başlamıştı.

Araba yanına yanaşıp kapı açılınca Deniz içeri kuruldu, kollarını göğsünde birleştirdi:

"Maşallah Buse Hanım! Romantizminiz gözlerinizi öyle bir kör etmiş ki, koskoca insanı sokak ortasında satıp gittiniz! Pars abi siz de az değilsiniz hani, 'arkada yer var' derken beni burada unutmayı mı kastediyordunuz?"

Pars dikiz aynasından Deniz'e bakıp hafifçe güldü, ama yine de ciddiyetini bozmadan arabayı tekrar yola soktu:

"Kabahat bende değil abicim senin bu arkadaşında. Kız bir kıskançlık krizi geçirdi, beni jet hızıyla arabaya tıkıp gazlattı. Hayatımda ilk defa biri tarafından kaçırıldım, kusura bakmayacaksın artık!"

Buse kıpkırmızı kesilip arkaya döndü. "Susun ikiniz de ya! Valla atlarım arabadan, yürüyerek giderim okula!"

Pars yine tutamayarak sesli bir kahkaha attı. Arabayı sürerken bir eliyle vitesi değiştirip dikiz aynasından Deniz'e baktı:

"Hem de kendi arabamda! Ulan ben direksiyondayım, hatun beni kendi arabamla kaçırdı resmen! Böyle bir taktik yok."

Buse yanakları al al olmuş halde hemen arkaya, Deniz'e doğru döndü. Kendini savunmak için kaşlarını çatıp ellerini iki yana açtı:

"Kızım baksana şuna, sanki arabayı ona zorla kullandırıyorum! Hem sen ne gülüyorsun oradan Pars? Geç kalıyorduk diyorum sana, suçlu ben mi oldum şimdi? Ayrıca Deniz, senin de adım atacak halin yoktu, arabaya binmek yerine podyumda yürür gibi arkamızdan süzülüyordun, ben ne yapayım!"

Deniz arka koltukta kafasını geriye atıp kahkahayı bastı. "Yahu Buse, kız Pars abiye bir baktı diye adamı paket yapıp bagaja atmadığın kaldı! Bırak Allah aşkına, 'geç kalıyoruz' kılıfını yemezler!"

"Aynen öyle," diye katıldı Pars, gözleri yolda ama yüzündeki o keyifli tebessümle. "Kılıf uymadı güzelim, başka bahane bul."

Buse kollarını göğsünde birleştirip koltuğuna iyice gömüldü. "İyi be! İkiniz bir oldunuz zaten bana karşı. Bir daha kıskanırsam... Yani şey, bir daha sizi düşürürsem ne olayım!"

Pars ile Deniz aynı anda gülüşürken, araba okulun kapısına doğru yanaşmaya başladı.

Pars, malikanesindeki geniş çalışma odasında, deri koltuğuna kurulmuş dışarıdaki zifiri karanlığı izliyordu. Elindeki kadehi hafifçe sallarken zihnini tamamen işgal eden tek bir kişi vardı: Buse.

Kendi kendine düşündükçe hayret ediyordu. Pars, onun yanındayken sanki bambaşka biri olup çıkıyordu. O sert, acımasız, herkesin çekindiği adam gidiyor; yerine Buse'nin o çocuksu neşesine ayak uyduran, hatta onunla çocuklaşan biri geliyordu. Adeta iki ayrı dünyası vardı artık. Biri Buse'nin yanındaki o aydınlık, sıcak dünya; diğeri ise yıllardır içinde yaşadığı o kapkaranlık, kurallarla dolu dünya... Buse'nin yanında o kadar doğaldı ki, kendine baktığında "Bu adam gerçekten Pars mı?" diye sormadan edemiyordu.

Ne ara bu kadar tutulmuştu bu kıza? Niye sürekli onu yanında tutmak, gözünün önünden ayırmamak istiyordu ki?

Zihninden geçen ani bir düşünceyle yerinde doğruldu. Kendi kendine fısıldadı:

"Sanırım ona evlenme teklifi etmeliyim... Hemen."

Ama bu düşüncenin ateşi saniyeler içinde zihninde bir duvara çarptı. Pars elindeki kadehi masaya sertçe bıraktı, elini yüzüne sürterek derin bir iç çekti.

"Hayır... Ne yapıyorsun lan sen?" diye kızdı kendi kendine. "Saçmalama Pars. Daha her şey yeni... Kız zaten küçük, henüz yolun başında. Hem... senden öyle deli gibi hoşlandığı da söylenemez. Kızın aklını iyice karıştırmaktan başka bir işe yaramaz bu hamle."

Ayağa kalkıp pencerenin önüne geldi. Bus