zıt kutup
“Umarım karşımıza hep denize bakmak gibi hissettiren insanlar çıkar; ışıl ışıl, huzurlu ve kaygısız…”
Deniz, elindeki nemlendiriciyi evirip çevirerek Hakan'ın arkasından bakmaya devam ediyordu. Yüzündeki o az önceki şamata yerini daha durgun, düşünceli bir ifadeye bırakmıştı.
Buse, gülmesi yavaşça yatışınca yanına yaklaştı. Deniz'in omzuna hafifçe dokunup fısıldadı: "Neler oluyor kafanda yine? Bu sefer sessizliğe büründün."
Deniz başını sallayıp elindeki pakete baktı, sonra derin bir nefes verdi.
"Hakan'a bakıyorum da Buse... Sanki etrafına öyle kalın surlar örmüş ki, kimseyi içeri almamak için ant içmiş gibi," dedi Deniz, sesi bu kez her zamanki fırlama tonundan çok uzaktı. "Büyüyle, zorla, taktikle ya da benim bu şebekliklerimle birini kendine bağlayamazsın ki. Kendini kabul ettirmek için kılıktan kılığa girmeye gerek yok. İnsan ruhunun diğer yarısını zaten doğallığıyla bulur... Biri seni bir taktikle, bir oyunla sevecekse, o sevgi gerçek olur mu ki?"
Buse, Deniz'in bu beklenmedik derinliği karşısında şaşırmıştı. Bakışları yumuşadı. "Vay be... Bizim Deniz'den felsefe dersleri."
"Öyle ama!" dedi Deniz, gözlerini otobüsün gittiği yola dikerek. "Ben sadece onun o buz tutmuş halinin altında sakladığı gerçek adamı merak ediyorum. Kendini bu kadar kapatmasına değecek ne yaşadı acaba? Eğer ruhunun yarısı bir yerdeyse, o surları kendi rızasıyla yıkacak... Ben sadece kapıda bekleyen o inatçı kız olacağım."
Buse gülümseyip arkadaşının koluna girdi. "Merak etme, o surlar sonsuza kadar dayanamaz. Sen o kapıyı çalmaya devam et ama kendin olmaktan vazgeçmeden."
Deniz derin bir nefes verdi, bakışlarını yoldan çekmeden konuştu:
"Şey düşünüyorum Buse... Hani sosyal medyada falan görüyoruz ya, insanlar biri kendilerini sevsin diye 'Aldım kabul ettim, 777' yazıyorlar. Ritüeller yapıp büyüye, muskaya bel bağlıyorlar... Ama ne gerek var ki böyle şeylere?"
Buse arkadaşını pürdikkat dinlerken Deniz devam etti, sesi bu kez her zamanki fırlama tonundan bambaşka, içten bir fısıltıya dönüşmüştü:
"Biri sevecekse büyüyle, taktikle, zorlamayla sevmesin beni. Ruhunun yarısı zaten seni bulur bu hayatta. Hani 'Yeter ki havam olsun, yanımda dursun, benim olsun' derler ya... O bence gerçek sevgi değil, sadece bencilce bir hırs. Biri sırf senin hırsın yüzünden veya bir ritüelle yanındaysa, onun kalbi gerçekten sende midir ki? Ben Hakan'ın o buz tutmuş surlarını bir büyüyle değil, kendi rızasıyla yıkmasını isterim. Sevecekse özgürce, kendi kalbiyle sevsin. Yoksa yanımda gölge gibi durmasının ne anlamı var?"
Buse, Deniz'in bu derinliği karşısında gözleri parlayarak gülümsedi. Arkadaşının koluna girip başını omzuna yasladı.
"Seni bu yüzden çok seviyorum işte," dedi Buse soft bir sesle. "Sen o buz dağını ritüelle değil, o kocaman ve temiz kalbinle eriteceksin. Kaçışı yok o çocuk için..."
Buse, Deniz'in ağzından dökülen bu beklenmedik felsefi cümleler karşısında bir an afallayıp gözlerini kocaman açtı. Arkadaşını omuzlarından tutup şaşkınlıkla yüzünü süzdü.
"İyi de kızım..." dedi Buse, hayret dolu bir sesle. "Nereden aklına geldi şimdi durup dururken bu büyü, ritüel, 777 işleri? Nereden çıktı bu muhabbet?"
Deniz mahcup bir tavırla omuzlarını silkip bakışlarını Buse'ye çevirdi. Yüzünde muzip ama bir o kadar da tatlı bir çocuksu ifade belirdi.
