Keşfet

itiraf

Onun Krallığı

"Hemen gelsin yaz kız" diyen @Gece452... İşte geldim 😏 Bu bölüm sana gelsin. Umarım daha uzun ve daha açık olmuştur 💜

Bölüm şarkısı-feridun düzağaç- alev alev

Buse panikle koltukta kımıldandı. Pars'ın o delici bakışları altında daha fazla oturursa kalpten gidecekti. Birden bacaklarını birbirine bastırıp abartılı bir mimikle arkadaşının kolunu dürttü.

"Şey... Benim çok acil lavaboya gitmem lazım. Çişim geldi de!" dedi. Sonra arkadaşına dönüp göz işareti yaptı. "Sen de gelsen ya benimle? Burayı pek bilmiyorum, yolumu kaybederim falan..."

Pars kızın bu çocukça bahanesine kaşlarını kaldırarak baktı ama bir şey demedi. Eliyle üst kattaki koridoru işaret etti. "Üst katta, soldaki ilk kapı."

İki kız adeta bir kaçış planı uyguluyormuşçasına alelacele üst kata fırladılar. Banyoya girdikten sonra kapıyı sessizce kilitlediler.

"Kızım ne yapacağız şimdi?" diye fısıldadı arkadaşı. "Ne arıyoruz ki biz bu evde?"

"Bilmiyorum!" dedi Buse heyecanla. "Ne bulursak bakacağız işte. Şüpheli bir şey, bir kanıt... Ne bilsin zihnim!"

Banyodan parmak uçlarında çıkıp koridorun sonundaki Pars'ın çalışma odasına sızdılar. Odaya adım atar atmaz ikisinin de içi bir hoş oldu. Buram buram Pars'ın o sert, odunsu parfümü kokuyordu. Buse ve arkadaşı ne aradıklarını bile bilmeden çekmeceleri, karıştırmaktan korkarak hafifçe aralamaya başladılar.

Buse, masanın üzerindeki büyük, deri kaplı kalın kitaba uzandı. Meraktan kapağını araladığında, sayfaların arasından birkaç fotoğraf karesi yere doğru kaydı.

Buse hızla fotoğrafları alıp baktığında nefesi boğazında tıkandı.

Fotoğraflar kendisinindi... Üstelik son birkaç ayda, henüz Bursa'dayken, Pars'ın hayatında bile olmadığı zamanlarda çekilmişti! Bir fotoğrafta otobüs durağında beklerken, diğerinde okul çıkışı yürürken, bir başkasında ise bir kafede çay içerken uzaktan, gizlice çekilmiş kareleri duruyordu.

"Buse... Bunlar ne?" dedi arkadaşı dehşetle fısıldayarak fotoğraflara bakıp. "Bu adam seni Bursa'dayken de mi takip ettiriyordu?!"

Buse'nin elleri titremeye başladı. Pars'ın onun hayatına tesadüfen girmediğini, kendisini adım adım izlediğini anlamak tüylerini diken diken etmişti.

"Hemen telefonunu çıkar," dedi Buse titreyen sesiyle.

Hızlıca kendi telefonuyla fotoğrafların net birer resmini çekti. Ardından orijinal fotoğrafları milimi milimine kitabın arasına, tam bıraktığı yere geri koydu. Kitabı kapatıp masayı düzeltti.

"Gidiyoruz," dedi Buse, gözleri büründüğü bu gerçekle büyümüş bir halde. "Hemen aşağı inip bu evden çıkmamız lazım."

______

Buse ve arkadaşı odada gizlice ğeçen gece çektikleri fotoğraflara bakıyorlardı. Şoktan hâlâ çıkamamışlardı.

"Kızım adam sen daha Bursa'dayken peşindeymiş!" dedi arkadaşı fısıltıyla. "Beynim yandı resmen. Bak, bu gece kulübe gidiyoruz. Kadir'le konuştum, okul çıkışı gece yarısı kaçıyoruz. Biraz kafamız dağılsın, yoksa kafayı yiyeceğiz."

Buse tereddütle geri çekildi. "Açıkçası ben gelemem ya... Bir duyulursa, Pars öğrenirse mahvoluruz."

"Aman Buse, başlama yine!" dedi arkadaşı. "Kadir dedi ki 'Arabayla alacağım sizi, sıkılırsanız hemen döneriz.' Kimse duymayacak. Gece herkes uyuduktan sonra kaçarız. Hem kaç gündür Pars ortalıklarda yok, senin semtine uğradığı bile yok!"

Pars'ın birkaç gündür ortalıkta olmaması Buse'ye tuhaf bir cesaret verdi. Nasıl olsa yok, ruhu bile duymaz, diye düşündü.

O gece mahallede herkes uyuduğunda, ikisi çaktırmadan evden sızıp Kadir'in onları beklediği arabaya bindiler. Şehrin en kalabalık, en popüler kulüplerinden birine vardıklarında içerisi ana baba günüydü. Müzik bass'larıyla yeri göğü inletiyor, insanlar pistin ortasında deli gibi dans edip gülüşüyordu.

İçeride yüksek localar, özel VIP masalar vardı. Ve Buse'nin hiç tahmin edemeyeceği bir şey vardı: Pars da oradaydı.

VIP locasında oturan Pars, yanında konuşup duran adamlardan hiçbirini dinlemiyordu. Elindeki viski kadehini ağır ağır parmaklarının arasında çevirirken, gözleri bıkkınlıkla kalabalıkta geziniyordu. Tam o sırada, kalabalığın arasında tanıdık bir siluet gördü. Gözleri buseye kilitlendi.

