Tehlikeli sular
Pars, kucağındaki Buse ile gecenin serinliğinde kapıda bekleyen siyah cipin yanına ulaştı. Arabanın kapısını dikkatle açıp Buse'yi koltuğa yerleştirirken kızın yüzü hâlâ utançtan kıpkırmızıydı. Buse, sanki kaçacak bir yer ararmış gibi başını yana çevirip bakışlarını saklamaya çalışıyordu.
Pars bir an bile duraksamadan kızın üzerine doğru hafifçe eğildi. Buse'nin dağılmış saçlarını nazikçe kulağının arkasına itti, parmaklarının tersiyle alev alev yanan yanağını okşadı.
Gözleri kızın süzgün gözlerine kenetlendiğinde, sesi gür ve sert yapısına tezat bir şekilde derin ve pürüzsüz çıktı. Bakışlarında saklayamadığı o katıksız mülkiyetçilikle fısıldadı:
"Seni içimde saklamak... Kimselere göstermemek istiyorum."
Buse, Pars'ın bu sözleri üzerine nefesini tuttu. Kalbinin ritmi tek bir saniyede altüst olurken bakışları adamın dudaklarına takılı kaldı. Pars ise kızın bu bakışlarına daha fazla dayanamayıp alnına uzun, sıcak bir öpücük kondurdu.
"O şarkıyı da o cilveleri de bir daha kimsenin içinde yapmayacaksın küçük hanım," dedi sesi hafifçe kısılarak. "Çünkü seni kimseyle paylaşmaya niyetim yok."
Buse, adamın kokusunu içine çekip hafifçe gülümsedi. Sarhoşluğun getirdiği o mayışıklıkla başını Pars'ın göğsüne doğru yaslarken kısık sesle fısıldadı:
"Çok konuşuyorsun Pars... Beni eve götür artık."
Pars kızın emniyet kemerini bağlayıp kapıyı örttü ve yüzündeki o büyülenmiş tebessümle direksiyon tarafına geçti.
Pars, kızın bu sarhoş ve savunmasız halini görünce mahalledeki eve bırakmaya kıyamadı. Arabayı doğruca kendi malikanesine sürdü. Eve vardıklarında Buse arabanın koltuğunda mışıl mışıl uykuya dalmıştı bile.
Pars, kucağına aldığı kızı yavaş adımlarla üst kattaki yatak odasına taşıdı. Onu kuş tüyü yatağa yumuşakça yatırıp üzerine örtüyü çekerken yüzünde yine o şefkatli tebessüm vardı. Tam eğilip alnına son bir öpücük konduracak ve odadan çıkacaktı ki...
Buse aniden gözlerini kocaman açtı! Yüzü bir anda bir saniye içinde bembeyaz oldu, elleriyle ağzını kapattı.
"Pars... Benim midem..." diyebildi sadece.
Pars ne olduğunu anlayamadan, Buse yataktan fırladığı gibi tam önünde duran Pars'ın göğsüne doğru fena halde kustu! Pars'ın o pahalı, özel dikim gömleği ve pahalı ceketinden aşağı doğru Buse'nin içtiği o süslü kokteyller süzülmeye başladı.
Pars olduğu yerde kilitlendi kaldı. Hayatında ilk defa ne yapacağını bilemez bir halde üstüne, sonra da ağzını tutmuş panikle ona bakan Buse'ye baktı. Yüzündeki o şok ifadesi görülmeye değerdi.
"Ulan Buse..." diye mırıldandı Pars dehşetle. "Gitti gömlek..."
Ama kızın renginin gitgide daha da sarardığını görünce üstünü başını unuttu. Buse'yi anında belinden yakalayıp doğrudan banyoya sürükledi. Kızın hâlâ kafası bir dünya, ne yaptığının farkında bile değildi.
Pars banyonun kapısını açıp Buse'yi küvetin kenarına oturttu. Kendi üzerindeki mahvolmuş ceketi ve gömleği fırlatıp attı. Ardından duş başlığını eline alıp suyu açtı.
"Gel bakayım buraya, ayıl biraz!" diyerek suyu Buse'nin yüzüne ve başından aşağı hafifçe tutmaya başladı.
Buse soğuk suyu yiyince aniden "Ayyy! Buz gibi! Ne yapıyorsun sen be!" diye çığlığı bastı, kollarını sallayarak sudan kaçmaya çalıştı.
Pars bir yandan kızı zaptextmeye çalışıyor, bir yandan da gülmemek için kendini zor tutuyordu:
"Dur kızım kıpırdama! Üstüme mahvettin ortalığı, şuna bak! Seni romantik ortama getirelim dedik, adamı madara ettin gece gece!"
Buse ıslak saçları yüzüne yapışmış halde, gözlerini açıp üstü çıplak olan Pars'a baktı. Alkolün etkisi soğuk suyla biraz kırılmıştı ama hâlâ kafa hafif kaktüs gibiydi. Dudaklarını büzüp Pars'ın kaslı göğsüne baktı:
"Hadi ya... Çok mu kustum?"
Pars dayanamayıp sesli bir kahkaha attı, havluyu kapıp kızın kafasına doladı. "Çok değil güzelim, sadece bütün akşamı üstüme çıkardın. Ama helal olsun, ilk defa biri beni bu hale getirdi!"başkasi olsa...
Pars, elindeki kalın havluyla Buse'nin sırılsıklam olmuş saçlarını nazikçe kurulamaya başladı. Yüzündeki o şok ifadesi tamamen silinmiş, yerini eğlenen ve hayranlıkla bakan o aşina tebessüme bırakmıştı.
