Keşfet

parçalanmış

Onun Krallığı

Bölüm Şarkısı-model- Değmesin Ellerimiz🎧

Deniz, Buse'nin o depresif halinden sıyrılması için adeta seferberlik ilan etmiş ve kızı kolundan tuttuğu gibi alışveriş merkezindeki sinema salonuna sürüklemişti. Salonda kahkahaların havada uçuştuğu eğlenceli, komik bir film oynuyordu. Herkes gürültüyle gülerken Buse, patlamış mısır kutusuna sarılmış, gözlerinden süzülen yaşları silmeye çalışıyordu. Bir yandan perdedeki saçma sahneye tebessüm ediyor, bir yandan da içindeki o koca acıyla sessizce ağlıyordu. Kafası, duyguları, bütün dengesi altüst olmuştu resmen.

Gözyaşları yanaklarından akarken, arkalardan bir çift karanlık gözün pür dikkat kendisini izlediğinden tamamen habersizdi. O bakışlar film boyunca bir saniye olsun Buse'nin üzerinden ayrılmamıştı.

Film bittiğinde salondan çıkıp otobüs durağına yürüdüler. Gece ayazı ince ince yüzlerine vururken, duraktaki dijital panoya baktılar; otobüsün gelmesine daha beş dakika vardı.

Deniz montunun fermuarını çekerken Buse'ye sokuldu. "Bak gördün mü, biraz kafan dağıldı işte. İlaç gibi geldi film."

Buse zoraki gülümsedi. "Geldi valla Deniz, sağ ol..."

O sırada durağın az ilerisindeki gölgelerin içinde duran siluet, kızların hareketlerini adım adım takip etmeye devam ediyordu.

Durakta beklerken Buse bir anda yanında

beliren siluetle neye uğradığını şaşırdı. Yanındaki hareketliliği hissettiği an başını çevirdi; gelen Pars'tı. Gözleri buz gibi, tavrı her zamanki gibi emrediciydi.

Pars, hiç uzatmadan net ve sert bir sesle konuştu: "Konuşmamız gerekiyor. Bin arabaya."

Buse'nin içindeki acı bir anlığına yerini öfkeyle karışık bir alaya bıraktı. Yüzüne sahte bir tebessüm yerleştirip Pars'ın gözlerinin içine baktı. "Sizinle konuşacak hiçbir şeyim yok. Geç kalmadan eve gitmeliyiz, yoksa semtimizin o kötü kralı..." Cümlesini tamamlayamadı, boğazında düğümlenen acıyla durakladı.

Pars adımlarını yaklaştırıp Buse'nin üzerine doğru yürüdü. "Evet? Ne yapar o kral? Devam et!" dedi, sesi tehlikeli bir şekilde kısılarak.

Tam o sırada otobüsün ışıkları durağı aydınlattı ve kapılar tıslayarak açıldı. Buse Pars'ın sorusuna cevap vermek yerine adeta fırsat bu fırsat diyerek otobüsün içine daldı. Deniz de hemen arkasından bindi. Fakat arkalarından gelen tek kişi otobüse binmeye çalışan diğer yolcular değildi; Pars da gözünü karartıp kızların arkasından otobüse girmişti.

Deniz gözlerini devirerek "Ay yok artık!" diye mırıldandı ve hızla Buse'nin yanındaki boş koltuğa oturdu.

Pars oturmadı. Buselerin tam yanında dikilip tutunma demirini kavradı. Gözlerini bir an bile Buse'nin üzerinden ayırmıyordu.

O sırada otobüse kucağında bebeğiyle yeni binen bir kadın yanaştı. Pars tam kadına yer vermek için hamle yapacaktı ki, kucaktaki bebek aniden yönünü Pars'a dönüp doğrudan onun pahalı ceketinin üzerine kustu.

Ortalık bir anda buz kesti.

Pars gözlerini öyle bir kapatıp açtı ki... Sinirden tutunduğu demiri sıkan ellerinin eklem yerleri bembeyaz olmuştu. Buse, Pars'ın o hijyen hastası, karizmatik halinin bir anda bebek kusmuğuyla kaplandığını görünce tutamadı kendini; ortamın bütün ağırlığına rağmen patlatıverdi kahkahayı.

Pars, Buse'nin kahkahasını duyunca derin bir nefes alıp gözlerini tekrar açtı ve kucağında bebekle ne yapacağını bilemeyen kadına öyle karanlık, öyle korkunç bir bakış attı ki... Kadın adamın dehşetinden tırsıp tek kelime edemeden koşar adımlarla otobüsün arka sıralarına doğru kaçıştı.

Ne kadar zaman geçti, otobüsten nasıl indik, o yolları nasıl koştuk gerçekten bilmiyorum... Tek hatırladığım, nefes nefese eve girip kapıyı arkamızdan kilitleyişimizdi.

Ama Pars durur mu? Durmaz. Dakikalar sonra yine o tanıdık gürültü kapıyı sarsmaya başladı. Zile basıp duruyor, otomatiğe takmış gibi parmağını çekmiyordu.

"Açmazsanız kapıyı kırarım lan! Duydunuz mu beni, kırarım bu kapıyı!" diye kükredi dışarıdan.

Buse'nin içindeki o günlerdir biriken öfka, kırgınlık ve hırs bir anda patlama noktasına geldi. Gözü hiçbir şeyi görmüyordu artık. Hızla kapıya doğru yürüdü, kilitleri tek tek açıp kapıyı sertçe geriye doğru savurdu.

