Keşfet

Bırakmam

Onun Krallığı

Pars, hastanenin ameliyathane koridorunda adeta kapana kısılmış bir aslan gibi bir o yana bir bu yana gidip geliyordu. Üzerindeki tişörtü Buse'nin yarasına bastırdığı için kan içindeydi, ellerindeki kurumuş kan lekesi Buse'nin yaşam mücadelesini her saniye yüzüne vuruyordu.

Aniden koridorun başından baston sesleri ve sert adım sesleri yankılandı. Buse'nin babaannesi, yanında Buse'nin abisi ve en yakın arkadaşı Deniz'le birlikte fırtına gibi koridora daldı. Olayı duyar duymaz birlikte hastaneye koşmuşlardı.

Babaanne, Pars'ın kanlı üstünü ve çökmüş yüzünü gördüğü an bastonunu yere vurarak kükredi:

"Pars! Nerede kızım?! Nerede benim torunum?"

Pars, mahallede herkesin çekindiği o heybetli adam, babaannenin karşısında başını öne eğdi. "Ameliyatta nene... Kurşunu çıkarıyorlar."

Babaanne gözlerinden süzülen yaşlarla Pars'ın göğsüne bastonuyla vurur gibi hamle yaptı, abisi tutmaya çalıştı ama babaanne öfkesini tutamadı:

"Sana emanet ettim ben o kızı! Bu muydu ulan emanete sahip çıkışın?! 'Gözüm gibi bakarım, canımdan öte tutarım' demedin mi bana? Ben sana biricik torunumu sapasağlam verdim, sen kızın kalbinin dibine kurşun yedirdin!"

Deniz gözyaşlarını tutamayarak duvara yaslandı, abisi ise dişlerini sıkarak Pars'ın üzerine yürüdü ama babaanne elini kaldırıp onları durdurdu. Doğrudan Pars'ın gözlerinin içine baktı:

"Bana bak Pars Bey! Torunum o kapıdan sağ salim çıkacak. Çıktığı an görümünü de alıp gideceğim! Bir daha senin o kanlı, tehlikeli dünyana adımını bile atmayacak!"

Pars'ın gözlerindeki çaresizlik anında yerini sert bir direnişe bıraktı. Başını kaldırıp babaannenin karşısında dikleşti:

"Hiçbir yere gidemez Nene! Buse benim karım! Benim canım gidiyor orada, anlayabiliyor musun? Onu benden söküp alamazsın!"

"Ben sökmeyeceğim, kendi ayağıyla gelecek!" diye bağırdı babaanne. "Senin yanın ölüm kokuyor! Torunuma dua et, torunuma dua et de bir şey olmasın! İyileştiği gün, o hastaneden çıktığı an kendi evine, benim yanıma dönecek! Sen de o pis oyunlarınla baş başa kalacaksın!"

Deniz hıçkırıklarla babaanneye sarılırken, Buse'nin abisi Pars'a yaklaşarak alçak ve tehditkar bir sesle fısıldadı: "Nenem haklı Pars. Buse oradan çıksın, bu konuyu seninle çok farklı konuşacağız."

Pars koridorun ortasında, sevdiği kadının yaşam savaşı verdiği kapının önünde hem kendi vicdanıyla hem de Buse'yi ondan almaya kararlı olan ailesiyle baş başa kalmıştı.

Abisi, o ana kadar Pars'ı her gördüğünde önünü ilikler, sözünü kesmez, kelimelerini seçerek konuşurdu. mahallede Pars'ın gölgesinden bile çekinir, ona hürmette kusur etmez, ağzından çıkan tek bir "Abi" ya da "Patron" lafıyla saygısını duruşuna yansıtarak geri çekilirdi.

Ama bu sefer konu herhangi bir mahalle meselesi ya da ticaret değildi. Konu, canından bir parça olan,kardeşiydi.

Abisi bir adım öne çıktı.  Pars'a karşı içinde taşıdığı o çekinceli, korkak adam o an tamamen yok olmuştu. Gözlerindeki korkunun yerini, kardeşinin kanını Pars'ın ellerinde görmenin verdiği gözü karalık almıştı. Pars'ın heybetli göğsüne doğru yürüyüp tam karşısında durdu.

Sesi titremiyordu artık, aksine buz gibi ve kesindi:

"Sana enişte,'Abi' dedik, 'Patron' dedik Pars... Saygıda, hürmette bir gün kusur etmedik, 'Vardır bir bildiği' deyip arkanda durduk. Ama kız kardeşimin kanı sızıyor ulan o kapının altından! Sen bizim saygımızı, korkumuzu kardeşimin canıyla mı ödeyecektin?"

Pars, abisinin bu çıkışı karşısında ilk kez tek bir kelime bile edemedi. Yıllardır kendisine patron diyen bu gencin gözlerindeki o canını vermeye hazır kor ateşi gördü.

"Şimdi beni iyi dinle..." dedi abisi, parmağını Pars'ın göğsüne bastırarak. "Nenem ne diyorsa o olacak. Buse o ameliyathaneden sağ salim çıkacak ve biz onu alıp eve götüreceğiz. Karşıma kabadayılığınla çıkma sakın... Bu saatten sonra kardeşimin kılına zarar gelirse, senin patronluğun da kabadayılığın da beni durdurmaz!"

Pars, çatılan kaşlarının arkasındaki o derin vicdan azabıyla busenin abisine baktı. Mahallenin delikanlısı gitmiş, kardeşinin canı için gözünü karartmış bir abi kalmıştı karşısında. Ve Pars, ömründe ilk defa, haklı olan birinin karşısında boyun eğmek zorunda kalıyordu.

