Diz Çöktürten kadın
Bölüm şarkısı -Pis'ton-azat et
"Bir gün biri gelecek. Çiçek almayı sevmese bile çiçek alacak sana, çünkü mesele çiçek değil sen olacaksın."
Güneş ışıkları odama süzülürken esneyerek uyandım. Okula yetişmem gerekiyordu. Hemen banyoya geçip dişlerimi fırçaladım, ardından okul formamı giydim. Saçlarıma hızlıca güzel bir şekil verip dudaklarıma hafif bir nemlendirici sürdüm; işte hazırdım! Telefonumu ve anahtarımı masadan kapıp, akşamdan hazırladığım atıştırmalık kahvaltımı da çantama attım ve evden çıktım.
Apt-kapısını açıp dışarı adımımı attığım an gözlerime inanamadım.
Sokağın ortasında, siyah SUV'sinin yanında Pars duruyordu! Gerçekten gelmişti bu Allah'ın cezası...
Yüzüme anında yalandan bir gülümseme kondurup abartılı bir neşeyle konuştum:
"Günaydın... Pars abi!"
O daha ne olduğunu anlamadan hızlı adımlarla yanından geçip sokak başına doğru yürümeye başladım. Kalbim güm güm atıyordu ama sokak başını dönünce derin bir nefes alıp "Oh be, valla atlattım!" diyecektim ki...
Arkasından gelen o motor sesiyle irkildim. Pars arabayı önüme öyle bir kırdı ki! Sanki karşısında en büyük düşmanı varmış da birazdan inip beni oracıkta yok edecekmiş gibi sert bir duruştu bu.
Sürücü kapısı hışımla açıldı. Pars arabadan çıktığında yüzü adeta kaskatı kesilmişti. Çok yüksek çıkmayan ama yeri göğü inletecek kadar tehlikeli ve fısıltılı bir sesle üzerime yürüdü:
"Ne abisi lan?!" dedi gözlerini devirerek. "Hem ben sana dün gece demedim mi, 'Seni kendi ellerimle okuluna bırakacağım' diye, ha? Niye sözümü dinlemiyorsun kızım sen? Keçi misin sen?! O dik başını eğmesini bilirim ben senin!"
Pars'ın o çatık kaşlarını ve üzerime gelişini görünce korkudan yutkundum. Şaşkınlıkla gözlerimi açıp geri adım atarken dilim damağım kurudu:
"Pars abi... Yani Barbaros abi... Yani Abi Bey!" diye saçmaladım panikle. "Ben... Ben gerçekten şaka yaptın sandım! Hani sen rahatsız olma diye düşündüm... İşin gücün vardır sonuçta! Ne bileyim, belki bir yerde birine tekme tokat yeni tekniklerini uyguluyorsundur diye düşündüm gerçekten!"
Pars duyduğu "yeni teknikler" lafıyla kaşlarını daha da çattı ama gözlerinin derinindeki o gülme isteğini zor bastırıyordu.
"Teknik he?" dedi, arabanın kapısını açıp bana bakarak. "Benim yeni tekniğim ne biliyor musun Ufaklık? Söz dinlemeyen inatçı keçileri zorla arabaya bindirmek. Bin şu arabaya, tepemi attırma sabah sabah!"
"Ama 'Abi Bey' dedim, saygıda kusur etmedim!" diye mırıldandım hırsla, çantamı omzumda düzelterek.
"O 'abi' lafını bir daha ağzına alırsan o çantanı sokağın sonuna kadar fırlatırım, yürü geç sağa!"
Gözlerimi devirip 'Öküz' diye fısıldayarak ön koltuğa kurulmak zorunda kaldım. Yine dediği olmuştu ama ben de ona o arabayı dar etmesini gayet iyi bilirdim.
Arabanın arka koltuğunda oturmuş, Pars'a sanki dünyanın en iğrenç herifiymiş gibi kötü kötü bakıyordum. Şoför ve yanındaki koruma... Etrafımdaki bu kadar erkeğin arasında ne işim vardı benim ya? Düşündükçe içim sıkıldı ve sesli bir şekilde "Oooof!" diye soludum.
Oflamam o kadar yüksek çıkmıştı ki bir anda arabadaki bütün dikkatleri üzerime çektim. Şoför dikiz aynasından, koruma yan dönerek, Pars ise kaşlarını hafifçe kaldırıp "Ne oldu?" der gibi bir ifadeyle yüzüme baktı.
Hemen toparlanıp, "Yok mu şöyle güzel bir şarkı falan, açsak da dinlesek?" dedim ters bir tonla.
Pars derin bir nefes verip öndeki korumaya döndü. "Açın kızın istediği müziği," diye emretti.
Koruma hemen teybe uzanıp bir radyo kanalı açtı. Hoparlörlerden yükselen ritimle gözlerim parladı: İsmail YK - Bas Gaza çalıyordu! Tam benim kafamdaki ortamdı. Şarkının en sevdiğim, en haraketli kısmı gelince arabadaki herkesi unutup bas avaz bağırmaya başladım:
"Sıfır kilometre yeni bir araba alırım!
Mahallede kızlara ben havamı atarım!
Sağ çek, sol çek, bir caka atarım!
Gözlüğümü takar, birden gaza basarım!
Ver anam, ben anasını satarım!
Amman, her yeri toz dumana katarım!
Yollar tıklım olsa ne yazar?
Söyle yavrum, beni kim tutar?!
Vay anam, ben bela mıyım be?
Vay anam, gözlerim tozpembe!
