Keşfet

Nikah

Onun Krallığı

Nikah

Hatice babaanne isteme gecesinde oturduğu yerde doğrularak bastonunu sertçe yere vurmuş, son noktayı koymuştu:

"Öyle 'okul biter, bakarız' laflarıyla geçiştirmeyin! Bu kızın adı öyle havada kalmaz. Bir hafta sonra nikah kıyılacak, adı tam konacak! Düğünü okul bitince yaparsınız ama nikah haftaya kıyılacak, bitti!"

Buse'nin o an dehşetle "Eyvah, babaanne ne yaptın?!" demesine, Sema Hanım'ın sosyete havalarıyla söylenmesine rağmen Pars'ın yüzünde beliren o efsanevi zafer gülüşü, tam bir hafta sonraki o büyük güne kapı aralamıştı.

Bir kaç Hafta Sonra...

Zaman su gibi akıp geçmiş ve o beklenen nikah günü gelip çatmıştı. Mahalledeki garajın önü süslenmiş, avluya masalar dizilmişti. Buse, odasındaki aynanın karşısında üzerindeki sade ama zarif beyaz nikah elbisesini düzeltirken elleri heyecandan tir tir titriyordu.

Deniz içeriye elinde duvakla girdi, Buse'nin bu panik hâlini görünce kahkahayı bastı:

"Kızım üniversite bitene kadar vakit var' diye rahat rahat takılıyordun, şu an resmen nikah masasına oturuyorsun! Hatice babaannemin sayesinde Pars golü attı valla!"

Buse derin bir nefes alıp parmağındaki Zühre Yıldızı yüzüğünü okşadı:

"Aman Deniz... Pars'ın yüzündeki o zafer gülüşünü hatırladıkça hâlâ inanamıyorum. Adam tek bir cümleyle nikah masasına oturttu beni! Ama ne bileyim... İçim bir tuhaf.

Tam o sırada aşağıdan korna sesleri ve mahalle gençlerinin tezahüratları yükseldi. Buse pencereden baktığında, Pars'ı gördü.

Pars, üzerine jilet gibi siyah bir takım elbise giymiş, yakasına Buse'nin elbisesiyle uyumlu beyaz bir çiçek takmıştı. Yanında babası, Ersin ve mahallenin ağır ağabeyleri vardı. Pars kafasını kaldırıp penceredeki Buse'yi görünce, o sert kabadayı duruşu bir anda eridi; gözlerinde katıksız bir hayranlık belirdi. Yüzüne yine o zafer tebessümünü yerleştirip Buse'ye hafifçe göz kırptı.

Salona geçildiğinde nikah memuru masadaki yerini aldı. Buse elleri buz gibi olmuş bir şekilde masaya oturduğunda, Pars yanına geçti ve masanın altından Buse'nin titreyen elini sımsıkı avucunun içine aldı.

Nikah memuru ciddiyetle sordu:

"Hiçbir baskı altında kalmadan, kendi rızanızla Buse Hanım'ı eşliğe kabul ediyor musunuz?"

Pars, gür ve salonda yankılanan bir sesle:

"Sonuna kadar, kimseden baskı görmeden, kendi rızamla kabul ediyorum!" dedi. Bakışları tek bir an bile Buse'den ayrılmıyordu.Evet!

Sıra Buse'ye geldiğinde, Hatice babaanne arkadan bastonuyla hafifçe Buse'nin ayağına dürttü: "Ağzını aç kızım, ne bekliyorsun!"

Buse, salondakilerin neşeli kıkırdamaları arasında derin bir nefes aldı. Pars'ın o güven veren, parıldayan gözlerine baktı ve utangaç ama net bir sesle fısıldadı:

"Kabul ediyorum..."Evet

İmzalar atıldı, nikah defteri Buse'ye uzatıldı. İmzaların ardından alkışlar koparken, Pars dayanamayıp Buse'ye doğru eğildi. Sesindeki o tatlı zafer sarhoşluğuyla fısıldadı:

"Hani 'duygularımız değişir, okul bitince bakarız' diyordun ya ..." dedi Pars, gözlerinin içi gülerek. "Hatice babaannen sağ olsun, seni bana mühürledi defterimizi kapattı. Artık hem Dini nikahlı hem resmi olarak da benim karımsın."

Buse elindeki nikah cüzdanına bakıp başını salladı. Pars'ın bu tutkulu sahipleniciliği ve onu kaybetme korkusuyla her şeyi resmiyete dökme telaşı karşısında teslim olup gülümsedi. Okul bitene kadar düğün yapılmayacaktı belki ama Pars bu nikahla hayatının en büyük zaferini kazanmıştı.

Nikah merasimi bitmiş, tebrikler kabul edilmiş ve mahalleli yavaş yavaş dağılmaya başlamıştı. Buse, üzerindeki tatlı yorgunlukla Hatice babaannesinin evine doğru adımlayıp "Oh, sonunda biraz dinleneceğim" diye düşünürken, arkasından gelen güçlü bir el bileğini nazikçe ama kararlılıkla yakaladı.

Dönüp baktığında Pars'ı gördü. Ceketini çıkarmış, gömleğinin kollarını dirseklerine kadar katlamış, gözlerinde o durdurulamaz kararlılıkla Buse'ye bakıyordu.

"Nereye kaçiyorsun güzelim?" dedi Pars, sesi gayet kendinden emin ve neşeli çıkarak.

