Görücü usulü
❝Sen de bir şey var, öyle bir şey ki hiçbirinde rastlamıyorum. Öyle bir şey ki işte bütün endişelerim senin yanında yok oluyor. Ruhuma bir şifa, bir huzur geliyor.❞
Eylül, Mehmet Rauf-
Araya birkaç gün girmişti. Buse, Pars'ın "nikah" çıkışından beri adamdan kaçmaya çalışsa da aklı sürekli o Pazar gününde kalmıştı. Fakat evde bambaşka bir kriz patlak verdi. Uzak bir akraba, oğullarını Buse'ye görücü çıkarmak için haber göndermiş, babaanne de "Bir gelsinler, tanışın, zararı gelmez" diyerek ısrar etmişti. Buse ne kadar "İstemiyorum!" dese de babaannesini ikna edememişti.
Tabii Pars'ın bu mahalleden ve Buse'nin ailesinden habersiz kaldığı tek bir saniye bile yoktu. Babaanne Pars'ı önceden tanıyor, onun ne kadar tekinsiz ama bir o kadar da gözü kara bir adam olduğunu gayet iyi biliyordu.
Akşamüstü, görücü adımıyla çocuk eve doğru yürürken mahallenin başındaki kahvehanenin önünde önü kesildi. Pars, ceketinin düğmesini iliklemiş, gözlerinde şimşeklerle adamın tam karşısına dikildi.
"Nereye böyle hemşerim?" dedi Pars, sesi buz gibi soğuktu.
"Şey... Buse'gillere gidecektim, hayırlı bir iş için..."
Pars'ın tepesi o an attı. "Yabancı biri gelemez demedim mi ulan ben bu mahalleye?!" diye kükredi. Adam daha ne olduğunu anlayamadan Pars adamın yakasına yapıştığı gibi sokak arasında pataklamaya başladı. Bir güzel benzetip, "Bir daha bu mahalle karesine adım atarsan seni diri diri gömerim!" diye tehdit ederek adamı arkasına bakmadan kaçırttı.
Bu sırada evde Buse ve babaannesi içeride salonda bekliyordu. Saatler geçti ama gelen giden olmadı. En sonunda telefon çaldı. Akrabalar panik ve korku dolu bir sesle, "Biz vazgeçtik, oğlanın aniden acil bir işi çıktı, gelmiyoruz!" diyerek pat diye telefonu kapattılar. Babaanne şaşkınlıkla kalakaldı.
Aradan bir iki saat geçmişti ki, kapı alacaklı gibi çalmaya başladı. Güçlü ve sert vuruşlar evi inletiyordu. Buse korkuyla kapıya koşup açtı.
Karşısında Pars duruyordu. Nefes nefese kalmış, gözleri sinirden kararmıştı. Buse'yi gördüğü an içeri doğru bir adım atıp kapıyı arkasından sertçe kapattı.
"Sana görücü geliyor ve benim haberim yok, öyle mi?!" diye bağırdı Pars, sesi öfkeyle titriyordu. "Ben sana benden habersiz iş çevirme demedim mi Buse?!"
Buse, Pars'ın bu baskınına ve hesap sormasına hiç geri adım atmadı. Kollarını göğsünde birleştirip dimdik durdu:
"Sana ne oluyor ya?!" diye çıkıştı Buse. "Akrabalar öylesine bir uğrayacaktı işte! Önemsiz bir şeydi zaten! Ben kabul etmeyecektim ki, gelince 'istemiyorum' deyip kibarca yollayacaktım, kendi aramızda halledecektim! Her şeye böyle paldır küldür dalmak zorunda mısın sen?!"
Pars, Buse'nin "Önemsiz bir şeydi" demesiyle çileden çıktı. Buse'ye doğru bir adım yaklaştı, aralarındaki mesafeyi sıfırladı. Sesi hırıltılı ve kışkırtıcı bir tona büründü:
"Önemsiz mi?" dedi gözlerinin içine bakarak. "Kızım sen çıldırtacak mısın beni? Seni istemeye kimse gelemez! Benden başka hiç kimse o kapıdan içeri evlenmek için adım atamaz, anladın mı beni?! Halletmekmiş... Ben o adamı caddenin ortasında halletmeseydim görürdün halletmeyi!"
Buse duyduklarıyla dona kaldı. "Sen... Sen adama ne yaptın Pars?!"
Buse daha Pars'ın "O adamı caddenin ortasında halletmeseydin görürdün!" sözlerinin şokunu atlatamadan, koridorun sonundan baston sesleri duyuldu. Babaannesi Hatice Hanım, gözlüklerinin üstünden bakarak salondan çıktı.
"Kimmiş o gelen bakayım gece vakti gürültü çıkaran?"
Hatice Hanım kapıdaki uzun boylu, kalıplı adamı görünce adımlarını yavaşlattı. Pars'ı mahalleden ve o sert namından gayet iyi tanıyordu ama hiç bozuntuya vermedi.
Pars, az önceki o gözü dönmüş, adam döven halinden bir saniyede sıyrıldı. Buse'nin şaşkın bakışları arasında hemen kendini toparladı. Yüzüne son derece saygılı, terbiyeli bir mahalle delikanlısı tebessümü yerleştirip Hatice Hanım'a doğru iki adım attı.
"Hayırlı akşamlar Hatice Anne," dedi sesi birden pamuk gibi yumuşayarak. Eğilip Hatice Hanım'ın elini büyük bir hürmetle öptü, alnına koydu. "Benim... Pars. Bir durum var mı diye bir bakayım, hal hatır sorayım dedim."
