Balayı
Günün bütün o stresi, heyecanı ve koşuşturmacası Buse'nin üzerindeki tüm enerjiyi emip bitirmişti. Rahatlayıp kendine gelmek için banyoya geçip sıcacık bir duş aldı.
Sudan çıkıp bornozuna sarındığında, kıyafetlerini almak için yatak odasındaki kocaman gardırobun kapağını açtı. Gördüğü manzara karşısında gözleri fal taşı gibi açıldı! Dolap, daha önce hiç görmediği, etiketleri üzerinde duran pahalı marka kıyafetlerle, şık elbiselerle ve çeşit çeşit geceliklerle dolup taşıyordu.
"Ne ara doldurdu bu dolabı ya?" diye kendi kendine mırıldandı Buse. Bir tane bile alışık olduğu o bol, rahat eşofmanlarından veya pijama takımlarından yoktu! Ne giyeceğini bilemeyip dolabın önünde dakikalarca bocaladı. En sonunda aralarından bulabildiği, gözüne en kapalı ve en sade görünen saten geceliği hızlıca üzerine geçirdi.
Yine de kendini acayip açıkta ve utangaç hissediyordu. Hızla yatağa koştu, yorganı çenesine kadar çekip gözlerini sımsıkı kapattı. Güya mışıl mışıl uyuyormuş numarası yapacaktı.
Aşağıda işlerini bitiren Pars, aradan bayağı zaman geçip Buse gelmeyince meraklanıp yatak odasına çıktı. Kapıyı açıp yatakta kaskatı kesilmiş, yorganın altına saklanmış Buse'yi görünce yüzünde o muzip, imalı gülüşü belirdi.
Yavaş adımlarla yatağa yaklaştı. Yorganın kenarından Buse'nin titreyen kirpiklerine bakıp hafifçe kıkırdadı:
"Bu saatte uyunur mu çaylak? Çok mu heveslisin benle koyun koyuna uyumaya?"
Buse hiç istifini bozmadan gözlerini açmamaya çalışsa da Pars pes etmedi. Eğilip Buse'nin kulağına doğru fısıldadı:
"Ayrıca hiç numara yapamıyorsun, nefes bile almıyorsun yakalanmayayım diye rol yeteneğin sıfır!"
Buse daha fazla dayanamadı, gözlerini açıp sinirle yorganı üzerinden fırlattı. Yatakta doğrulurken üzerindeki o saten geceliği gösterip sitemle bağırdı:
"Ne yapayım Pars?! Aşağı inemiyorum senin yüzünden! Dolaba bir tane pijama koymamışsın, hep gecelik var! Ben bu kıyafetle nasıl dolanacağım evin içinde?!"
Pars, Buse'nin o sevimli kızgınlığına ve geceliğin içinde ne kadar güzel göründüğüne bakıp kocaman bir kahkaha patlattı. Yatağın kenarına oturup Buse'ye doğru yaklaştı, gözlerinin içine muzipçe baktı:
"Kendi evindesin zühre'm, perdeler de sımsıkı kapalı. Dışarıdan kimse seni göremez..." Pars eğilip Buse'nin yanağına derin bir öpücük kondurdu, arkasından çapkın bir edayla ekledi: "...ama ben görürüm. O da kocanın en doğal hakkı!"
Buse, Pars'ın bu pişkinliği ve yüzsüz cevabı karşısında ne diyeceğini bilemedi. Yanakları alev alev yanarken gözlerini süzüp elindeki yastığı Pars'ın kafasına geçirdi. Pars gülerek yastığı havada yakalarken, gecenin o bütün gerginliği ikisinin neşeli kahkahaları arasında eriyip gitti.
______'
Aşağıdan gelen nefis yemek kokuları Buse'nin karnını guruldatmaya yetmişti. Pars, çalışanların yemekleri hazırlayıp çıktığını, evde tamamen baş başa olduklarını söyleyerek Buse'nin elinden tutup aşağı indirmişti. Masada tam bir kuş sütü eksik ziyafet vardı.
Yemek boyunca Pars'ın gözü Buse'nin üzerindeydi. Buse her ne kadar üzerindeki geceliğin üzerine Pars'ın hırkasını geçirmiş olsa da, hâlâ o ilk günün tatlı utangaçlığını yaşıyordu. Pars ise onun bu hâllerine bakıp bıyık altından gülüyor, sürekli tabağını doldurup duruyordu.
Yemekten sonra masayı öylece bırakıp salona geçtiler. Evin emektar çalışanları zaten sabah gelip her şeyi hallederdi; bu gece sadece ikisine aitti.
Buse, devasa televizyondan izleyecek güzel bir film seçmeye çalışırken koltuğun bir ucuna büzülmüştü. Pars ise rahat bir edayla koltuğa yayılmış, kumandayla uğraşan Buse'yi izliyordu. Perdeler tamamen kapalıydı, dış dünyanın sesi kesilmişti.
"Eee, ne izliyoruz çaylak?" dedi Pars, sesi derin ve huzurlu çıkarak.
"Aksiyon olmasın da..." dedi Buse gözlerini ekrandan ayırmadan. "Yeterince aksiyon yaşadık zaten
Pars hafifçe kıkırdadı. Buse'nin aradaki mesafeyi koruma çabasını fark edince daha fazla dayanamadı. Tek bir seri hamleyle Buse'nin belinden yakalayıp kucağına doğru çekti.
Buse neye uğradığını şaşırıp küçük bir çığlık attı: "Pars! Ne yapıyorsun, düşeceğim!"
