Dokunmadan sevmek
Bölüm şarkısı -yüzyüzeyken konuşuruz sen varsın diye...
Sabahın ilk ışıklarıyla birlikte Buse esneyerek gözlerini açtı. Neyse ki bugün pazardı, okul stresi yoktu ve kendi odasındaydı. Yatakta tembelce doğrulup komodinin üzerindeki telefonuna uzandı. Ekranı açtığı an gözleri fal taşı gibi açıldı.
Pars -5 Yeni Mesaj
Hızla mesaj kutusuna girdi. Dün evde kendi kendine "Ona aşık olmayacaksın Buse, adam tekinsiz, uzak duracaksın!" diye verdiği nutuklar bir anda buharlaşıp uçtu. Kalbi yine ritmini şaşırmıştı.
Pars: Günaydın çaylak. Uyanabildin mi? (09.15)
Pars: Hâlâ uyuyor musun sen? (10.30)
Pars: Buse? (11.15)
Pars: Güzel... Uykunu iyice al bakalım. (11.45)
Pars: Bu arada dün gece üstüme mahvettiğin o gömlek var ya... En sevdiğim gömleğimdi çaylak. Bana bir gömlek borcun var. Bir saate kapındayım, o gömleği telafi edeceğiz. (12.00)
Buse mesajları okurken yanaklarının alev alev yandığını feltetti.
"İnanmıyorum ya!" diye söylendi kendi kendine, yataktan fırlayarak. "Gömlekmiş! Adamın bahanesi hiç bitmiyor ki!"
Tam mesaja 'Hangi gömlek ya, gelmiyorum ben!' yazacakken ekranda aniden Pars'ın ismi parladı. Arıyordu. Buse derin bir nefes alıp sesine ciddi bir ton vermeye çalışarak telefonu açtı:
"Efendim Pars?"
"Sonunda hanımefendi uyanma lütfunda bulundu," dedi Pars. Sesi telefonun ahizesinden bile o kadar derin ve karizmatik geliyordu ki Buse'nin dizlerinin bağı çözülecekti neredeyse.
"Uyanmışımdır herhalde!" dedi Buse savunmaya geçerek. "Ayrıca ne gömleği ya? Koskoca Pars Bey bir gömleğin peşine mi düştü gerçekten?"
Pars hattın diğer ucunda hafifçe kıkırdadı. O boğuk gülüş Buse'nin karnında kelebekler uçurdu.
"O gömlek sıradan bir gömlek değildi çaylak. Üzerinde senin kokun ve... neyse. Hazırlan, 20 dakikaya sokağının başındayım. Sakın mızıkçılık yapayım deme, mahalleye girer babaannenin elini öper, torununuz gömleğimi mahvetti derim."
"Pars sakın! Babaannemi karıştırma, tamam geleceğim!" dedi Buse dehşetle. Pars "Aferin çaylak," deyip telefonu yüzüne kapattı.
Bir saat sonra Buse kendisini Pars'ın o lüks siyah cipinde buldu. Amacı hızlıca bir mağazaya girip, Pars'a rastgele bir gömlek alıp eve dönmekti. Ama işler hiç de Buse'nin planladığı gibi gitmedi...
Arabadan indiklerinde Pars onu mağazalar yerine doğrudan şık bir kahve mekânına soktu.
"Pars, gömlek almayacak mıydık? Niye oturduk buraya?" diye sordu Buse kaşlarını çatarak.
Pars kahvesinden bir yudum alıp arkasına yaslandı, gözlerinde o muzır pırıltıyla Buse'yi süzdü. "Aç karnına alışveriş yapılmaz çaylak. Önce bir tatlı yiyelim."
Kahveden sonra "Tamam hadi gidelim" diyen Buse'yi bu sefer devasa bir sinema salonunun önüne sürükledi.
"Pars! Şaka mı yapıyorsun? Sinema ne alaka?"
"Güzel bir film gelmiş, kaçıramazdım. Gömlek bekleyebilir," dedi Pars gayet rahat bir tavırla. Bitişik koltuklarda, karanlık salonda Pars'ın omzu Buse'nin omzuna değdikçe Buse'nin kalbi boğazında atıyordu. Pars film boyunca gömleği zerre önemsemiyor, sadece Buse'nin patlamış mısır yerkenki hallerini izleyip duruyordu.
Sinemadan çıktıklarında saatler geçmişti. Buse durup ellerini beline koydu, bakışlarını Pars'a dikti:
"Sen benimle dalga mı geçiyorsun? Kahve dedin, tatlı dedin, sinema dedin... Hani gömlek alacaktık? Sen resmen beni oyalıyorsun Pars!"
Pars ellerini ceplerine soktu, Buse'ye doğru bir adım yaklaştı. Yüzündeki o alaycı tebessüm yerini derin ve kışkırtıcı bir bakışa bıraktı. Eğilip kızın kulağına doğru fısıldadı.
Buse'nin o hesabı sorma çıkışına karşılık Pars hiç bozuntuya vermedi. Yüzündeki o kendinden emin, çapkın gülüş daha da derinleşti. Buse'ye doğru bir adım daha yaklaşıp ellerini ceplerine soktu.
"Gömlek bahaneydi evet..." dedi Pars, sesi birden yumuşayıp derinleşirken. "...ama bu seni oyalamak istediğim gerçeğini değiştirmez. Yine de madem bu kadar heveslisin, gel bakalım."
Buse'nin koluna hafifçe dokunup onu lüks bir mağazaya doğru yönlendirdi. İçeri girdiklerinde şık takım elbiselerin ve renk renk gömleklerin olduğu bölüme geçtiler. Mağaza görevlisi hürmetle yanlarına yaklaşsa da Pars tek bir el hareketiyle adamı uzaklaştırdı.