Buse arkada gözleri fal taşı gibi açılmış halde kalakaldı. Bu adam az önce dışarıda milleti benzetip kapıyı alacaklı gibi çalan adam mıydı gerçekten?!
Hatice Hanım, Pars'ın bu hürmetkar tavrı karşısında yumuşayıverdi. "E eksik olma evladım, geç içeri şöyle ayakta kalma," dedi.
Pars içeri adımlarken gözü birden sehpanın üzerindeki ikramlıklara ve Buse'nin üzerindeki şık, görücüler için giyindiği elbisesine kaydı. Sinirle çenesini sıktı, gözlerinden anlık bir şimşek çaktı ama Hatice Hanım'a çaktırmamak için hemen kendini frenledi.
Salona geçip oturdular. Hatice Hanım, "Nasıl olsun evladım, bizim görücüler aniden geleceğiz deyip sonra bir anda vazgeçtiler, ona şaşırdık kaldık," deyince Pars hemen atıldı:
"Aman Hatice Anne, öyle ne idüğü belirsiz adamlara kız verilir mi hiç? Hayırlısı olmuş, gelmedikleri daha iyi," dedi gayet pişkince.
Aradan yarım saat geçti. Pars, Hatice Hanım'la öyle tatlı bir sohbete daldı ki... Çayını yudumluyor, Hatice Hanım'ın ikram ettiği börekleri, tatlıları afiyetle yiyor, bir yandan da kadıncağızın hal hatırını sorup tansiyon ilaçlarını bile hatırlatıyordu! Hatice Hanım adeta Pars'a bayılmış, "Tüh, ne kadar da terbiyeli, zeki bir çocukmuşsun sen Pars" diye övmelere doyamıyordu.
Buse ise tekli koltukta oturmuş, elindeki çay bardağıyla dona kalmış halde Pars'ı izliyordu. Adam resmen babaannesini parmağında oynatıyordu!
Bir ara Hatice Hanım mutfağa taze çay koymaya gittiğinde, Pars çay bardağını sehpaya bıraktı. Oturduğu koltukta Buse'ye doğru hafifçe eğildi. Yüzündeki o terbiyeli çocuk maskesi anında düştü; yerini kışkırtıcı, çapkın bir tebessüme bıraktı.
"Nasıl çaylak?" dedi fısıltıyla, gözlerini Buse'nin şaşkın yüzünde gezdirerek. "O elbisenin hesabını sonra soracağım ama bak gördün mü... Ben bu eve girmesini de bilirim, kendini sevdirmesini de."
Buse öfkeyle fısıldadı: "Sen tam bir şeytansın Pars!"
Bu sırada Hatice Hanım mutfaktan elinde temiz bir saklama kabıyla döndü. Mutfakta ne var ne yoksa-böreği, kurabiyesi, sarması-özenle kaba doldurmuş, kapağını sıkıca kapatmıştı.
Götürüp kabı Pars'ın eline tutuşturdu, gözlerinin içi gülerek adamın omzunu pat patladı:
"Al bakalım evladım, bunları da yanında götür. Gece acıkırsan yersin, tek başına yaşayan adamın boğazından sıcak bir şey geçsin. Bir daha da böylesine yalnız kalma, ne zaman istersen çık çık gel, kapımız sana her zaman açık."
Pars elindeki saklama kabına baktı. O an, sokakların o karanlık, acımasız dünyasında sertleşmiş yüreğinde sıcacık bir şeyler kıpırdadı. Yeraltında herkes ondan korkar, saygı duruşunda beklerdi ama hayatında ilk defa biri ona bir iktidar sahibi olarak değil, sırf "karnı doysun" isteyen bir evlat gibi yaklaşmıştı.
Pars, Hatice Nene'ye baktığında içindeki o tekinsiz adam tamamen silindi. Bu yaşlı kadına duyduğu saygı ve sevgi artık numara değildi; onu gerçekten benimsemiş, öz babaannesi gibi bağrına basmıştı.
"Sağ olasın Hatice Nene..." dedi Pars. Sesi ilk defa bu kadar içten, bu kadar derinden geliyordu. "Ellerine, yüreğine sağlık.
Eğilip kadının elini bir kez daha, bu sefer çok daha derin bir hürmetle öptü.
Ayrılmadan önce kapının eşiğinde Buse ile göz göze geldiler. Buse de Pars'ın gözlerindeki o samimi, yumuşamış değişimi fark etmiş, dona kalmıştı. Pars, Buse'ye bakıp hafifçe gülümsedi. O bakışta artık sadece çapkınlık değil, bu yuvayı ve içindekileri sonuna kadar koruma yemini vardı.
Sağ olasın Hatice Nene," dedi Pars, sesi inanılmaz derecede yumuşak ve içten çıkıyordu. "Ellerine sağlık."
Eğilip Hatice Nene'nin elini bir kez daha öptü, alnına koydu. Ardından kapının eşiğinde duran Buse'ye döndü. Gözlerinde az önceki o gözü dönmüş öfkeden eser kalmamıştı; yerini derin, sahiplenici bir bakış almıştı.
"Ben kaçtım," dedi Pars, Hatice Nene'ye el sallayarak. Sonra da Buse'nin sadece kendisinin duyabileceği bir ses tonuyla fısıldadı: "Seni de sonra arayacağım çaylak..."
Pars merdivenlerden inip gittiğinde Hatice Nene kapıyı kapatıp arkasını döndü. Yüzünde kocaman bir tebessümle Buse'ye baktı:
"Pe