Keşfet

kaçırıldık( güya)

Onun Krallığı

kaçırıldık( güya)

Adil, depodaki korumalardan "Kızları ele geçirdik, işte kanıtı" diye bir fotoğraf beklerken telefonuna düşen görsele bakakaldı.

Görselde Buse ve Deniz, ağızlarına yapıştırılmış koli bantlarının üzerine keçeli kalemle gülücük emojileriyle "BİZ KAÇIRILDIK :)" ve "KAÇIRILDIK :)" yazmış, kameraya doğru gayet neşeli, tatlı tatlı poz vermişlerdi!

Adil telefona bakıp sinirden köpürdü, korumayı aradı:

"Bu ne lan?! Ağzı bantlı kanıt fotoğrafı istedim, kızlar bana kitle iletişim aracı gibi selfie fırlatmış! Başka fotoğraf yok mu lan?!koruma telefonda titreyerek cevap verdi:

"Abi... Başka türlü fotoğraf çektirmelerine imkan yoktu ki! Yüzlerini göstermeyi asla kabul etmediler. 'Ancak üzerimize komik bir şey yazıp gülücük koyarsak poz veririz, yoksa Pars gelene kadar çenemizle sizi felç ederiz' dediler... Biz de bu şartla kabul etmek zorunda kaldık abi, valla billa yemin ederim!"

Adil küfürler ederek telefonu kapattı. "Pars'ın gözünü korkutayım" diye düşündüğü bu fotoğrafı, çaresizce tehdit mesajıyla birlikte Pars'a gönderdi.

Aynı saatlerde Pars'ın mekanında gergin bir bekleyiş vardı. Pars masanın başında durmuş, Buse ve Deniz de yanındaki koltukta oturmuş çaylarını yudumluyordu.

Pars'ın telefonuna Adil'den mesaj geldi: "Elimdeler, gözünü korkutmak için atıyorum."

Pars hızla ekrana tıkladı. Fotoğraf açıldığında Pars, yanındaki Buse ve Deniz ekrana bakakaldılar.

Buse fotoğrafı görür görmez elindeki çay bardağını düşürüyordu. Hemen eliyle yüzünü kapatıp kıkırdamaya başladı:

"Ohaaa! Ne kadar ayıp ya! İnşallah bunu Adil'den başka kimse görmemiştir! Gören de rehin tutuluyoruz değil, depoda festivale katılmışız, ne kadar eğleniyorlar sanacak!"

Deniz de fotoğrafa yaklaşıp inceledi, saçını arkaya savurdu:

"Ay yalnız benim açı mükemmel çıkmış! Işık biraz kötüymüş depoda ama banttaki gülücük detayı ortamın havasını yumuşatmış. Buse senin koli bandın biraz yamuk yapışmış yalnız, ben sana demiştim o bant bana daha çok yakışıyor diye!"

Pars ekrandaki iki gülücüklü "KAÇIRILDIK" yazısına, bir de yanında oturup fotoğrafın estetiğini tartışan Buse ve Deniz'e baktı. Elini alnına koyup derin bir sabır çekti:

"Ben 3 gün boyunca bu şehri ateşe verdim... Cephanelik patlattım, Adil'in mekanlarını yıktım... Siz rehinelik fotoğrafında 'gülücük emoji'si tasarlayıp açı mı beğendiniz?!"

Buse, Pars'ın koluna girip başını omzuna yasladı, parmağındaki Zühre Yıldızı yüzüğünü parıldatarak gülümsedi:

"Ama Pars Bey... Ortam çok gergindi, fotoğrafın konseptini biraz yumuşatmayalım mı dedik? Bak fena mı olmuş, Adil bile ne yapacağını şaşırmış işte!"

Pars, kızın bu haline dayanamayıp gülmeye başladı. Buse'nin burnunu nazikçe sıktı:

"Sizin bu kafanız Adil'i de batırır, dünyayı da... Hadi kalkın, bu efsanevi fotoğrafı çerçeveletip garajın duvarına asacağız!"

....

Fotoğraf garajın duvarına asıldığı an mahallede adeta küçük bir bayram havası esti!

Buse'nin "büyüyünce evlenirim" cevabına ve o efsanevi kaçırılma selfie'sinin duvara asılmasına özel, Deniz'in önderliğinde mahallenin meydanındaki açık havada tatlı bir tebessüm ve tebrik kutlaması organize edildi.

Bütün teyzeler, esnaf, Asım Ağabey ve gençler masaları donatmış, Buse ile Pars'ı orta yere oturtmuştu.

Deniz, eline aldığı çay kaşığıyla bardağa vurup herkesin dikkatini çekti:

"Şşş! Mahalleli, toplanın! Son zamanların en efsanevi olayını kutlamak için buradayız. Şehrin altını üstüne getiren Pars Beyimiz dize geldi, Zühre Yıldızı yüzüğünü Buse'nin parmağına taktı! Teklifi şimdilik 'büyüyünce' şartıyla kabul ettik ama olsun, bu da bir gelişmedir!"

Mahalleli alkışlarla, tezahüratlarla ortalığı inletirken Kadir Bey gülerek Pars'ın sırtına vurdu:

"Ulan Pars... Şehri yıktın geçtin ama kızı bir nikah masasına oturtamadın ya, helal olsun Buse sana!"

Pars duyduğu laflarla başını sallayıp güldü. Yanında oturan Buse'nin elini tutup parmağındaki o ışıl ışıl parlayan Zühre Yıldızı yüzüğünü süzdü. Sonra çay bardağını kaldırıp mahalleye döndü:

"Valla ister şimdi olsun ister okulu bitince... Bu yüzük o parmağa girdi ya, ben ömrümün sonuna kadar beklemeye razıyım. Benim Zühre Yıldızım yanımda ya, gerisi teferruat!"