Pars, durup Buse'ye döndü. Gözlerinin içine bakarken sesi ilk defa bu kadar ciddi ve arzulu çıkıyordu:
"Hadi bakalım çaylak. Senin seçtiklerini giymek istiyorum. Git bana bir gömlek seç... Hatta yanına bir de kravat seç, bakalım senin zevkin nasılmış. Bundan sonra senin seçtiğin şeyleri taşıyacağım üstümde."
Buse donup kaldı. Adamın "senin seçtiklerini giymek istiyorum" derkenki o kabullenişi, o teslim olmuş tavrı Buse'nin göğsünün ortasına kocaman bir sıcaklık yaydı.
"Şey... tamam," diye kekeledi Buse, heyecanını gizlemeye çalışarak standlara doğru yürüdü.
Askıların arasında dolaşırken Pars hemen arkasından geliyor, kokusu ve varlığıyla Buse'yi adeta kuşatıyordu. Buse en sonunda koyu füme, İtalyan kesim ipek bir gömlek ile onun üzerine tam uyacak siyah, desensiz ince bir kravat çıkardı.
"Bu..." dedi Buse arkasını dönüp gömleği Pars'ın göğsüne doğru tutarak. "Bu sana çok yakışır."
Pars gömleğe bile bakmadı. Gözleri doğrudan Buse'nin dudaklarındaydı. Buse'nin elindeki kravatı alıp kızın eline tutuşturdu, ardından belinden hafifçe tutup onu kabinlere doğru sürükledi.
"Öyle dışarıdan bakmakla olmaz," dedi Pars kabinin kapısını açıp Buse'yi içeri çekerken. "Gel içeri, gömleği giyerken düğmelerimi sen ilikleyeceksin. Kravatı da sen bağlayacaksın çaylak."
Buse'nin zihnindeki "Aşık olma!" uyarısı, kabinin kapısı üzerlerine kapandığı an kırmızı alarma geçti. Pars'ın bu kadar rahat, fütursuzca üzerine gelmesi ve onu bir anda daracık kabine çekmesi Buse'nin sabrını taşıran son damla oldu.
Panik ve utanç birleşip öfkeye dönüştü. Elindeki gömleği ve kravatı bir kenara fırlattığı gibi sağ elini kaldırıp Pars'ın yanağına ŞRAAK! diye okkalı bir tokat yapıştırdı!
"Sen ne sapık çıktın ya?!" diye bağırdı Buse, gözleri sinirden alev alev yanarken. "Pis herif! Ne hakla beni buraya çekiyorsun sen?!"
Pars yediği tokatla başı hafifçe yana kaymış halde durdu. Ama yüzünde ne bir kızgınlık ne de bir pişmanlık vardı. Yanağını süzüp dilini yanağının içinde gezdirerek Buse'ye baktı. Yüzüne o çapkın, sınır bozucu gülüşünü yerleştirdi:
"Acımadı ki..." dedi pişkince kıkırdayarak. "Ama beni tokat manyağı yaptın sen iyice çaylak. Her fırsatta bir tokat..."
"Aman acımasın!" diye hırladı Buse. Artık bu adama, kokusuna ve yakınlığına dayanacak gücü kalmamıştı. Kabinin kapısını sertçe açıp kendini dışarı attı.
"Buse! Dur!"
Pars, Buse'nin arkasından bağırsa da kız çoktan mağazanın çıkışına doğru koşar adımlarla ilerlemeye başlamıştı. Pars sinirle elindeki gömleği ve kravatı maşanın üstüne fırlattı. Mağaza görevlilerinin şaşkın bakışlarına aldırış etmeden hızla Buse'nin peşinden fırladı.
Buse alışveriş merkezinin kalabalığına karışmıştı. Kısar adımlarla, sürekli arkasına bakarak ve Pars'ın o uzun boylu, cüsseli gölgesini görmekten korkarak panik içinde kaçıyordu. Kalbi boğazında atıyordu. "Yakalanırsam bu sefer elimden kurtulamaz" diye düşünerek gözüne ilk çarpan sığınağa daldı: Kadınlar Tuvaleti.
Pars, alışveriş merkezinin koridorunda durdu. Sağa baktı, sola baktı... Yoktu. Kız resmen kalabalığın içinde izini kaybettirmişti.
Gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı. Yüzündeki o neşeli, çapkın ifadeden eser kalmamıştı. Yerini kapkaranlık, son derece ciddi ve kendine kızan bir ifade almıştı. Çenesini sıktı, elini saçlarının arasından geçirerek kendine okkalı bir küfür savurdu:
"Siktir... Nasıl elinden kaçırırsın kızı ulan Pars? Nasıl yaparsın bunu!"
Sinirle cebinden telefonunu çıkardı. Hızla Buse'nin numarasını tuşladı. Telefon çaldı, çaldı... Buse açmadı.
Pars pes etmedi, parmakları klavyede öfkeyle uçuşmaya başladı:
Pars: Buse neredesin?!
Pars: Çık ortaya, saçmalama!
Pars: Özür dilerim tamam mı? İleri gittim. Sadece nerede olduğunu söyle, bak delirtme beni!
Pars: Telefonu aç Buse!
Bu sırada Buse, kadınlar tuvaletindeki kabinlerden birine girmiş, klozetin kapağına oturmuş nefes nefese bekliyordu. Cebinde titreyen telefona baktı. Pars'ın peş peşe gelen aramalarını ve mesajlarını gördü a