"Düşmezsin, sımsıkı tutuyorum," dedi Pars, Buse'yi göğsüne iyice kenetleyerek.
Buse şimdi tamamen Pars'ın kucağında oturuyordu. Pars'ın bir kolu Buse'nin belini dolanmış, diğer eli ise kızın ince parmaklarına kenetlenmişti. Yüzünü Buse'nin boyun girintisine gömüp derin bir nefes aldı. Buse'nin vücudu önce hafifçe kasıldı, ama Pars'ın kokusu ve o sıcacık temasıyla yavaşça kendini onun güvenli kollarına bıraktı. Başını Pars'ın geniş omzuna yasladı.
"Böyle daha iyi izlenir film," diye fısıldadı Pars Buse'nin kulağına, dudakları kızın tenine değerek. "Hem bak, aradaki mesafeyi de kapatmış olduk."
Buse boynunda hissettiği o sıcak nefesle ürperdi,
"Senden kaçış yok galiba, değil mi beyfendi?"
"Pars, Buse'nin şakağına uzun, derin bir öpücük kondurarak. "Artık hayatının her anında, tam olarak böyle kucağımda, dibimde olacaksın."
Film ekranda oynamaya başlarken, Buse Pars'ın göğsünün inip kalkan ritminde hayatında hiç hissetmediği kadar büyük bir güven ve huzurla filmi izlemeye koyuldu.
Film televizyonda sessizce akıp giderken, gecenin ilerleyen saatlerinde salonun loş ışığı ortama tarif edilemez bir sıcaklık katılıyordu. Buse, Pars'ın geniş göğsünde tam anlamıyla gevşemiş, başı onun kalbinin tam üzerine yerleşmişti. Pars ise bir eliyle Buse'nin belini sımsıkı sarmış, diğer elinin parmaklarını kızın yumuşak saçlarında gezdiriyordu.
Aralarındaki o ilk anların çekingenliği, yerini yıllardır berabermişçesine doğal bir karı-koca uyumuna bırakmıştı.
"Acıktın mı yine?" diye sordu Pars, sesi uykulu ve boğuk bir tonda, doğrudan Buse'nin saçlarına doğru.
Buse hafifçe kıkırdadı, başını kaldırıp çenesini Pars'ın göğsüne dayadı. Gözlerinin içine muzipçe baktı:
"Daha yeni kalktık masadan Pars! Beni sürekli beslemeye çalışmaktan vazgeçmeyecek misin sen? Hamur kızı yapacaksın beni bu gidişle."
Pars alaycı bir gülüşle eğilip Buse'nin burnunun ucunu hafifçe ısırdı:
"Bakacaksın kocana ben de karıma bakacağım. Hem fena mı? Yanakların al al oldu, kendine geldin."
"Bak sen..." dedi Buse, eliyle Pars'ın çenesindeki hafif çıkmış sakalları okşayarak. "Kocam beyefendi pek bir düşünceliymiş."
'Kocam ' kelimesi Buse'nin dudaklarından ilk kez bu kadar doğal ve içten döküldüğünde Pars'ın gözleri parıldadı. Göğsü gururla kabardı. Bakışlarındaki o sert edası bir anda yerini katıksız bir hayranlığa bıraktı. Buse'yi kucağında biraz daha yukarı çekip tam gözlerinin hizasına getirdi.
"Bir daha söylesene o dediğini..." dedi Pars, sesi tehlikeli bir fısıltıya dönüşürken.
"Neyi?" dedi Buse, bilmezlikten gelerek ama dudaklarındaki tebessümü saklayamayarak.
"Biliyorsun neyi..." Pars eğilip Buse'nin dudaklarına tüy kadar hafif ama tutkulu bir öpücük kondurdu. "Söyle, duymak istiyorum."
Buse, Pars'ın boynuna kollarını sarıp yüzünü onun boyun girintisine gizledi. Kulağına doğru fısıldadı:
"Kocacığım..."
Pars derin bir nefes alıp Buse'yi kucağında tamamen sarmaladı, kenetlenmiş bedenleriyle koltukta iyice geriye yaslandı. Artık ne mahallenin lafı sözü, ne okulun stresi, ne de dışarıdaki o karanlık dünya vardı.
"Şimdi tam anlamıyla evimdeyim işte..." diye mırıldandı Pars. Buse'nin belini okşarken gözlerini kapattı.
Buse de Pars'ın güçlü kollarının arasında, onun kokusuyla sarhoş olmuş bir hâlde gözlerini yumdu. Birbirlerine mühürlenmiş bu iki ruh, o gece ilk kez tam bir karı-koca gibi, huzurla aynı ritimde nefes alarak sabaha doğru tatlı bir uykuya daldı.
-Ertesi Gün -
Balayı için bir dağ evine gelmiştiler aslında birden gelişen birşeydi buseyede sürpriz olmuştu
Şöminedeki odunlar çıtırdıyor, dışarıda lapa lapa kar yağıyordu ama dağ evinin içindeki hava tamamen Pars'ın bastırmaya çalıştığı o gerginlikle ısınmıştı aynı evde yaşamak, aynı yatağı paylaşmak ama dokunamamak Pars'ı tam anlamıyla bir patlama noktasına getirmişti erkeklik damarı bir yandan "O senin karın, çek al" diye bastırıyor, ama Buse'ye verdiği söz ve onun korkuları diğer yandan kelepçe gibi ellerini bağlıyordu. Bu ikilem Pars'ın sinirlerini iyice germişti. Artık o sabı