Keşfet

çekim

Onun Krallığı

Kafedeki o olaylı görüşmenin ardından akşamın alaca karanlığı mahalleye çökmüştü. Pars, Buse'yi sokak lambasının tam altında, sabırsız adımlarla volta atarken bekliyordu. Buse'nin adımlarını duyar duymaz durdu. Gözlerinde ne öfke kalmıştı ne de geçmişin karanlığı; sadece günlerdir içini kemiren o yoğun, dizginleyemediği özlem vardı.

"Çaylak..." dedi Pars. Sesi kısıktı, arzulu ve sabırsızdı.

Aralarındaki o dokunmama kuralına sadık kalmak için ellerini ceplerine hapsetmişti ama Buse'ye doğru bir adım atıp aralarındaki mesafeyi neredeyse teke düşürdü. Gözlerini kızın yüzünden bir saniye bile ayırmıyordu.

"Artık dayanamıyorum, anladın mı?" dedi Pars, nefes nefese. "Seni sadece birkaç saat görüp sonra arkamı dönüp gitmek çıldırtıyor beni! Aklım kalıyor, fikrim kalıyor... Seni yanımda istiyorum Buse. Günün her saati gözümün önünde ol, bırakmayayım seni istiyorum."

Buse, Pars'ın bu denli tutkulu ve sabırsız hali karşısında kalbinin ritmini kaybettini hissetti. Yanakları ısınsa da aklına Sema Hanım'ın gelişi takıldı. Derin bir nefes alıp o ciddi duruşunu takındı:

"Pars... Annene ne dedin bilmiyorum ama bugün yanıma geldi," dedi Buse. "Benden özür diledi evet... Ama içten dilenmeyen bir özür, özür değildir Pars. Sırf senden korktuğu için, senin zorunla karşıma geçti. Bir daha kimse için, hele ki benim için kimseye zorla özür dilettirme. Ben kendi hakkımı savunurum, senin birilerini tehdit etmene ihtiyacım yok."

Pars duyduklarıyla bir an duraksadı. Buse'nin bu duruşuna, gururuna hayrandı ama o an mantıklı düşünemeyecek kadar Buse'yle doluydu. Kaşlarını hafifçe çatarak Buse'yi tersledi:

"Bana bak Buse," dedi sesi sertleşip yakınlaşarak. "Konu sensin! Anladın mı beni? Konu sensin ve sen söz konusu olduğunda ben kimin ne hissettiğine, özrün içten olup olmadığına bakmam! Sana uzanan dili de, seni üzen kim varsa onu da ezer geçerim. Bana bu konuda akıl verme!"

Buse tam çenesini dikleştirip karşılık verecekken, Pars bir adım daha yaklaştı. Kızın gözlerinin içine öyle bir baktı ki, Buse'nin söyleyeceği bütün kelimeler boğazına dizildi.

"Yeter artık," dedi Pars, gözlerinde tehlikeli ama bir o kadar da tutkulu bir pırıltıyla. "O kuralların, o mesafelerin canı cehenneme... Benimle evlen Buse."

Buse'nin gözleri kocaman açıldı. "Ne?!"

"Duydun işte, benimle evlen!" dedi Pars, sarsılmaz bir kararlılıkla. "Ben senin o fidan gibi dik duruşunu da, bu imkansız kurallarını da çekmekten helak oldum. Eğer o nikah masasına oturmayacaksan... Yemin ederim bu gidişle tuttuğum gibi kaçıracağım seni! Başka çaresi kalmadı bu işin!"

Buse şaşkınlıktan ve utançtan ne diyeceğini bilemeyip dona kaldı. Pars ise kızın bu halini görünce dudağının kenarıyla o meşhur, çapkın tebessümünü kondurdu.

"Öyle bakma çaylak..." dedi fısıltıyla, tam gözlerinin içine bakarak. "Şaka yapmadığımı çok iyi biliyorsun."

Buse, Pars'ın o ciddi ama bir o kadar da gözü kararmış tehdidi karşısında bir süre şaşkınlıkla kaldıktan sonra, dudaklarında alaycı ama bir o kadar da tatlı bir tebessüm belirdi. Çenesini hafifçe kaldırıp gözlerini devirdi:

"Ne kadar şakacısın sen öyle, Pars Bey," dedi imayla. "Bak hele, bir de kaçıracakmış... Kendini mafia filminde falan mı sanıyorsun?"

Pars, Buse'nin bu alaycı tavrı karşısında hiç bozuntuya vermedi. Aksine, yüzündeki o tehlikeli ve tutkulu gülümseme daha da derinleşti. Aralarındaki o mesafeyi bir anda kapatarak Buse'ye doğru bir adım daha yaklaştı. Ellerini ceplerinden çıkarıp genç kızın yüzüne düşen bir tutam saç parçasını büyük bir şefkatle ve özenle kulağının arkasına sıkıştırdı.

Bu ani ve yumuşak dokunuş Buse'nin nefesini kesti. Pars'ın o sert parmak uçları tenine değdiği an, bütün savunması yine darmadağın oldu.

Pars, kısık ve pürüzlü sesiyle, kelimelerin üzerine basa basa fısıldadı:

"Şaka yapmadığımı çok iyi biliyorsun, yavrum..." Gözlerini Buse'nin parıl parıl parlayan gözlerinden bir saniye bile ayırmadı, sesindeki o sahiplenici ton yüreğini dağladı: "...Güzelim."