Buse, Pars'ın bu sözleri üzerine yüzündeki o muzip gülümsemeyi bir kenara bırakıp gözlerinin içi parlayarak Pars'a baktı. Pars'ın kulağına doğru eğilip fısıldadı:

"Çok da bekletmem belki Pars Bey... Yeter ki sen hep böyle arkamda dur

Pars kızın gözlerinin içine bakıp elini sımsıkı kenetledi. Mahallenin çay kokulu, kahkahalarla dolu bu tatlı gecesinde, hem Adil'in kumpasını atlatmanın hem de aralarındaki o kırılmaz bağın zaferini kutladılar...

Gecenin tatlı kutlaması henüz yeni bitmiş, mahalleli evlerine dağılmaya başlamıştı. Pars, garajın önünde Buse ve Deniz'i eve bırakmak üzere arabaya doğru yürürken cebindeki telefon birden titredi.

Arayan numara yabancıydı, ancak gelen mesajın altındaki isim çok tanıdıktı. Mesaj doğrudan Buse'yi hedef alıyordu:

"Sohbetiniz bol olsun Pars. Buse'yi elimden kaçırmış olabilirim ama o Zühre Yıldızı yüzüğü parmağındayken ikinize de bu şehirde rahat yok. Arkana iyi bak, Buse'ye selam söyle. - Adil"

Pars mesajı okuduğu an gözleri karardı. Çenesi kasıldı, elindeki telefonu neredeyse parmaklarıyla ezecek gibi sıktı. O yumuşak, neşeli adam bir saniyede buhar oldu; yerini yine o tehlikeli, gözü dönmüş Pars aldı.

Buse, Pars'ın yüzündeki ani değişimi fark edip yanına adımladı: "Pars? Ne oldu, kimseden mesaj geldi?"

Pars hemen telefonu cebine atıp yüzünü yumuşatmaya çalıştı ama Deniz çoktan Pars'ın arkasından kafasını uzatıp ekrandaki mesajı okumuştu bile!

Deniz gözlerini kocaman açıp ellerini beline koydu, ardından derin bir "Offf!" çekerek hemen yanlarındaki arabanın kaputuna kendini bıraktı:

"Ayyy! Yeter valla yeter! İnşallah beni de kaçırmazlar bu sefer! Her tehlikeli mesajda, her kaçırılma olayında nedense hep ben arada kaynıyorum ya!"

Pars ve Buse bir an durup Deniz'e baktılar. Deniz arkaya doğru kayıp devam etti:

"Bakın baştan söylüyorum! Adil midir nedir, o adama söyleyin Buse'yi kaçırırken beni paket yapmaya kalkmasın! Geçen sefer 3 gün boyunca törpüsüzlükten canım çıktı, bir de üstüne elma şekerci bıyıklının çocukluk travmasını dinledim. Valla bu sefer beni de kaçırırlarsa Adil'e doğrudan fal bakmaya başlarım, kafasını öyle bir şişiririm ki beni helikopterle mahalleye geri bırakır!"

Buse, Deniz'in bu isyanına dayanamayıp patlatı kahkahayı: "Deniz, seni niye arada kaynatsınlar kızım? Hedef benmişim işte bak!"

Deniz saçını arkaya savurdu: "E tamam işte! Seni alırken 'yanındaki de hediyesi olsun' diye beni de bagaja atıyorlar! Yan ürün muyum ben Buse? Statüm zedeleniyor valla!"

Pars'ın o mesajla birlikte bozulan morali, Deniz'in bu çıldırmış isyanıyla bir anda dağıldı. Hafifçe kıkırdayıp Buse'ye yaklaştı, kızı kolunun altına alarak sımsıkı sardı. Sonra Deniz'e döndü:

"Korkma Deniz... Bu sefer ne seni arada kaynatabilirler ne de Buse'nin kılına dokunabilirler. Adil kaşındı, ben o hesabı bu gece kapatıyorum."

Pars'ın sesindeki o buz gibi kararlılık ortamı bir an ciddileştirse de, Deniz hemen atıldı: "Aman Pars Bey, kapatın şu hesabı da hafta sonu tırnak bakımıma rahat rahat gideyim!"

Deniz'in bu söylenmesi üzerine mahalle garajının önünde yine kahkahalar havada uçuştu!

Deniz ellerini göğsünde birleştirip tripli tripli arabanın kaputundan indi, Pars ile Buse'ye doğru bir adım atıp gözlerini devirdi:

"Yani haksız mıyım ama?! Beni niye kaçırıyorlar abi, gidip Buse'yi kaçırsınlar ya! 😒😀 Olayın ana karakteri o, Zühre Yıldızı yüzüğünü takan o, Pars Bey'in aklını başından alan o! Ben orada tamamen kadraj hatasıyım!"

Buse gülmekten karnını tutarak Deniz'in koluna girdi: "Ayy Deniz! İnanamıyorum sana, resmen beni Adil'in kucağına itiyorsun şu an!"

Deniz hiç oralı olmadan saçını arkaya savurdu: "İtiyorum tabii! Kızım benim suçum ne? Sen orada 'Ben büyüyünce evleneceğim' diye naz yap, Pars kapıları tekmelesin, olan benim hafta sonu rutinlerime olsun! Ben bu hikayede figüran olarak kaçırılmaktan ciğerim soldu valla. Adil'e mail atacağım: 'Lütfen kaçırma listesinden beni çıkarın, sadece Bu