Buse şaşkınlıkla gözlerini kırpıştırdı:

"Eve gidiyorum Pars, ne nereye? Üstümü değişip yatıp dinleneceğim, bittim yorgunluktan."ayakta durmaktan

Pars hafifçe kıkırdadı, Buse'nin elini tutup kendi arabasına doğru yönlendirdi:

"Yanlış ev kulvarındasın hatun. Sen artık benim nikahlı karımsın. Babaannenin yanına değil, benim evime gidiyoruz."

Buse olduğu yerde çakıldı, gözleri kocaman açıldı:

O sırada ceketini omuzuna atmış olan Ersin ve elindeki bastonla bahçe kapısından sokağı süzen Hatice babaanne onların bu atışmasını fark etti.

Pars hiç geri adım atmadı. Aksine Buse'yi hafifçe yanına çekip kolunun altına aldı, Hatice babaanneye doğru seslendi:

"Babaanne! Nikahı kıydık, imzaları attık. Ben karımı alıp kendi evime götürüyorum, bilgin olsun!"

Hatice babaanne bastonunu yere vurup tam laf söyleyecekken, Pars devam etti:

"Düğün okul bitince, ona sözüm söz! Ama bu kız artık resmi olarak benim helalim. Bu gece babaevi değil, koca evi bilirsin babaanne, racon böyledir!"

Ersin bıyık altından gülerken Hatice babaanne bir Pars'a baktı, bir Buse'nin utançtan kızarmış yüzüne. Bastonunu sallaıp arkasını dönerken söylenmeden edemedi:

Nikahına aldın ya, hemen çöktün kıza! Tamam tamam, gidin! Ama bak Buse'nin saçının teline zarar gelirse, o nikah mikah dinlemem bastonla basarım evini!"

Buse, babaannesinin bile bu duruma yeşil ışık yakmasıyla adeta şok geçirdi. Pars ise zafer kazanmış bir komutan edasıyla Buse'ye arabanın kapısını açtı:

"Buyurun Buse Hanım... Kendi evimize gidiyoruz."

Buse, Pars'ın bu karşı konulmaz tutkusu ve sahipleniciliği karşısında pes edip arabaya bindi. Yanakları al al olmuştu ama kalbi de heyecandan göğüs kafesini delip geçecek gibi çarpıyordu.

Arabaya bindiğinde Pars vitesi atıp Buse'nin elini sımsıkı tuttu. Yüzünde o meşhur zafer tebessümüyle fısıldadı:

"Artık bu kapıdan çıkışın yok Zühre'm... Bu gece ve bundan sonraki her gece benimlesin."

.........

Buse, arabanın deri koltuğuna sinip dışarıdaki sokak lambalarının süzülen ışıklarını izlerken kalbi adeta göğsünden fırlayacak gibi atıyordu. Pars vitesi değiştirirken Buse'nin elini bir an olsun bırakmıyor, parmaklarını onun parmaklarına kenetliyordu.

Aslında Buse kendini kandıramıyordu; Pars'ın evine gideceğini, artık aynı çatıyı paylaşacaklarını bal gibi biliyordu. İçten içe bunu istiyordu da... Ama utanç, bir çığ gibi üzerine çökmüştü.

Arabada aralarındaki o sessizliği bozan ilk kişi Buse oldu. Başını hafifçe Pars'a çevirip titreyen sesiyle fısıldadı:

"Biz... böyle konuşmamıştık Pars. Sen böyle pat diye babaannemin önünde 'kendi evime götürüyorum' deyince ben ne diyeceğimi bilemedim."kimse karişamaz ben senin kocanın artık dedin pars

"Ne deseydin çaylak? 'Kocacığım ben gelmiyorum' mu deseydin? İmzayı attık, bitti o iş. Artık aynı evdeyiz."

Buse dudaklarını ısırdı. Utancının arkasında büyüyen asıl büyük korku zihnini kemirmeye başlamıştı. Pars'ı çok iyi tanıyordu; yalnız kaldıklarında o adam durmazdı, rahat bırakmazdı onu. Ama Buse henüz çok gençti. Okulu devam ediyordu, önünde koca bir gelecek vardı. Ya bu genç yaşta bir bebekleri olursa? Hamile kalmaktan, hazır hissetmediği bir sorumluluğun altına girmekten dehşet derecede korkuyordu.

Araba Pars'ın evinin önüne gelip durduğunda Buse'nin elleri daha da soğudu. Pars motoru kapatıp Buse'nin bu gergin hâlini fark etti. O sert duruşu bir anda eridi, bakışları yumuşadı.

"Buse..." dedi sesi bu sefer derin ve şefkatli çıkarak. "Ne oluyor? Neden bu kadar gerginsin?"

Buse gözlerini Pars'ın gözlerine dikti, yanakları al al olmuştu ama içindeki dürüstlükle konuşmak zorundaydı:

"Korkuyorum Pars," dedi sesi pürüzlü çıkarak. "Yalnız kalmamızdan korkuyorum. Senin... durmayacağını biliyorum. Ama ben hazır değilim. Bak, ben daha öğrenciyim. Okulum var, hayallerim var. Ya hemen çocuğumuz olursa? Ben bu genç yaşta anne olmaya, bu kadar hızlı gelişen şeylere hazır değilim! Bana biraz zaman vermezsen, ben bu evde rahat edemem..."

Pars, Buse'nin bu itirafı karşısında bir an duraksadı. Buse'nin gözlerindeki o saf korkuyu ve endişeyi görünce kalbinden bir şey kopup gitti.

Yavaşça uzanıp Buse'nin yüzünü iki elinin arası