Aile tanışması
Kadir Bey, Buse'nin ikram ettiği kahveden memnuniyetle bir yudum alıp sohbet ederken, kafenin arka tarafında bambaşka bir hava esiyordu.
Burası aslında Pars'ın ortak olduğu ve mahalledeki nüfuzundan dolayı "Pars'ın mekanı" olarak bilinen bir yerdi. Çalışanlar ve müdavimler, Pars'ın gözünün üstünde olduğu bu mekanda her zaman iki kat dikkatli davranırlardı. Normalde kasada veya masalarla ilgilenirken kimse Buse'nin ne kadar oturduğuna, ne zaman mola verdiğine karışamaz, "Pars'ın yeri" olduğu için kimse tek bir laf dahi edemezdi.
Ancak Buse'nin Pars'la olan yakınlığı ve babasının bile gelip kızın ayağına kahve içmeye oturması, kafedeki diğer iki çalışanın çekememezliğini iyice körüklemişti.
Buse, Kadir Bey ile Pars'ın masasına taze su götürmek için tezgahtan ayrıldığında, mutfak kapısının arkasından fısıltılar yükselmeye başladı.
"Şuna bak ya... İş yapmaya mı geliyor, Pars Bey'le babasına kur kurulmaya mı belli değil," dedi kasadaki kız, gözlerini devirerek.
Diğer garson da ona katıldı: "Sorma valla. Biz burada arı gibi çalışalım, hanımefendi Pars Bey'in arkasına sığınsın, prenses gibi takılsın. Kimse de bir şey diyemiyor mekan Pars'ın diye. İyice torpilli yaptı kendini..."
O sırada Kadir Bey'in yanından kalkan ve Buse'ye çaktırmadan lavaboya doğru geçen Pars, koridorun köşesinde durdu. Çalışanların fısıltıları doğrudan kulağına çalınmıştı.
Pars'ın gözleri bir anda karardı. Yüzündeki o sakin, babasıyla sohbet eden yumuşak ifade tamamen silindi; yerini mahallenin o korkulan, tekinsiz adamına bıraktı. Çenesindeki kaslar kenetlendi.
Adımlarını hiç ses çıkarmadan mutfak kapısına doğru attı. Kapıyı sertçe pushing yapıp içeri girdiğinde, içerideki iki çalışan bir anda buz kesti. Pars'ın boyu posu ve üzerindeki o ağır, tehditkar hava küçük mutfağı bir anda doldurmuştu.
"Ne anlatıyorsunuz lan siz orada?" dedi Pars. Sesi alçaktı ama hırıltılı, buz gibi bir tehdit barındırıyordu.
İki çalışan korkudan yutkunup geriledi. "P-Pars Bey... Biz sadece..."
"Ne torpili, ne lafı?!" diye kükredi Pars, öne doğru bir adım atarak. "Bu mekanda Buse'nin arkasından tek bir kelime edildiğini, tek bir imada bulunulduğunu duyarsam... Yemin ediyorum ikinizi de bu mahallede barındırmam!"
Mutfaktakiler tırnaklarına kadar titremeye başlamıştı. Pars parmağını iki çalışana doğru salladı, gözlerinden alev fışkırıyordu:
"O kız burada alnının teriyle çalışıyor! Sizin gibi dedikodu yapıp iş kaytaracağına, işini aslan gibi yapıyor! Benim mekanım olması Buse'nin hakkını yiyeceğiniz anlamına gelmez. Bir daha... Bir daha Buse hakkında en ufak bir fısıltı kulağıma gelirse, hesabını çok fena keserim. Anlaşıldı mı?!"
"Anlaşıldı Pars Bey, çok özür dileriz..." dediler aynı anda, sesleri titreyerek.
Pars, derin bir nefes alıp üstünü düzeltti. İçindeki o devasa koruma içgüdüsüyle salona geri döndü. Buse masada Kadir Bey'le tatlı tatlı gülüşürken, Pars arkalarından kızı izledi.
Buse'nin bundan haberi yoktu ama Pars, onun gururuna veya emeğine kimsenin çamur atmasına asla izin vermezdi. Pars masaya çekildiğinde, yüzündeki o sertliği anında gizleyip Buse'ye bakarak hafifçe gülümsedi:
"Bir sorun yok değil mi güzelim?"
Buse şüpheyle Pars'ın gözlerine baktı ama Pars her zamanki gibi o koruyucu zırhını takınmış, Buse'nin huzurunu bozacak tek bir detayı bile dışarı yansıtmamıştı.
Kadir Bey, Buse'nin samimiyetinden, saygısından ve dik duruşundan öyle etkilenmişti ki saatlerin nasıl geçtiğini hiç fark etmemişti. Kafedeki diğer müşteriler birer birer çekilmiş, Buse'nin mesai saati çoktan dolmuştu. Buse bozuntuya vermeden masayı toparlamaya devam ediyor, Kadir Bey'in anlattığı eski mahalle hikayelerini büyük bir keyifle dinliyordu.
Pars ise kolundaki saate bakıp duruyordu. Buse'nin yorulduğunu ve artık eve gitmesi gerektiğini biliyordu. En sonunda dayanamayıp sandalyesini hafifçe geriye çekti.
