Keşfet

kıskançlık

Onun Krallığı

Güneşli bir hafta sonu sabahı, düğün sonrası beklenen o büyük gün gelip çatmıştı: Ailelerin elini öpmeye gidilecek, yeni evli çift olarak büyüklerin duası alınacaktı.

Pars sabah erkenden uyanmış, Buse'den önce hazırlanıp arabayı çalıştırmıştı bile. Buse üzerindeki şık ama sade elbiseyle merdivenlerden inerken, Pars kapının önünde durmuş, karısını izliyordu. Gözlerindeki o takıntılı ve karanlık bakışların yerini pamuk gibi bir şefkat almıştı. Buse yanına geldiğinde Pars uzanıp kızın üzerindeki hafif toz tanesini bile özenle temizledi.

"Çok güzel olmuşsun hatunum," dedi Pars, Buse'nin elini tutup avucunun içini öperek. "Üşümüyorsun değil mi? Rüzgar var dışarıda, kabanının düğmelerini ilikle bakayım."

Buse gülümseyerek kocasının bu korumacı hâlini izledi. Arabaya bindiklerinde Pars önce mahallenin girişindeki o eski şekerciye uğradı. Arabadan inip birkaç dakika sonra elinde devasa, pembe bir pamuk şeker ve Buse'nin en sevdiği taze kır çiçeklerinden oluşan kocaman bir buketle geri döndü.

"Pars! Bunlar ne?" dedi Buse gözleri parlayarak.

Pars buketi ve pamuk şekeri Buse'nin kucağına bırakırken çocuksu bir gururla gülümsedi:

"Bir haftadır bugünü bekliyorum. El öpmeye gitmeden önce karımın ağzı tatlansın istedim. Çiçekler de zühre'me yakışır diye aldım. Yoldayken ye bakalım, ama üstüne dökme, babaannen 'kızımın üzerini ne hale getirdin' diye fırça atmasın bana!"

Buse pamuk şekerden kocaman bir parça koparıp Pars'ın ağzına uzattı. "Sen de yiyeceksin kabadayı bey, tek başıma yedirmem!"

Pars, Buse'nin elinden şekeri ısırırken gözlerinin içi gülüyordu. Yol boyunca Buse'nin emniyet kemerini kontrol etmekten, klimanın derecesini ayarlamaya kadar karısının adeta üzerine titredi.

Önce Buse'nin babaannesinin evine gittiler. Kapıyı açan babaanne, ikisini yan yana, elleri kenetlenmiş görünce gözleri doldu. Pars, o eski sert duruşunu tamamen bir kenara bırakıp babaannenin elini hürmetle öptü, alnına koydu.

"Babaanneciğim, kızın bana emanet. Gözümden sakınıyorum, için rahat olsun," dedi Pars, Buse'ye sevgi dolu bir bakış atarak.

Babaanne ikisine sarılıp dualar ederken, Buse kocasının koluna girip başını onun omzuna yasladı. Geçmişin gölgeleri bir kenarda dursaydı da Pars'ın onu koruma ve mutlu etme çabası, Buse'nin kalbindeki tüm endişeleri eritmeye yetiyordu.

Babaannenin kapısına gelmeden önce Pars arabayı mahalle arasındaki büyük bir marketin önünde durdurdu. Buse ne olduğunu anlamadan bakarken, Pars bagajı tıklım tıklım dolduracak şekilde koli koli erzak, çeşit çeşit taze meyve ve babaannenin en sevdiği tatlılardan aldırdı. Elleri boş girmek racona da, bir damada da yakışmazdı.

Poşetleri ve kolileri iki eline doldurup yukarı çıktığında, babaanne kapıda onları elinde dualarla karşıladı. Pars, kucağındaki erzak yüküne rağmen hürmetle eğilip babaannenin elini öptü, alnına koydu.

"Babaanneciğim, ellerinden öperim," dedi Pars içtenlikle. "Dualarını eksik etme bizden."

Babaanne, damadının bu düşünceli ve saygılı tavrı karşısında duygulanarak Pars'ın başını okşadı, ikisine de uzun uzun dualar etti. Evde içilen sıcak çaylar ve tatlı sohbetlerin ardından sıra Pars'ın kendi baba evine gitmeye geldi.

Pars'ın baba evine vardıklarında havadaki atmosfer bir anda değişti. Burası daha ağır, geleneksel ve büyük bir konaktı. Pars arabadan inip Buse'nin kapısını açtı, elini sımsıkı tutarak karısına cesaret verdi.

İçeri girdiklerinde Pars'ın babası salondaki ağır ahşap koltuğunda oturuyordu. Pars, Buse'yle birlikte babasının yanına adımladı. O sert, eğilmeyen adam gitmiş; babasının önünde saygıyla eğilen bir evlat gelmişti. Sırayla babasının elini öpüp alnına koydular.

Babasının "Hoş geldiniz, yuvanız daim olsun" diyerek verdiği hayır duaları ve Buse'ye uzattığı zarif takı hediyesiyle birlikte evdeki gerginlik yerini sıcak bir aile havasına bıraktı. Buse, kocasının elini bir an olsun bırakmadığını hissettikçe içindeki tüm endişelerin eriyip gittiğini fark etti.