Buse kalbinin kulaklarında attığını hissederken, Pars devam etti:

"Sadece çaylak değil... Sen benim bu karanlık dünyama doğan güneşimsin. O yüzden uzatmayalım, güzelim... O nikah masasına ya kendi ayaklarınla geleceksin ya da o masayı buraya kurup seni ben oturtacağım. Seçim senin."

Buse yutkundu, yanakları yine alev alev yanıyordu ama bu sefer ne geri çekilebildi ne de kelime bulabildi. Pars'ın o gözlerindeki devasa aşk ve kararlılık, genç kızın bütün inatçı duvarlarını sonuna kadar yıkmıştı.

Buse, Pars'ın o ciddi ama bir o kadar da gözü kararmış tehdidi karşısında bir süre şaşkınlıkla kaldıktan sonra, dudaklarında alaycı ama bir o kadar da tatlı bir tebessüm belirdi. Çenesini hafifçe kaldırıp gözlerini devirdi:

"Ne kadar şakacısın sen öyle, Pars Bey," dedi imayla. "Bak hele, bir de kaçıracakmış... Kendini mafia filminde falan mı sanıyorsun?"

Pars, Buse'nin bu alaycı tavrı karşısında hiç bozuntuya vermedi. Aksine, yüzündeki o tehlikeli ve tutkulu gülümseme daha da derinleşti. Aralarındaki o mesafeyi bir anda kapatarak Buse'ye doğru bir adım daha yaklaştı. Ellerini ceplerinden çıkarıp genç kızın yüzüne düşen bir tutam saç parçasını büyük bir şefkatle ve özenle kulağının arkasına sıkıştırdı.

Bu ani ve yumuşak dokunuş Buse'nin nefesini kesti. Pars'ın o sert parmak uçları tenine değdiği an, bütün savunması yine darmadağın oldu.

Pars, kısık ve pürüzlü sesiyle, kelimelerin üzerine basa basa fısıldadı:

"Şaka yapmadığımı çok iyi biliyorsun, yavrum..." Gözlerini Buse'nin parıl parıl parlayan gözlerinden bir saniye bile ayırmadı, sesindeki o sahiplenici ton yüreğini dağladı: "...Güzelim."

Buse kalbinin kulaklarında attığını hissederken, Pars devam etti:

"Sadece çaylak değil... Sen benim bu karanlık dünyama doğan güneşimsin. O yüzden uzatmayalım, güzelim... O nikah masasına ya kendi ayaklarınla geleceksin ya da o masayı buraya kurup seni ben oturtacağım. Seçim senin."

Buse yutkundu, yanakları yine alev alev yanıyordu ama bu sefer ne geri çekilebildi ne de kelime bulabildi. Pars'ın o gözlerindeki devasa aşk ve kararlılık, genç kızın bütün inatçı duvarlarını sonuna kadar yıkmıştı.

Buse, Pars'ın o "yavrum, güzelim" diyerek yoğun bir aşkla ve tutkuyla gözlerinin içine bakması karşısında kalbinin yerinden fırlayacağını hissetti. Yanakları alev alev yanıyordu ama o zeki ve eğlenceli tarafı anında devreye girdi.

Hafifçe geriye doğru bir adım attı. Yüzüne son derece ciddi, sanki çok hayati bir karar veriyormuş gibi bir ifade yerleştirdi. Gözlerini kocaman açıp Pars'ın o karizmatik ve kararlı yüzüne baktı:

"Tamam..." dedi Buse, derin bir nefes alarak. "Seninle evlenirim Pars..."

Pars'ın gözleri bir anda parladı, dudaklarında zafer kazanmış bir adamın rahatlamış gülüşü belirmek üzereydi ki...

Buse işaret parmağını havaya kaldırıp o muzip tebessümünü patlattı:

"...ama ben büyüyünce!"

Pars tam anlamıyla dona kaldı! O sert, mafyöz, dediğim dedik Pars Bey, duyduğu bu lafla öylece kalakaldı. Ne diyeceğini bilemeyip birkaç saniye kızın yüzüne bön bön baktı.

"Ne?" dedi Pars, tek kaşı havaya kalkarken. "Büyüyünce mi?"

Buse tutamadığı kahkahasını serbest bıraktı. Kollarını göğsünde birleştirip, sokak lambasının sarı ışığı altında Pars'la dalga geçmeye başladı:

"Evet! Okulum bitecek, mesleğimi elime alacağım, ayağımın üzerinde tam duracağım, ben biraz daha büyüyeceğim... Sonra bakarız Pars Bey! Hemen öyle 'kaçırırım, nikah masasına oturturum' demekle olmuyor bu işler!"

Pars kısa bir şokun ardından derin bir iç çekti. Yüzünde hem çaresiz hem de kızın bu halini delicesine seven bir gülüş belirdi. Başını iki yana sallayarak Buse'ye doğru bir adım daha attı, elini hırsla saçlarının arasından geçirdi.

"Kızım sen benimle kafa mı buluyorsun?" dedi Pars, sesi hem kışkırtıcı hem de alaycı bir sitemle çıkarak. "Okul bitene kadar ben seni beklemekten delireyim, sen orada 'büyüyünce' de bana! Çıldırtacaksın sen beni vallahi..."

Buse ona dil çıkarıp arkasını döndü ve apartmanın kapısına doğru koşar adımlarla kaçmaya başladı. Kapının eşiğinden dönüp Pars'a el salladı:

"İyi uykular Pars Bey! Büyüyünce görüşürüz!"

Pars arkası