Keşfet

Duvar

Onun Krallığı

Bölüm Şarkısı -Zeynep Casalini -Duvar🎧

3 Hafta Sonra...

O özlemle dönülen ev, artık Buse için huzur dolu bir yuva değil; her köşesi buz tutmuş, yabancı bir hapishaneydi. Birşey olmuştu sanki Pars sanki o eski tutkulu adam değildi. Buse'ye karşı mesafeli, soğuk ve inanılmaz derecede ilgisizleşmişti. Günlerinin çoğunu çalışma odasına kapanarak geçiriyor, elinden düşürmediği telefonla fısıltıyla birileriyle konuşuyordu.Buse soru sordugunda tersliyor Bazen de hiç eve uğramıyor, gecenin bir yarısı nerede olduğu belirsiz bir şekilde ortadan kayboluyordu.

O akşam da farklı değildi. Şehrin üzerine çöken şiddetli fırtına yüzünden mahallede elektrikler kesilmişti sonbaharın gelişi kendini belli ediyordu Busenin ruhu üşüyordu bedeni değil .

Koca ev zifiri karanlığa gömülürken Buse saatlerdir tek başınaydı. Üstelik sabahtan beri geçmeyen yoğun bir mide bulantısı ve baş dönmesiylede boğuşuyordu. Yatağın içinde büzülmüş, karanlıktan ve fırtınanın sesinden korkarak Pars'ı aradı.

Telefon uzun uzun çaldıktan sonra açıldı. Pars'ın sesi yorgun, uykulu ve inanılmaz bıkkın geliyordu.

"Ne var Buse?"

Buse titreyen sesiyle konuşmaya çalıştı incindigini belli etmemeye çalışarak bogazını temizledi şeyyy "Pars... Evde elektrikler gittide, karanlıkta kaldım. Üstelik sabahtan beri midem çok kötü bulanıyor, başım dönüyor... Neredesin, ne zaman geleceksin?"senide çok özledim

Pars telefonda birkaç saniye sustu. Ardından derin, tahammülsüz bir nefes verdi.

"Ne yapabilirim Buse? Ben doktor değilim, beni niye arıyorsun?" dedi buz gibi bir rahatlıkla. "Üşütmüşsündür işte. Çok kötüysen git nenenin evine, o bakar sana. İşim var benim, önemli."

Buse duyduğu umursamazlıkla gözyaşlarına hakim olamadı. "Benden önemli işlerin mi var Pars?! Karanlıkta tek başımayım, hastayım diyorum sana!"

"Çok konuşuyorsun," diye kesti Pars lafını acımasızca. "Bıktım senden. Senin bitmek bilmeyen dertlerinden de bıktım."

Buse tam bir şey söyleyecekken, hattın arka planından pürüzsüz bir kadın sesi yükseldi: "Pars? Ne oldu, bir sorun mu var?"pars o kadın kim yanlız degilmisin sen?

Pars cevap bile vermeden telefonu Buse'nin yüzüne kapattı.

Dıt... dıt... dıt...

O ses karanlık odada yankılanırken Buse elindeki telefonla kalakaldı. Birkaç gündür içine attığı her şey, o umursamazlık, yalnızlık,şimdide aldatılma şüphesi ve mide bulantısının verdiği fiziksel acı bir anda patladı.

Buse ellerini kulaklarına bastırdı. Pars'ın "Bıktım senden... Nenenin evine git... İşim var..." diyen sesi beyninin içinde bir fırtına gibi dönüyordu.

"Beni yalnız bırakıyor..." diye fısıldadı önce, hıçkırıklarının arasından. "Artık sevmiyor beni... Sevmiyor!"

Ellerini kulaklarından çekip yataktan fırladı. İçinde patlayan sinir kriziyle karanlık odada ne bulduysa yere fırlatmaya başladı. Komodinin üzerindeki lambayı, bardakları, aynadaki parfümleri duvara çarparak parçaladı.

"Senden nefret ediyorum!" diye haykırdı, boğazı yırtılırcasına. "Nefret ediyorum senden Pars!"

Gözyaşları yanaklarından sicim gibi akarken, karanlık ve darmadağın odanın ortasında dizlerinin üzerine çöktü. O birkaç günün birikmişliği, genç kızın göğsünü bir canavar gibi yırtıyordu. Buse, o gece yalnızlığın ve ihanetin acısıyla çığlık çığlığa aglarken bunu bir başlangıç oldugundan habersizdi.

......

Güneşin ilk ışıkları zifiri karanlığı yavaşça dağıtırken, Buse bütün geceyi darmadağın ettiği odanın zemininde, gözleri tavana dikili bir şekilde geçirdi. Yüzündeki kurumuş gözyaşı izleri ve içindeki devasa kırgınlıkla ayağa kalktı. Küçük bir çantaya birkaç parça eşya ve para tıkıştırdıktan sonra kapının önüne çıktı.

Bahçede bekleyen koruma, Buse'yi o bitkin ve solgun halde görünce hızla arabadan indi. "Buse Hanım? Bir sorun mu var, Pars Bey'e haber vereyim mi?"

Buse kırgın, kısık ve buz gibi bir sesle umrunda olucagını zannetmiyorum diye adamı tersledi. "İstemiyorum. Haberi var zaten, beni babaannemin evine bırakırmıdınız."

