Keşfet

Nenenin gazabı

Onun Krallığı

Gecenin sessizliği odayı kaplarken, Buse'nin sarılışıyla Pars'ın göğsündeki o ddinmeyen sızı yerini ılık bir huzura bıraktı. Dışarıdaki soğuk sokak, aylar öncesinin o kimsesiz bekleyişleri sanki bir sis bulutu gibi dağılıp gitti.

Pars arkasını dönüp Buse'nin yüzünü ellerinin arasına aldı. Başparmağıyla karısının elmacık kemiğini usulca okşadı. Gözlerinde ne o eski sert adamdan bir iz vardı ne de o tehlikeli karanlıktan... Sadece Buse'ye bakarken ortaya çıkan, katıksız bir sevdalı duruyordu karşısında.

"Sana bir şey olacak diye canımdan can gitti Buse," dedi Pars, sesi gecenin fısıltısına karışarak. "Ben bu hayatta kimseden korkmadım, hiçbir belaya diz çökmedim. Ama senin o kanını ellerimde gördüğüm an... İlk defa bittim ben. Öldüm öldüm dirildim."

Buse, parsın titreyen sesini duyunca gözleri doldu. Yanağındaki elini tutup dudaklarına götürdü, Pars'ın avuç içine derin bir öpücük kondurdu.

"Geçti..." dedi Buse, gözlerinin içine bakarak. "Bak buradayım, yanındayım. Sen o gün sadece beni değil, kendi canını da tutunmaya zorladın. Ben senin sesini duydum Pars. Ameliyathaneye girmeden önce 'Sakın kapatma gözlerini' diyişin gitmedi kulağımdan. Sen çağırdın, ben de geldim."

Pars karısını daha fazla tutamayarak narince göğsüne çekti. Buse başını onun kalbinin tam üzerine koydu. O kalbin ritmi, Buse için dünyadaki en güvenli yerdi.

"Bu evden çıktığımız an..." diye fısıldadı Pars, saçlarının kokusunu ciğerlerine çekerken. "...seni öyle bir saklayacağım ki, değil bir kurşun, tek bir soğuk rüzgar bile değmeyecek sana. Benim krallığım da sensin, yuvam da..."

Buse gülümsedi, gözlerini kapatıp kocasının kokusuyla huzura daldı. İkisi de biliyordu; önlerinde aşılması gereken engeller, henüz sorulacak hesaplar vardı

.......

Gece yarısı çöktüğünde ev tam anlamıyla bir tatlı savaş alanına döndü! Babaanne, Pars'ın salondan sızma ihtimaline karşı salon koltuğuna tam karşıdan bakan sallanan sandalyesine kurulmuş, elinde tesbihiyle adeta "gece nöbetçisi" kesilmişti. Gözleri zaman zaman kayıp uyuklasa da en ufak bir tahta gıcırtısında bastonunu yere vurup gözlerini açıyordu.

Pars ise salondaki ikili koltukta bir sağa bir sola dönüyor, Buse'nin birkaç metre ötedeki varlığıyla aklını kaçırma noktasına geliyordu. Babaannenin başının öne düştüğü, derin bir nefes alıp uykuya daldığı ilk fırsatta Pars bir kedi sessizliğiyle ayağa kalktı. Yılların verdiği gizlenme refleksiyle, tıkırdayan tahtalara basmadan Buse'nin odasına doğru süzüldü.

Odaya adımını attığı an Buse gözlerini açtı. Kocasının boylu boyunca kapıda belirdiğini görünce kıkırdamamak için elini ağzına kapattı.

Pars, yatağın kenarına ilişip Buse'nin üzerine doğru eğildi. Sesini en kısık fısıltıya düşürerek konuştu: "Nenen içerde destan yazıyor hatunum... Yakalanırsak bu sefer beni kapının önüne koyar."

"Koyar valla," dedi Buse gülerek. "Ne işin var burada? Söz dinlesene sen."

"Söz möz dinlemem ben," dedi Pars, Buse'nin yanağına derin, özlem dolu bir öpücük kondurarak. "Saatlerdir yüzüne hasret kaldım. Yanında bir dakika durayım, sonra dönerim."

Buse, kocasının bu halini kıyamayıp yataktan biraz yana kaydı, Pars'a yer açtı. Pars, Buse'nin dikişlerini koruyarak narince yanına uzandı, kolunu karısının altına sarıp onu göğsüne doğru çekti. İkisi de bu gizli kaçamağın heyecanı ve özlemiyle birbirine kenetlendi.

Tam o sırada koridorda bastonun "Tık... tık... tık..." sesi yankılandı!

Babaanne uykusunda irkilip uyanmış, salondaki koltuğun boş olduğunu görünce bastonuna dayanarak odaya doğru yürümeye başlamıştı.

Pars anında gözlerini büyüttü. Buse panikle, "Eyvah! Geliyor!" diye fısıldadı.

Pars yatakta kalırsa yakalanması kaçınılmazdı. Saniyesinde yataktan kayıp kendini Buse'nin yatağının yanındaki gardırobun içine güç belâ attı ve kapağı kıl payı kapattı!

Babaanne kapının eşiğinde belirdi. Işığı açmadan içeri baktı. Buse hemen gözlerini kapatıp uyuma numarası yaptı. Babaanne, "Tövbe tövbe... Nereye kayboldu bu?" diye söylenerek odanın içine bir iki adım attı, etrafı süzdü. Gardırobun kapağının aralığından Pars, nefesini tutmuş, hayatında ilk defa bir babaanneden saklanmanın verdiği o tuhaf tebessümle bekliyordu.