..........

Hastanenin soğuk ve kasvetli koridorlarında geçen koskoca bir haftanın ardından, ameliyathane önündeki o kabus dolu bekleyiş nihayet yerini derin bir nefese bıraktı. Doktor, ameliyathaneden çıkıp Buse'nin ailesine ve bir an olsun hastaneden ayrılmayan Pars'a müjdeli haberi verdi.

Kurşun kalbe milim kala durmuş, Buse'nin genç ve güçlü bedeni yoğun bakımdaki Kritik süreci atlatmayı başarmıştı. Hayati tehlike tamamen atlatılmıştı ve gerekli son kontrollerin ardından bugün taburcu olabilecekti.

Özel odadaki hasta yatağında, Buse'nin kirpikleri yavaşça kıpırdadı. Günlerdir ilk kez gözlerini dünyaya tam anlamıyla açıyordu. Odadaki hafif gün ışığı gözlerini sızlatırken, başında bekleşenlerin fısıltılarını duydu.

"Buse... Kurban olduğum, uyandı!" Babaannenin titrek ve sevinç dolu sesi odayı kapladı.

Buse gözlerini tamamen açtığında, başucunda gözleri yaşlı babaannesini, hemen arkasında rahat bir nefes alan abisini ve gözyaşlarını tutamayan Deniz'i gördü. Odadaki herkesin gözünde büyük bir rahatlama vardı.

Ancak Buse'nin bakışları içgüdüsel olarak kapının kenarında duran, gözlerinin altı morarmış, bir haftadır uykusuzluktan ve vicdan azabından tanınmaz hale gelmiş Pars'ı buldu. Pars, ailesinin tepkisinden ve Buse'yi alma kararlılığından dolayı odaya fazla yaklaşamıyor, kapının eşiğinden karısına adeta canı çekiliyormuş gibi bakıyordu.

Buse, göğsündeki sızıyı hissederek zorlukla yutkundu. Boğazı kurumuştu ama bakışlarını Pars'ın o çökmüş, gururu kırılmış halinden çekemedi.

"Buse'm... Karagözlü kızım benim," dedi babaanne, Buse'nin elini okşayarak. "Çok şükür Rabbime, aldık seni o karanlıktan. Doktor taburcu olabileceğini söyledi. Toparlan biraz, evimize gidiyoruz. Kendi yuvana, benim yanıma dönüyorsun."

Deniz ve abisi de başlarıyla onayladılar. Abisi Pars'a ters bir bakış atıp Buse'ye yaklaştı. "Bitti abim, her şey geçti. Seni bu beladan çekip alıyoruz."

Buse, babaannesinin ve abisinin bu kararlı sözleri üzerine kapıdaki Pars'a baktı. Pars, Buse'nin dudaklarından çıkacak tek bir kelimeyi bekliyor, adeta idamını bekleyen bir mahkûm gibi karısının gözlerinin içine bakıyordu.

Buse, göğsündeki hafif sızıyla yatakta doğrulmaya çalışırken bakışları hâlâ kapının kenarında bir gölge gibi duran Pars'taydı. Adam adeta erimiş, o yıkılmaz heybetinden eser kalmamıştı. Yüreği cız etti Buse'nin; Pars'ı öylesine özlemiş, o tanıdık sıcaklığını öylesine aramıştı ki...

Ama hemen ardından, o korkunç gecede tuttuğu kanlı elleri ve babaannesinin ağlamaktan bitap düşmüş yüzü geldi gözünün önüne. Babaannesinin daha fazla üzülmesine, aralarında yeni bir kavgayla yıpranmasına yüreği elvermedi. Üstelik Pars'a da ufak bir ders vermesi, bu hayatın risklerini anlamasını sağlaması gerekiyordu. Biraz mesafe ve özlem, belki de ikisine de iyi gelecekti.

Buse derin bir nefes alıp bakışlarını Pars'tan çekti, elini sımsıkı tutan babaannesine döndü. Yüzüne zoraki ama sıcak bir tebessüm yerleştirdi.

"Tamam nene..." dedi Buse, sesi hâlâ biraz pürüzlü çıksa da kararlıydı. "Evimize gidelim. Senin çorbanı, senin dizinin dibini çok özledim zaten."

O odada sanki dev bir kayanın devrilme sesi duyuldu. Kapıdaki Pars, Buse'nin ağzından çıkan bu cümleyle olduğu yere çakıldı. Buse onun yüzüne bakmıyordu ama Pars'ın gözlerindeki o büyük yıkımı, içindeki o derin özlemin acıya dönüşünü iliklerine kadar hissedebiliyordu.

Abisi hemen öne atılıp Buse'nin kıyafetlerini hazırlamaya başlarken, Deniz de destek olmak için Buse'nin koluna girdi. Babaanne ise torununun alnından öpüp galip bir edayla Pars'a döndü.

Buse, abisinin yardımıyla yavaşça yataktan kalkıp üzerini giyindi. Odadan çıkarken adımları ağırlaştı. Tam Pars'ın yanından geçerken durdu, başını kaldırıp ilk kez kocasıyla göz göze geldi.

Pars'ın gözleri kıpkırmızıydı, elini uzatıp Buse'ye dokunmak, onu göğsüne bastırıp bir daha asla bırakmamak için delicesine bir istek duyuyordu. "Buse..." diye fısıldadı