Buse, babaannesinin evinde geçirdiği huzurlu birkaç saatin ardından kapıdan çıkmak üzere hazırlanıyordu. Sabah Pars işe gitmeden önce onu buraya bırakmış, "İş bitimi gelip alırım seni hatunum" diyerek yanağına sıcak bir öpücük kondurmuştu. Babaannesiyle yapılan lezzetli çay sohbetleri Buse'ye çok iyi gelmişti ama aklı hâlâ mahallede geçen günlerde yaşanan o küçük gerginlikteydi.

Tam kapıdan çıkıp merdivenlerden aşağı iniyordu ki, binanın girişinde o kızı gördü: Mahalleye yeni taşınan Pelin.

Buse'nin adımları kendiliğinden yavaşladı. Zihni anında o güne, unutmak istediği o gıcık anıya kaydı. O gün Pars'la arabaya bindiklerinde Pars'ın yakın arkadaşı Deniz'i yolda unuttuklarını fark etmişlerdi. Tam o karmaşanın ortasında Pelin bitivermiş, Pars'a o süzme bakışlarıyla seslenmişti. Buse o an kızın Pars'a bakışından hiç ama hiç hoşlanmamıştı.

Şimdi ise Pelin, elinde bir anahtar takımı ve hafifçe ıslanmış üstü başıyla apartman girişinde duruyordu. Buse'yi gördüğü an yüzünde yapmacık bir gülümseme belirdi.

"A, merhaba Buse!" dedi Pelin, ses tonunu bilerek şirinleştirmeye çalışarak. "İyi ki karşılaştık ya... Ben de kara kara ne yapacağımı düşünüyordum."

Buse kaşlarını hafifçe kaldırıp kıza doğru bir adım attı. "Hayırdır Pelin? Bir sorun mu var?"

Pelin elindeki anahtar takımını sallayıp saçını geriye attı. "Sorma ya, banyonun musluğu aniden patladı, sular dizime geliyor neredeyse! Mahallede de kimseden anlamıyorum. Şey... Pars buralarda mı acaba? Hani erkek işidir, anlar belki diyecektim. Gelip bir bakabilir mi, rica etsem?"

Buse'nin içindeki kıskançlık meşalesi bir anda alev aldı. Kızın "Pars" derkenki rahatlığı ve musluk bahanesiyle kocasını evine çağırma çabası Buse'nin sabrını taşırmaya yetti.

Buse yüzüne son derece kendinden emin, hafif de alaycı bir tebessüm yerleştirip Pelin'in üzerine doğru yürüdü.

"Pars işte canım, çalışıyor," dedi Buse, sesindeki o imalı tonu hiç gizlemeden. "Ayrıca Pars tesisatçı değil, kocam benim. Ama şansına bak ki, o işlerden ben de çok iyi anlarım! Yürüyelim bakalım senin eve, görelim şu patlayan musluğu!"

Pelin'in yüzündeki o yapmacık gülüş bir anda donup kalırken, Buse kollarını sıvayıp önden yürümeye başladı. Kocasını o kıza yem etmeye hiç ama hiç niyeti yoktu.

Buse kollarını kararlı bir şekilde sıvamış, Pelin'in şaşkın bakışları arasında tam kapıdan dışarı adım atıyordu ki, sokağın başında tanıdık siyah araba belirdi. Pars, işlerini erken bitirmiş, karısını sürpriz yapıp erken almak için mahalle arasına girmişti.

Araba tam apartmanın önünde durdu. Pars, takım elbisesinin ceketini düzeltip karizmatik bir edayla arabadan indi. Gözleri Buse'yi ararken, kapının önünde duran Buse ile Pelin ikilisini fark etti.

Pelin, Pars'ı gördüğü an adeta gözlerinin içi parlayarak bir adım öne çıktı. Buse ise kollarını göğsünde birleştirip kaşlarını yukarı kaldırdı; gözlerinden çakan kıvılcımlar Pars'a adeta "Tek bir yanlış hareketinde burayı başına yıkarım" mesajı veriyordu.

"Hayırdır hatunum? Ne oluyor burada?" dedi Pars, aradaki buz gibi gerilimi sezerek adımlarını yavaşlatırken.

Pelin, Buse'nin ters bakışlarına aldırış etmeden fırsatı kaçırmadı: "Ah, Pars! İyi ki geldin ya! Banyonun musluğu patladı da, mahvoldu her yer. Ben de tam Buse'ye söylüyordum, belki sen anlarsın, bir bakabilir misin diye..."

Pars tam "Tesisatçı arayalım..." diyecekken, Buse hızla araya girdi. Kocasına doğru yürüyüp sahiplenici bir tavırla koluna girdi ve başını göğsüne doğru yasladı.

"Hiç gerek yok Pelincim," dedi Buse, kıza öldürücü bir tebessüm göndererek. "Pars yorgun argın işten geldi, eli anahtar tutacak hali mi var kocamın? Zaten ben geliyordum ya sana yardıma, yürüyelim hadi!"

Pars, karısının bu ani ve aşırı sahiplenici tavrından, gözlerindeki o alev alev kıskançlıktan durumu anında kavradı. Karısının kendisini bu derece kıskanması, içten içe devasa gururunu okşamıştı. Dudaklarının kenarına muzip, imalı bir tebessüm yerleşti.

"Evet Pelin Hanım," dedi Pars, sesine bilerek abartılı bir 'iyi koca' tonu vererek. "Karım ne derse o. Ben anlamam zaten o işlerden, Buse halleder. Hadi hatunum, sen komşumuza yardım et, ben arabada seni