Keşfet

kör nokta

Onun Krallığı

Aradan koca bir hafta geçmişti. Buse serumların ve istirahatin etkisiyle yavaş yavaş toparlanmış, okuluna gitmeye başlamıştı. Yine de yüzünde hâlâ eski neşesi yoktu; Pars'ın yaşattığı o kırgınlık içten içe sızlamaya devam ediyordu.

Bu süreçte okulda zaten tanıdığı Kadirle iyice kaynaşıp arkadaş olmuşlardı ve aynı yerde oturan arkadaşı sayesinde okul çıkışlarında takılmak ve harçlık çıkarmak için yakındaki bir kafede garson olarak işe başlamıştı.

Buse'nin bilmediği çok önemli bir şey vardı: O çalıştığı kafe, adım attığı caddeler, gittiği okul, hatta mahalledeki dükkânların neredeyse tamamı Pars'a aitti. Her sokak başında Pars'ın bir adamı vardı ve Buse'nin attığı her adımdan haberdardı. Pars, Buse'nin "Benden uzak dur" haykırışını unutmadığı için pars şimdilik istemesede istemeye istemeye geri çekilmişti. Kızın karşısına çıkmıyor, onu sadece uzaklardan, arabasının karartılmış camlarının arkasından gizlice izliyordu.

"Her şeyi gören, her yere hükmeden adamım güya... Ama ulan bu kız benim kör noktamıymış. Ne tarafa baksam mantığımı karartıyor, ne yapsam yolumu şaşırtıyor..."

Tabii bir yandan da içindeki merakı söndüremediği için Ersin'i çaktırmadan sıkıştırıp duruyordu.

Akşam yemeğinde Ersin, tabağındaki yemeği karıştırırken şüphe dolu gözlerle Buse'ye baktı. Masada ağır bir sessizlik vardı. Ersin dayanamayıp konuyu açtı:

"Buse... Sen Pars abiyle bir yerde karşılaştın mı yakın zamanda?"

Buse elindeki çatalı aniden durdurdu. Pars'ın ismini duymak bile bir anda modunu düşürmeye, neşesini emmeye yetmişti. Yutkunup çaktırmamaya çalışarak başını kaldırdı. "Yo, nereden çıkardın? Görmedim."

Ersin gözlerini süzerek kardeşini incelemeye devam etti. Sanki ikisinin arasında kendisinden gizlenen bir şeyler olduğundan şüpheleniyordu. "Ne bileyim... Bugün mekânda Pars abi bir tuhaftı. Kaç gündür sürekli lafı sana getiriyor, durup dururken 'Buse nasıl, iyileşti mi, bir eksiği var mı?' diye sorup duruyor. Hayatında seninle iki kelime konuşmuş adam değil, bu ara fena taktı sana. Bir şey mi oldu aranızda?"

Buse içindeki o burukluğu hızla maskeleyip toparlandı. "Ne olacak abi ya? Hastalandım diye merhamet etmiştir, öylesine soruyordur. Abartma istersen." Sonra konuyu değiştirmek için hemen ekledi: "Bu arada bugün okul çıkışı arkadaşlarım gelecek. Odada ders çalışacağız biz, haberin olsun."

Ersin başını salladı. "İyi, çalışın bakalım."

Yemekten sonra Ersin mekâna, Pars'ın yanına geçti. Pars masasında oturmuş, Buse'nin çalıştığı kafeden gelen raporları incelıyordu. Ersin içeri girince dosyayı kapatıp her zamanki gibi konuyu laf arasında Buse'ye getirdi.

"Nasıl, toparladı mı biraz?" diye sordu Pars, sesine sıradan bir hava vermeye çalışarak.

Ersin derin bir iç çekti. "Toparladı abi çok şükür. Bugün keyfi de yerindeydi. Hatta akşam okul çıkışı arkadaşları gelecekmiş eve, ders çalışacaklarmış."

Pars başını salladı

Okul çıkış saati geldiğinde Pars, Buse'nin evinin iki sokak arkasında arabasını park etmiş, uzaktan evi gözetliyordu. Birkaç dakika sonra Buse sokakta görünmeye başladı. Yanında okuldan arkadaşı Kadir vardı. Kadir, Buse'ye gülümseyerek bir şeyler anlatıyor, Buse de ona tebessüm ederek cevap veriyordu.

Buse'nin Kadir'le yan yana yürüyüşünü, ona gülümseyişini gören Pars'ın gözü bir anda döndü. Direksiyonu sıkan ellerinde damarlar fırladı, göğsüne alevden bir kıskançlık oturdu. Kendi kendine hakim olmaya çalıştı, dişlerini sıktı ama dayanamadı.

Kadir, Buse'yi kapıya kadar geçirip vedalaştıktan sonra sokaktan ayrıldı. Buse eve girip kapıyı kapattıktan sadece birkaç dakika sonra Pars arabadan hışımla indi. zihnindeki tüm mantık devre dışı kalmıştı. Adımlarını sertçe atarak Busegilin kapısına dayandı ve zile bastı.

Buse, Kadir'in bir şey unuttuğunu sanarak gülümseyerek kapıyı açtı:

"Kadir, bir şey mi unutt-"

Lafı ağzında donup kaldı. Kapıda duran kişi Kadir değil; çatık kaşları, öfkeden kararmış gözleriyle Pars'ın ta kendisiydi. Buse'nin yüzündeki o tebessüm bir anda yok oldu. Geleni gördüğü an suratı darmadağın oldu, tiksinti ve kırgınlık karışımı bir ifadeyle Pars'ın yüzüne bile bakmadan kapıyı 'pat' diye Pars'ın suratına kapattı!