Pars daha ne olduğunu anlayamadan, "Buse" diyecek oldu ama Buse lafını bitirmesine izin vermedi.

Takk!

Buse, bütün gücünü kolunda toplayıp Pars'ın suratının tam ortasına devasa bir tokat patlattı. Olayın etkisiyle Pars'ın başı yana savruldu, yanağında Buse'nin beş parmağının izi kıpkırmızı belirdi. Pars şok içinde elini yanağına götürüp kıza bakakaldı. Hayatında kimseden böyle bir darbe yememişti.

Arka tarafta, mutfak kapısının eşiğinde duran Deniz bu manzarayı görünce tutamadı kendini. Pars'ın o dumura uğramış halini izlerken sinsice sırıtıp sessizce alkış tuttu:

Buse! Valla eline sağlık, çok ğüzel vurdu yüzünde bir sanat eseri oluştu ohhh bee der.

Deniz arkada kahkahalarını bastırmaya çalışarak keyifle izlerken, Pars yanağındaki o yakıcı sızıyla Buse'nin gözlerinin içine bakıyor, Buse ise öfkeden tir tir titreyerek ona meydan okuyordu.

Buse, öfkeden kızarmış yüzü ve hâlâ sızlayan eliyle Pars'ın gözlerinin içine baka baka bağırdı:

"Utanmıyorsun değil mi? İnsanların gecesi gündüzüne karışmışken iki bekar genç kızın evine zorla girmeye çalışıyorsun! Ne hakkın var lan senin buraya basmaya?!"

Pars, yanağında zonklayan o tokadın şokunu saniyeler sonra atlatabildi. Elini kızaran yanağından yavaşça çekti. Bakışları birden tehlikeli bir şekilde ciddileşti, kafasını hafifçe yana eğerek Buse'ye doğru bir adım attı.

"Hiç de bekar değil!" dedi Pars, mantığını tamamen kaybetmiş bir adama yakışır bir saçmalık ve özgüvenle. "O kızlardan biri gayet evli! Benim karım o! Nikahlı karımın olduğu eve girerken kimden izin alacakmışım ben?!"

Buse duyduğu bu absürt savunma karşısında sinirden gülümsedi. "Karın mı?" dedi hırsla. "Üç gündür sokakta görse tanımayacak gibi davranan, evden kovup enkazın altında bırakan adam mı karısından bahsediyor şimdi? Senin karın falan yok Pars! Git o nikah defterini de, o saçma iddialarını da başkasına anlat!"

Arka tarafta manzarayı izleyen Deniz ise gözlerini devirmeden edemedi. "Adamdaki mantığa bak ya..." diye mırıldandı kollarını bağlayarak. "Karım diyor bir de... Yüzsüzlüğün kitabını yazdı, üstüne bir de

Pars ise Deniz'in söylenmelerini hiç duymuyor yada oralı olmuyor gibiydi. Bakışlarını Buse'nin gözlerine sabitlemişti, geri adım atmaya hiçbir şekilde niyeti yoktu.

"Evimize gidiyoruz. Konuşacağız," dedi Pars, emredici ve taviz vermeyen bir tonda. Kolunu Buse'ye doğru uzatıp onu bileğinden tutmak için hamle yaptı.

Buse bir adım geri çekilerek Pars'ın elini hırsla itti. "Gelmiyorum!" diye bağırdı, sesi koridorda yankılanarak. "Anlamıyor musun sen? Ben artık seninle hiçbir yere gelmiyorum! Bizim bir 'evimiz' yok Pars, anladın mı? Sen o evi üç gün önce kendi ellerinle başıma yıktın!"

"Buse, sabrımı zorlama," dedi Pars, dişlerinin arasından kenetlenen çenesiyle. "Sokak ortasında, bu kapının önünde rezillik çıkarma. Yürü gidiyoruz dedim!"

"Çıkarırım!" Buse göğsünü siper ederek Pars'ın tam karşısında dikildi. "Rezillikse rezillik! Ben senin oyuncağın değilim. Canın istediğinde sokağa atıp, canın istediğinde 'evimize gidiyoruz' diyerek peşinden sürükleyemezsin beni. Bitti anlayabiliyor musun? Bitti!"

Deniz de anında Buse'nin yanına geçip Pars ile Buse'nin arasına bir hat çekti. "Duydun kızın dediğini! Gelmiyor adamım, zorla mı? Bir adım daha atarsan polise haber veririm, yemin ederim çekinmem!"

Pars, Deniz'in tehdidine alaycı bir bakış attı ama gözleri tekrar Buse'nin o kararlı, canı pahasına direnen gözlerine kilitlendi. Yanağındaki tokat hâlâ sızlıyordu, içindeki öfke ve kontrolü kaybetme korkusu bir volkan gibi kaynıyordu. Karşısındaki kız artık o her söylediğine boyun eğen, sessizce ağlayan Buse değildi.

"Bitti demek Buse..." dedi Pars. Gözlerindeki o karanlık hırs bir anda yerini katı, zehirli bir duyguya bıraktı. Sesi hiddetle kükredi: "Asıl ben bitiriyorum lan! Belkide aylar önce sen haklıydın duygularımız degişebilir derken değişti Busenin aklına bunu söylediği gün gelmişti nasılsa kızı parmagında oynatmıştı öyle diye düşündü buse pars devam etti ve Sıkıldım artık senin bu saçma kaprisle