O sırada Buse ve arkadaşı pistin kenarındaki boş masalardan birine geçti. Kadir ve gruptaki diğer erkekler de yanlarındaydı. Buse tam "Ben çok sıkıldım, dönelim mi?" diyecekti ki mekanın dj'i parçayı değiştirdi.

KÖFN'ün şarkısı çalmaya başladı.

Her anın aklımda, her kıvrımın...

Şarkının ritmi yükselince kızlar çığlık atıp pistin ortasına fırladılar. Buse de bir anlık o tüm stresi, korkuyu arkasında bırakıp kendini müziğe kaptırdı. Verimsizce, neşeyle dans etmeye, arkadaşıyla kahkahalar atmaya başladı. Uzun zamandır ilk defa bu kadar özgür hissediyordu.

Ama bilmediği çok tehlikeli bir şey vardı.

Yukarılardan bir yerden, karanlığın içinden iki karanlık göz her hareketini milim milim takip ediyordu. Pars, kızın o rahat tavırlarını, neşeyle gülüşünü ve en önemlisi... Kadir'in ve etraftaki diğer erkeklerin Buse'ye nasıl hayranlıkla ve baktığını görüyordu.

Pars'ın bakışları bir anda yırtıcı bir hal aldı. Çenesi kasıldı, elinde tuttuğu ağır kristal viski bardağını öyle bir sıktı ki, camın üzerindeki parmak boğumları bembeyaz kesildi. Bardağı neredeyse patlatacak kadar büyük bir hırsla sıkıyordu.

Buse, dans ederken üzerindeki o yoğun, yakıcı baskıyı hissetti. Sanki biri tenini bakışlarıyla dağlıyordu. Gayriihtiyari başını hafifçe yukarı, VIP localarının olduğu tarafa doğru kaldırdı.

Gözleri karanlığın içinde dikilen o heybetli figürle çakıştı.

Pars, elinde kadehiyle tam tepesinde durmuş, gözlerinden alevler saçarak doğrudan onun gözlerinin içine bakıyordu.

Buse'nin gülüşü anında yüzünde dondu. Kanı çekildi, dans eden ayakları yere çakıldı. Şehrin öbür ucundaki bu kulübe, Pars yok diye cesaret edip gelmişti ama şimdi... canavarın tam da avcunun içindeydi.

Pars'ın elindeki kristal bardak, parmaklarının arasındaki devasa basınca daha fazla dayanamadı. Adamın gözü dönmüştü. Hiddetle yerinden fırlayıp elindeki bardağı VIP masasının üzerine öyle bir vurdu ki, kadeh tuzla buz oldu!

Bununla da kalmadı; gözünü Buse'den ayırmadan önündeki ağır ahşap masaya devasa bir tekme savurdu. Masa, üzerindeki içki şişeleri ve bardaklarla birlikte büyük bir gürültüyle alt kata, pistin kenarına doğru yuvarlandı.

O an kulüpte adeta zaman durdu.

müzik anında kesildi. Mekandaki herkes neye uğradığını şaşırıp dona kaldı. Flaş ışıklarının altında derin, ürkütücü bir sessizlik hâkim oldu. Kadir ve gruptaki diğer erkekler korkuyla ne olduğunu anlamaya çalışırken, pistte dans eden insanlar dahi neye uğradığını şaşırmıştı.

Buse'nin kalbi boğazında atıyordu. Pars'ın o kor gibi yanan gözlerini merdivenlerden aşağıya doğru attığı iri, tehditkâr adımları görünce dehşetle geri geri gitmeye başladı. Ayakları birbirine dolaşıyordu.

Yanındaki arkadaşları Pars'ın adeta bir fırtına gibi doğrudan Buse'ye doğru yürüdüğünü görünce dehşet içinde kızın arkasından gitmeye başladılar. Ne olup bittiğini, hiçbiri anlayamamıştı ama atmosferdeki tehlike o kadar belirgindi ki kimseden tek bir ses bile çıkamıyordu.

Pars, etrafındaki şaşkın kalabalığı yararak doğrudan Buse'nin tepesine dikildi. Boyuyla, heybetiyle ve gözlerindeki o katıksız öfkeyle tam bir canavar gibi duruyordu.

Buse adımlarını durdurdu, arkasında duvar kalmamıştı. Korkudan titreyen sesiyle sadece "Pars..." diyebildi.

Pars, kızın karşısında durdu. Bakışları önce Buse'nin korkuyla açılmış gözlerinde, ardından hemen arkasında duran Kadir'in üzerinde gezindi. Yüzünde beliren o tehlikeli gülüşle Buse'ye doğru eğildi:

Pars'ın gözü tamamen dönmüştü. Kulüpteki ölüm sessizliğini adamın gür ve hiddetli sesi bıçak gibi kesti:

"SEN NİYE BENİ DİNL EMİYORSUN LAN!!!"

Ses mekândaki her bir duvarda yankılanırken Kadir de dâhil etraftaki herkes korkudan geriye doğru sindi. Pars, Buse'nin tek bir kelime etmesine, hatta nefes almasına bile fırsat vermedi. Tek bir ser seri hamleyle kızı belinden kavrayıp çuval gibi havaya kaldırdı. Buse'nin şaşkınlıktan ve korkudan gıkı bile çıkamadı, sadece adama tutunabildi.

Pars, kulüpteki şaşkın bakışların arasından hızla geçip kucağındaki Buse'yle birlikte VIP bölümündeki ken