Pars kapının ardında öylece kalakalırken, içeriden babaannesinin seslenişi duyuldu:

"Kızım kimmiş gelen?"

Buse kapıya arkasını yaslayıp derin bir nefes aldı. Sesindeki o umursamaz ve hoşnutsuz tonla seslendi:

"Hiç kimse nene... Sadece geleni beğenmedim."

Pars, Buse'nin kapıyı suratına kapatmasıyla ve ardından duyduğu o "Geleni beğenmedim" lafıyla adeta çılgına döndü. Sinirden gözü kararmış, elindeki tüm kontrolü kaybetmişti. Bir saniye bile beklemeden yumruğunu kapıya indirip hırsla tekrar çaldı.

Buse, derin bir bıkkınlıkla ve çatık kaşlarla kapıyı yeniden açtı. "Yine ne var?" demeye kalmadan Pars göğsünü şişirerek içeri doğru bir adım attı. Sesini kısıp hırlatır gibi konuştu:

"O kim kızım? O kim!"

Buse gözlerini devirdi. "Arkadaşım o benim, ne var?"

"Arkadaşınmış!" dedi Pars, dişlerinin arasından kenetlenerek. "O çocuk bu semte benden izinsiz adım atamaz! İzin aldın mı benden? Kuralları bilmiyor musun kızım sen? Yine beni delirteceksin, yine sınırımı zorlayacaksın benim!"

Buse oflayarak kollarını göğsünde birleştirdi. "Off... Tamam Pars, tamam! Akşam bize ders çalışmaya gelecekler zaten. Hatta bir tanesi de Kadir! Ders çalışabilir miyiz, izin veriyor musun ha?"

Pars "Kadir" ismini duyduğu an duraksadı. İsmini bilecek kadar yakın olmasına mı yansın, "arkadaşım" lafına mı takılsın bilemedi. Ama cümlede geçen bir kelime zihninde bomba gibi patladı.

Elini hızla saçlarının arasına geçirip hiddetle çekti, gözleri yuvalarından fırlayacak gibi Buse'ye baktı:

"Bir de eve... Odana mı girecek o çocuk? Ha?! Bir de odana mı sokacaksın o veledi?!"

Buse, Pars'ın bu aşırı ve anlamsız tepkisi karşısında şaşkınlıkla kalakaldı. "Sana ne ya? Sana ne! Bak ben sadece abimin hatırına, olaysız olsun diye izin istedim. Veriyor musun izni? Yoksa ben onlara gideceğim!"

"Ne dedin sen?" dedi Pars, sesi bir an için tehlikeli bir şekilde alçaldı.

"Diyorum ki veriyorsan ver, vermiyorsan ben onların evine gidiyorum ders çalışmaya!"

Pars, Buse'nin "Onların evine gideceğim" lafını, özellikle de o veledin evine gitme ihtimalini duyunca iyice çıldırdı. Beynine kan sıçradı ama kızın yüzündeki o kararlı ifadeyi görünce kendini son anda tuttu. Damarları şişmiş, nefes nefese kalmıştı.

"İyi!" dedi Pars, sesini kontrol etmeye çalışarak ama öfkesinden titreyerek. "Şimdilik izin veriyorum!"

Arkasını dönüp kapıdan uzaklaşırken kendi kendine küfürler savuruyordu. En azından burada, gözünün önünde olurlardı; o veledin evine gitmesinden bin kat iyiydi. Buse ise arkasından şaşkınlıkla bakıp kapıyı tekrar sertçe kapattı.

Hava kararmış, sokak lambaları caddeleri tek tek aydınlatmaya başlamıştı. Buse, arkadaşları Kadir ve kız arkadaşını karşılamak için sokağın başına çıkmıştı. İki arkadaşını güleryüzle karşılayıp eve doğru yürümeye başladılar.

Tam o sırada, yolun kenarında siyah film kaplı arabasının içinde karanlığa gömülmüş Pars'ı fark etti Kadir. Pars, direksiyonu parmaklarıyla ritmik ama sert bir şekilde dövüyor, gözlerini tek bir an bile Kadir'in üzerinden ayırmıyordu. Bakışları o kadar karanlık ve tehditkârdı ki, Kadir bir an ürperip Buse'ye doğru fısıldadı:

"Buse... Şu adam bana niye öyle dik dik bakıyor ya? İzin de aldık, derdi ne bunun?"

Buse kafasını hafifçe Pars'ın arabasının olduğu tarafa çevirdi, sonra umursamaz bir edayla Kadir'e bakıp kıkırdadı.

"Ay korkma, ısırmaz! İlgilenme sen onunla," dedi neşeyle ve içten bir kahkaha attı.

Pars, dikiz aynasından Buse'nin o çocukla konuşurken yüzünde açan gülüşe kilitlenip kaldı. Kaç zamandır Buse'nin yüzünde göremediği, özlemle yandığı o neşeli tebessüm, şimdi başka bir veledin yanında parıldıyordu. Pars bir an için o gülüşün güzelliğinde kayboldu, hayran hayran, büyülenmiş gibi kızı izledi.

Ama hemen ardından gerçek zihnine bir tokat gibi çarptı.

Sokağın ortasında, kendi mahallesinde dikilmiş; sevdiği kızın başka bir adamın yanındaki gülüşünü, eve girmesini öylece izliyordu. Beyninde şimşekler çaktı.

"Ulan ga