Direksiyonu çeviriyorum bir sağ, bir sol!
Ey anam, tekerim fır dönüyor!
Ey anam, (aha) bak, kızlar bakıyor!
Çekilin yoldan, bir bela geliyor!
Bas gaza!
Bas gaza aşkım, bas gaza!
Kim tutar seni? Bas gaza!
Yollar senin, hiç durma!
Ah, hadi uçur beni bur'dan!
Bas gaza aşkım, bas gaza!
Kim tutar seni? Bas gaza!
Yollar senin, hiç durma!
Ah, hadi uçur beni bur'dan!
Bir fıstık görsem frene basarım!
Çaktırmadan güzel mi bakarım?
Üf, güzelmişsin be cicim!
Hadi gel, beraber iki tur atalım!
Gel, beraber yollara dalalım!
Kıvrak, deli dolu bir CD takalım!
Boxlar kaliteli, baslar bum!
Vay anam, ben bela mıyım be?
Vay anam, gözlerim tozpembe!
Egzozun sesi kulakları deliyor!
Bas gaza!
Bas gaza aşkım, bas gaza!..."
Arka koltukta kendimden geçip adeta deli gibi bağırarak şarkı söylerken öndeki korumayla şoförün korkudan ve şaşkınlıktan neredeyse kalbine iniyordu! Adamlar dikiz aynasından bana uzaylı görmüş gibi bakıyor, direksiyonu tutan elleri titriyordu.
Gözüm yanımda oturan Pars'a kaydı. Dudaklarını birbirine bastırmış, o karizmatik ve ciddi duruşunu bozmamak için kendini gülmemek adına zor tutuyordu. Yüzündeki kaslar seyiriyor, gözlerinin içi gülüyordu resmen.
Şarkı bittiğinde nefes nefese kalmış bir halde Pars'a doğru mırıldandım:
"Aslında şarkının sözleri tam seni anlatıyor biliyor musun? 'Çekilin yoldan bir bela geliyor, ben bela mıyım be' falan..." Sonra kendi kendime devam ettim: "Ama sana 'Allah Belanı Versin' şarkısı daha iyi giderdi ya, neyse..."
Pars, senin o "Allah Belanı Versin" mırıldanmanı ve yan gözle attığın o sinsi bakışı gayet net duydu tabii!
Dudaklarının kenarındaki o gülüşü saklamak için elini çenesine götürdü, boğazını temizleyip ciddileşmeye çalıştı. Yan dönüp bana doğru hafifçe eğildi, gözlerinde o tehlikeli ama eğlenen ışıkla:
"Sen benim belam olmaya çok heveslisin galiba Ufaklık?" dedi fısıltı gibi bir sesle. "Ama sana bir sır vereyim mi? Beni bıkmaya çalışarak yıldıramazsın. Aksine, sen böyle hırçınlaştıkça benim seninle uğraşasım daha çok geliyor."
Öndeki korumalar dikiz aynasından durumu çaktırmadan izlerken, şoför adamcağız 'Allah'ım sen bizi koru' der gibi derin bir nefes aldı. Ben ise kafanda o harika planı çoktan yapmıştın: Bu adamı benimle uğraştığına, beni kaçırdığına pişman edecektim! Bıktırana, "Yeter be kızım, al okulunu da git, mahalleni de!" dedirtene kadar durmak yoktu.
Araba okulun sokağına girdiğinde, Pars kollarını göğsünde birleştirip sana baktı. "Eee, 'bela', geldik okuluna. Şimdi uslu bir öğrenci gibi inip dersine giriyor musun, yoksa kapıda nöbet mi tutayım?"
Şoför arkaya geçip kapımı kibarca açtığında, homurdanarak arabadan indim. Tam okulun kapısına doğru adımlayacakken, okulun avlusunda daha önce hiç görmediğim, o yakışıklı çocukla göz göze geldik. Olduğum yerde çakılıp kaldım, zaman sanki durdu. Havalı bir hareketle saçlarımı geriye savurdum, ne kadar öyle kaldım bilmiyorum.
Ama o an, belime aniden sarılan güçlü kollarla kendimden geçtim. Biri arkamdan sarılıp belimi sıkıca kavrayınca panikle irkildim. Başımı çevirdiğimde bunun Pars olduğunu anladım; sinirden gözüm dönmüştü!
"Sen benim kişisel alanımı nasıl ihlal edebilirsin, bana böyle yaklaşabilirsin, seni sapık, pis herif!" diye ağzıma geleni saydırdım ve zerre düşünmeden elini yüzüne sert bir tokat gibi geçirdim!
Tokat sesinin yankısı okulun bahçesinde patlarken, etraftaki herkes şaşkınlıkla bize döndü. Ben ne yapmıştım ya?! Ama tokat o kadar net oturmuştu ki, içimin yağları eridi; yemin ederim hiç pişman değildim! Arkama bile bakmadan, koşar adım okulun içerisine kaçtım.
________
Okulda matematikçinin bitmek bilmeyen anlatımından başım artık çatlayacak raddeye gelmişti; ders boyunca tek bir kelime bile anlamamıştım. Neyse ki gün bitti de derste kimse eline almasın diye kilitli kutuya toplanan telefonlarımız nihayet dağıtıldı. Bütün gün okulda dedikodu kazanı kaynamıştı ders boyunca tek bir kelime bile anlamamıştım. Neyse ki gün bitti de derste kimse eline almasın diye kilitli kutuya toplanan telefonlarımız ni