Yol boyunca tek kelime etmedi Buse. Babaannesinin kapısına vardığında, içindeki o yangını tamamen bastırdı. Kapıyı açan babaannesine sıkıca sarıldı; yüzüne zoraki bir tebessüm yerleştirip sadece biraz özlediğini, Pars'ın da yoğun işleri olduğu için birkaç gün burada kalacağını söyledi. Kimseye bir şey yansıtmayacaktı, yansıtmıyordu da.

Ama Deniz'den hiçbir şey kaçmıyordu. Zaten günlerdir Buse'deki o durgunluğu, gözlerindeki o sönük ışığı fark ediyordu.Derslerine bile odaklanamıyordu Sabahın erken saatinde telefonu çaldı Buse'nin.

Nasıl oldun meleğim, daha iyi misin? dedi Deniz, neşeli tutmaya çalıştığı sesiyle. Geliyorum yanına, hastaneye geç kalmayalım tahliller için. Hazırsan çıkıyorum?"

Buse derin bir nefes aldı. "Hazırım Deniz, bekliyorum..."

Biraz sonra Denizle arabaya bindiklerinde, yolda ilerlerken aralarındaki sessizliği Deniz bozdu. Buse'nin solgun yüzüne üzüntüyle bakarak, "Ne biçim bir adam bu Pars ya?" diye patladı en sonunda. "Günlerdir yüzün gülmüyor Buse, ne oluyor Allah aşkına?"

Buse daha fazla tutamadı kendini. Gece telefonda yaşananları, Pars'ın "Bıktım senden, git nenenin evine, işim var" deyişini ve arkadan gelen o pürüzsüz kadın sesini bir bir anlattı.

Deniz dinledikçe dişlerini sıktı gözleri fal taşı gibi açıldı. "Vay şerefsiz!" diye bağırdı arabanın içinde. "Ulan adama bak ya! Sen ne hallerdesin, herif arkadan ne işler çeviriyor!"

Işıklarda durduklarında Deniz Buse'ye döndü, gözlerinde içten bir şefkat vardı. "Bak, hastaneden sonra babaannene dönme. İstersen bende kal. Bizimkiler izmire gittiler, bir süre oradalar. Evde yalnızım zaten, hem bana da arkadaş olursun. Kafanı toplarsın biraz, ha?"

Buse önce yük olmak istemedi, duraksadı. Ama o evdeki yalnızlık hissi ve Pars'ın hayaletiyle baş başa kalma fikri gözünü öyle korkutuyordu ki, istemeye istemeye başını salladı.

"Tamam..." dedi fısıltıyla. "Tamam Deniz, kalayım."

.......

Yaklaşık iki saat sonra, hastane koridorunun o beyaz ve soğuk havası Buse'nin üzerindeki baskıyı iyice artırmıştı. İçindeki o tarifsiz gerginlikle bir türlü oturamıyor, sandalye dizisinin önünde bir ileri bir geri adımlayıp duruyordu.

Deniz, Buse'nin bu huzursuz halini izlerken oturduğu yerden derin bir nefes verdi. "Buse, otur gözünü seveyim, dinlen biraz... Of, nerede kaldı bu sonuçlar ya? Çıkınca mesaj geleceğini söylediler ama kaç saat oldu!"

Buse tam cevap verecekken, ensesinde buz gibi bir his belirdi. Birinin kendini izlediğini hissetti. Kalbi aniden amansızca çarpmaya başladı. Başını yavaşça koridorun sonundaki kalabalığa doğru çevirdi.

Ve o an kalbi sıkıştı.

Koridorun en karanlık köşesinde, duvara yaslanmış duran adam... Pars'tı. Buse'nin gözleri onun karanlık bakışlarıyla buluştuğu an zaman durdu sanki. Ama Pars, Buse'nin onu fark ettiğini anladığı an arkasını dönüp kalabalığın arasında kayboldu.

"Pars..." diye fısıldadı Buse.

"Ne?" dedi Deniz, anlamayarak.

Buse, Deniz'in sorusunu duymadı bile. Koşar adımlarla Pars'ın kaybolduğu yöne doğru fırladı. İnsanları yararak koridorun sonuna ulaştı, sağa sola baktı ama kimse yoktu. Adam sanki bir hayalet gibi bir anda yok olup gitmişti.

Deniz arkasından nefes nefese yetişti. Buse'nin kolunu tuttu. "Buse! Ne oluyor, neye koşuyorsun öyle?!"

Buse'nin gözlerinden yaşlar boşanmaya başladı. Çaresizce etrafa bakarak hıçkırdı. "Pars geldi sandım... Yemin ederim buradaydı Deniz, bana bakıyordu! Ama yok... Gelmemiş."

Deniz'in içi Pars'a karşı öfkeyle dolup taştı ama bu halde arkadaşının üzerine gitmenin hiçbir faydası yoktu. Öfkesini yutup Buse'nin omzunu şefkatle sıktı.

Sakin ol meleğim, zihnin seninle oyun oynuyor, stres yaptın iyice," dedi sesi yumuşatarak. "Hadi gel, içeri girelim. Bak doktordan mesaj geldi, çıkmış sonuçlar.

Doktor hanım, gözlüklerinin üstünden sevecen ama ciddi bakışlarla karşısındaki iki genç kıza baktı. "Geç kızım, otur şöyle," diyerek masanın önündeki koltukları işaret etti.

Buse ve Deniz gergin adımlarla masanın karşısındaki sandalyelere oturdular. Doktor hanım önündeki bilgisayardan tahlil sonuçlarını inceliyor, bir yandan da gözlüklerini burnunun ucuna doğru kaydırıyordu.

"Evet Buse Hanım, genel tahlil sonuçlarınız temiz ç