"Kalkalım mı artık baba?" dedi Pars, babasına bakıp hafifçe gülümseyerek. "Kızın mesaisi bitti, bak kaç saattir ayakta sana laf yetiştiriyor. Eve gitmesi gerek."
Kadir Bey başını kaldırıp kafedeki duvar saatine baktığında gözleri kocaman açıldı.
"Ohoo! Saat kaç olmuş ya!" dedi Kadir Bey, elini dizine vurarak. "Muhabbete dalmışım valla... Kızım kusura bakma, senin de vaktini aldık, yorgun argın tuttuk seni burada."
Buse hemen tebessüm ederek başını salladı: "Aşk olsun Kadir Bey, ne kusuru? Sizinle sohbet etmek çok keyifliydi, ne zaman isterseniz yine bekleriz."
Kadir Bey memnuniyetle ayağa kalktı. Buse'ye bakıp gururla gülümsedi, sonra Pars'ın omzuna hafifçe vurdu:
"Hadi bakalım eşek sıpası, düş önüme. Kızcağız da rahat rahat evine gitsin dinlensin."
Pars ayağa kalkarken göz ucuyla Buse'ye baktı, dudağının kenarında o sahiplenici, çapkın tebessüm belirdi. Babası önden kapıya doğru yürürken Buse'ye doğru hafifçe eğilip fısıldadı:
"Yarın sabah çikolatalı sütünü kapıp geliyorum güzelim... Dinlen iyice."
Buse yanakları hafifçe kızararak gülümsedi. Kadir Bey ve Pars kafeden çıkıp giderken, Buse bu akşam yaşananların tatlı sıcaklığıyla kafeyi kapatmaya başladı...
Kadir Bey'i arabaya bindirip eve ulaştırır ulaştırmaz Pars, hiç vakit kaybetmeden gaza bastı. Aklı da fikri de kafeyi tek başına kapatan Buse'de kalmıştı. Gece vakti onun yalnız kalmasına, eve tek başına yürümesine asla gönlü el vermezdi.
Kafenin önüne geri geldiğinde Buse tam kepenkleri indirmiş, kilidi takmak üzere eğilmişti. Sokak lambasının altında tek başınaydı.
Pars arabadan inip adımlarını hızlandırdı. Buse daha ne olduğunu anlamadan arkasında hissettiği o tanıdık, güven veren gölgeyle irkildi ama Pars'ın kokusunu alır almaz rahat bir nefes aldı.
"Korkutma insanı Pars!" dedi Buse, anahtarı kilide sokarken. "Sen babanla gitmemiş miydin? Ne işin var yine burada?"
Pars, Buse'nin elinden anahtarı nazikçe alıp kepengi tek hamlede kilitledi. Ardından kıza doğru dönüp aralarındaki mesafeyi kapattı. Gözlerinde yine o yoğun, korumacı bakışlar vardı.
"Babamı bıraktım, hemen geri geldim güzelim," dedi Pars, sesi gecenin sessizliğinde hırıltılı ve yumuşak çıkıyordu. "Seni bu saatte tek başına bırakıp eve gideceğimi mi sandın gerçekten?"
"Gidebilirdim ben, hava daha o kadar geç olmadı..." dedi Buse, ama yüzündeki o tatlı tebessüm çoktan belirmeye başlamıştı.
"Olmaz," dedi Pars kestirip atarak. "Konu sensen, ben hiçbir şeyi şansa bırakmam. Hadi yürü bakalım, evine bırakıyorum seni."
Buse itiraz etmenin bir faydası olmadığını biliyordu. Yan yana mahalleye doğru yürümeye başladılar. Aralarındaki o sessizlik bile güven doluydu. Pars, sokak tarafında yürüyerek Buse'yi her zamanki gibi dış dünyadan kolluyordu.
"Babam seni çok sevdi bu arada," dedi Pars, yürürken Buse'ye kaçamak bir bakış atarak. "Gözlerinin içi gülüyordu vana bakarken. 'Annenin tırnağı olamaz' dedi senin için."
Buse duraksadı, başını kaldırıp Pars'ın profilini izledi. Pars'ın babasıyla olan bu yakınlaşması ve babasının onu kabul edişi Pars'a iyi gelmişti, bunu görebiliyordu.
"Kadir Bey çok kibar bir insan," dedi Buse içtenlikle. "Senin de içindeki o iyi adamı babandan aldığın belli."
Pars bu lafla Buse'ye doğru döndü. Sokak lambasının sarı ışığı altında durdular. Buse'nin evinin önüne gelmişlerdi. Pars kıza doğru bir adım daha yaklaştı, o dokunmama kuralını hatırlayarak ellerini cebine soktu ama bakışlarıyla kızı tamamen kuşattı:
"Benim içimdeki iyi adamı da, kötü adamı da dize getiren sensin çaylak..." dedi fısıltıyla. "...yani güzelim. İçeri gir hadi, kapıyı kilitlemeden de yatma."
Buse apartman kapısına doğru adımlarken dönüp Pars'a son kez baktı: "İyi geceler Pars Bey. Sabah sütsüz gelme sakın!"
Pars kıkırdayarak başını salladı: "Sütünle kapıdayım güzelim, merak etme."
Buse içeri girip kapıyı kapatana kadar Pars oradan tek bir adım bile atmadı.