Buse havlun içinden şaşkın şaşkın ona bakıp ıslak kirpiklerini kırpıştırırken, Pars aniden eğilip kıza doğru yaklaştı. Yüzüne düşen ıslak bir saç telini parmağıyla kenara çekerken sesi bir anda derinleşti:
"Çok mu kustum diyorsun bir de... Yavrum, gömleği geçtim, adamlığımı test ettin gece gece!"
Buse "Yavrum" lafını duyunca ıslak saçlarının altında yanaklarının tekrar ısındığını hissetti. Tam bir şey söyleyecek, kendini savunacakken Pars kızın burnunun ucuna hafifçe vurdu:
"Ama dur bakalım... Daha yolun başındayız. Eğiteceğiz seni çaylak. Öyle iki kadehte nakavt olup adamının üstüne kusmak yok bundan sonra."
"Çaylak mı?" diye mırıldandı Buse dudaklarını büzerek. "Bana çaylak deme Pars!"
Pars üstü çıplak bir halde Buse'yi havluya iyice sarıp kucağına aldı, banyodan çıkarıp yatağa doğru taşırken hafifçe güldü:
"Tam bir çaylaksın işte. Hem sahnede şov yap, 'adamım' diye aklımı al... Hem de sonra gel kucağıma kus! Söyle bakalım çaylak, yarın sabah bu dediklerini ve yaptıklarını hatırlayınca yüzüme nasıl bakacaksın?"
Banane hatırlamıycam şte diyip omuz silkti Buse Buse, kucağında olduğu Pars'ın kaslı omuzlarına kolunu dolamaya çalıştı ama kafası öyle bir dönüyordu ki eli iki kere boşa düştü. Dudaklarını çocuk gibi büzüp gözlerini yarım yamalak açtı. Sesindeki o pelteklik ve sarhoşluğun verdiği aşırı özgüvenle mırıldandı:
"Sennn... sennn bana çayllak diyemezsinnn Pars Beycim!" dedi, parmağını Pars'ın burnuna doğru sallamaya çalışarak. Ama parmağı adamın çenesine denk geldi.
"Hemmm ben kusmadım ki... Meyve suyu... şey yaptı... bünyeme ağırlık yaptı bi kere! Tammam mı?"
Pars onu yatağa yavaşça bırakırken Buse yorgana sarılıp kedi gibi kıvrıldı. Yüzünü yastığa gömüp sonra aniden başını kaldırıp sırıttı:
"Ayrıcaaa... çok yakışıklısın biliyo musun? Üstünü niye çıkardın sen bakayım? Kas şov mu yapıyosun bana sarhoşum diye?"
Gözleri süzüle süzüle Pars'a bakıp kıkırdadı, ardından esneyip gözlerini kapattı:
"Ama hâlâ... benim adamımsın... Söyleyeyim de... unutma sakın..."
Pars, yatağın kenarına oturup Buse'nin bu süzgün, sarhoş ve peltek hallerine bakarken iç çekip gülümsedi. Buse yorganın altından elini çıkarıp Pars'ın çıplak koluna doğru uzattı, parmakları adamın kaslı koluna dokunurken gözlerini zar zor açık tutarak mırıldandı:
"Gidip... başkalarının adamı olma... beni deli etme be adam..."
Pars'ın yüzündeki o eğlenen ifade bir anda dondu. Bakışları derinleşti, göğsü ağır bir nefesle kalkıp indi. Buse'nin sarhoşken bile içinden dökülen bu mülkiyetçi cümle, adamın tam kalbinin ortasına saplanmıştı resmen.
Pars eğilip Buse'nin elini yakaladı, avucunun içini dudaklarına götürüp uzun, derin bir öpücük kondurdu. Sonra kızın alev alev yanan yüzüne doğru yaklaşıp o boğuk ve sarsıcı sesiyle fısıldadı:
"Başkasının adamı mı?"
Hafifçe kıkırdadı ama sesi alev alev yanıyordu.
"Ben senin yüzünden aklımı yitirmişim zaten çaylak... Başka kimin adamı olacağım? Sen içini rahat tut, bu adam son nefesine kadar sadece senin."
Buse bu sözleri duyunca yüzünde tatlı, rahatlamış bir tebessümle mırıldandı, başını iyice yastığa gömüp gözlerini kapattı. Birkaç saniye içinde derin, mışıl mışıl bir uykuya daldı.
Pars ise bir süre yatağın kenarında oturup kızın düzenli nefes alıp verişini izledi. Saçlarını okşadı, üzerini iyice örttü. Kendi kendine "Sabah uyandığında ne yapacaksın bakalım çaylak..." diye mırıldanıp hafifçe güldü.
Buse, gözlerini sabahın ilk ışıklarıyla yavaşça açtı. Yatak o kadar rahat, çarşaflar o kadar mis kokuluyordu ki bir süre uykunun o tatlı mahmurluğuyla yatakta gerindi. Esneyerek diğer tarafına döndü.
Tam karşısında, bir kolunu başının altına koymuş, yüzünde muzır ve son derece keyifli bir tebessümle kendisini izleyen yarı çıplak Pars ile göz göze geldi.
Buse uykulu bir tebessümle gülümsedi. "Günaydın..." diye mırıldandı yumuşacık bir sesle.
Pars da gülümsemesini genişletti. "Günaydın çaylak."
Aralarında iki saniyelik derin bir sessizlik oldu.
Ardından Buse'nin beyninde bir şimşek çaktı! Gözleri yuvalarınd