Babaanne şüpheyle odayı turladıktan sonra, "Herhalde hava almaya çıktı..." diye mırıldanıp kapıyı hafifçe çekerek dışarı çıktı.

Babaannenin ayak sesleri uzaklaşınca gardırobun kapağı yavaşça açıldı. Pars, koca cüssesiyle dolaptan çıkarken Buse yataktan doğrulup sessizce kahkahalara boğuldu.

Mahallede nam salmış, kimseden korkmayan Pars; karısına iki dakika sarılabilmek için gardıroba saklanan bir adama dönüşmüştü.

Pars yatağın kenarına gelip Buse'nin neşeli yüzüne baktı. "Gül bakalım hatun, gül..." dedi muzip bir gülümsemeyle. "Bu adamı dolaplara sakladın ya, alacağın olsun. Ama değdi mi? Sonuna kadar değdi."

Sabahın ilk ışıklarıyla birlikte salondaki hareketlilik yeniden başladı. Babaanne, Pars'ın gece gardıroptan çıkıp salona dönerken çıkardığı o küçücük sesleri fark etmiş gibi, kahvaltı masasını topladıktan sonra doğrudan salona geçti. Elinde bastonu, yüzünde son derece ciddi bir ifadeyle Pars'ın karşısına dikildi.

Pars, koltuktan doğrulup üzerini düzeltti. Babaannenin bu kararlı duruşu karşısında ne geleceğini az çok tahmin edebiliyordu.

"Bak Pars Efendi," diye söze başladı babaanne, bastonunu yere sertçe vurarak. "Gece salonda dolandığını duymadım sanma. Benim bu evde koyduğum kurallar süs olsun diye durmuyor. Kızım tamamen ayağa kalkana kadar bu evin kuralları geçerlidir!"

Pars, saygısını bozmadan başını hafifçe öne eğdi. "Söyle Nene, dinliyorum."

Babaanne tek tek parmaklarını saymaya başladı:

1: "Öyle gece yarısı odalara sızmak, kapı arkalarında dolanmak yok! Buse'nin odasına sadece kapı ardına kadar açıkken ve yanınızda ya ben ya abisi varken gireceksin."

2: "Radyasyon beyne de yaraya da zararlı!internette arastirdim Kızın eline o telefonu vermeyeceksin, gece gizli gizli konuşturmayacaksın. Sözüm sözdür, telefon kilitli kalacak."

3: "Sokaktaki o sert adamlığı kapının dışında bırakacaksın. Burada kızımın dinlenmesi esas. Mutfaktan ne gelirse yenecek, doktor ne derse harfiyen uyulacak."

4: "O kapının önüne silahlı adamlarını, arabalarını dizip mahalleliyi huzursuz etmeyeceksin. Buse bu evdeyken senin o tehlikeli dünyan bu sokağa adım atmayacak!"

Babaanne son kuralı da söyledikten sonra Pars'ın gözlerinin içine baktı. "Şimdi söyle bakalım... Bu kurallara uyacak mısın, yoksa valizini toplayıp o arabana geri mi döneceksin?"

Pars, kapının eşiğinden kendisine kıkırdayarak bakan Buse'ye kısa bir bakış fırlattı. Yüzünde gururlu ama aşık bir tebessüm belirdi.

"Kabulüm Nene..." dedi Pars, sesi net ve kararlıydı. "Karımın sağlığı için sen ne kural koyarsan başımın üstüne. Yeter ki ben bu çatının altında, onun kokusunu duyduğum yerde kalayım."

Babaanne kuralları sıralayıp arkasını dönüp mutfağa doğru ilerlediğinde, Buse kapının eşiğinden süzülüp Pars'ın yanına geldi. Yüzündeki o mahcup, uslu kız ifadesinden bir anda sıyrılmış, gözlerinde muzip bir pırıltı belirmişti.

Yavaş adımlarla Pars'a yaklaştı, başını hafifçe yana eğip alaycı bir tebessümle kocasını süzdü.

"Emin misin Pars?" dedi Buse, sesindeki o eğlenen tonu gizlemeyerek. "Ayağını falan da kaldırsaydın bari... Hatta bir 'Emredersiniz komutanım' demediğin kaldı."

Pars'ın çatık kaşları iyice birleşti. Buse'nin bu alaycı tavrı karşısında gururu hafifçe incinmiş gibi duruşunu dikleştirdi. "Nasıl yani?" dedi, sesi aniden ciddileşerek.

"Bayağı öyle," dedi Buse, kollarını göğsünde hafifçe birleştirip kocasının tam karşısına dikilerek. "Sen, mahallede herkesin adını duyunca ayağını denk aldığı o heybetli Pars... Babaannem iki baston salladı, üç kural saydı diye hemen yelkenleri suya indirdin. Yalan söylüyorsun bence, rol yapıyorsun. Sen normalde bunları yapmazsın, kimsenin kuralına öyle kolay kolay boyun eğmezsin."

Pars derin bir nefes verip Buse'ye doğru bir adım attı. Aralarındaki mesafeyi sıfırlayıp karısının gözlerinin en derinine baktı. Kaşlarındaki o sert çatırtı hafifçe yumuşasa da bakışlarındaki o yoğun his yerinde duruyordu.

"Yalan mı söylü