"Ya ne bileyim..." dedi Deniz, elindeki minik nem alıcı paketi cebine atarken. "Sınıfta, orada burada gezinirken internette sürekli karşıma çıkıyordu. 'Aşık etme ritüeli', '777 frekansı' falan... Valla bir an içimden 'Acaba yapsam mı, bu buz dağını başka türlü çözemeyeceğim galiba' dedim. Şöyle bir niyetlendim yani, yalan yok!"
Buse kahkahasını bastırmak için dudağını ısırırken Deniz derin bir nefes alıp devam etti:
"Ama sonra düşündüm işte... Vazgeçtim. Öyle bir şeyle gelecekse hiç gelmesin daha iyi. Kalbiyle gelsin gelecekse. Yoksa internetten gördüğüm iki ritüelle yanımda duracak adama ben adam demem zaten!"
.......
Deniz: Kızım ben galiba bu Hakan'a cidden vuruldum... 🤦♀️
Deniz: Çocuğun ses tonu hâlâ kulağımda çınlıyor, 'Sana kolay gelsin' dedi ya Buse!
Deniz: Ama yok, kararlıyım. Büyüyle 777'yle değil, kendi rızasıyla eriteceğim o buz dağını! 💪
Buse: Hahaha valla sen bu azimle o çocuğu dize getirirsin Deniz, benim inancım tam! 😂
Deniz: Zaten pes etmek yok! Yarın yine sırasına çökeceğim, bakalım kaç kelime konuşacak.
Buse yatakta uzanmış, Deniz'in mesajlarına kıkırdayarak cevap yazarken odanın kapısı açıldı. İçeri giren Pars, Buse'nin telefon ekranına bakıp kendi kendine sırıttığını görünce bir anda duraksadı.
Gözlerini hafifçe kısıp adımlarını yavaşlattı.
"Ohhooo..." dedi Pars, takılarak. "Sana diyorum kızım, kiminle yazışıyorsun sen öyle sırıta sırıta?"
Buse kafasını kaldırıp Pars'ın o şakacı ama meraklı halini görünce muzipçe gülümsedi. Telefonu hafifçe göğsüne doğru saklar gibi yaptı. "Hiiç... Bir arkadaşımla."
Pars hemen yatağın kenarına oturup Buse'ye doğru eğildi, çaktırmadan kafasını uzatıp ekrana bakmaya çalıştı. "Hangi arkadaşmış o? Bakayım bir telefonuna..."
"Pars dur ya, özel!" diyerek telefonu gülerek kaçırdı Buse.
Pars, karısının bu gizemli hallerine daha da meraklanıp kolunu Buse'nin omzuna attı, onu kendine doğru çekti. "Neymiş özel olan hatunum? Benden gizli saklı iş mi çeviriyorsun sen?"
Buse tutamadığı kahkahayı patlattı. "Aşk olsun Pars! Deniz yazıyor Deniz... Bizimki aşık oldu galiba, sabahtan beri yeni gelen çocuğu anlatıyor bana!"
Pars, mesajlaşanın Deniz olduğunu duyunca rahat bir nefes alıp güldü. "Deniz mi?" dedi kaşını kaldırarak. "Aşık mı olmuş? Bak sen bizim kıza... İyi ki Deniz yani, ben de başka biriyle yazışıyorsun sandım."
Buse, Pars'ın yanağını sıktı. "Ne oldu? Kıskandın mı sen beni?"
Pars, Buse'nin gözlerinin içine bakıp hafifçe gülümsedi: "Kıskanırım tabii... Senin o güzel gülüşünü benden başka kimse öyle uzun uzun izleyemez."
Pars, Buse'nin yüzüne düşen bir saç telini şefkatle kulağının arkasına itti. Bakışlarındaki o korumacı ve derin ifade daha da belirginleşti. Buse'nin beline sarılan kolunu biraz daha sıkılaştırıp onu iyice göğsüne çekti.
"Ayrıca..." dedi Pars, sesi birden ciddileşip ısrarcı bir tona bürünerek. "Bu konu dağılmasın. Sen artık tamamen iyileştin Buse. Ağrın yok, sızın yok, dr. kontrollerin de temiz çıktı. Yeter bu kadar ayrı kaldığımız, artık evimize gidelim."
Buse başını Pars'ın göğsünden kaldırıp gözlerinin içine baktı. "Pars, acele etmesek mi? Burada abimlerin yanında her şey çok güzel ilerliyor, biraz daha kalsak..."
"Hiç acele falan değil," diye kesti Pars lafını, bakışlarını bir saniye bile kaçırmadan. "Ben sensiz o koca evde tek bir gece daha kalmak istemiyorum hatunum. Buradakiler sana çok iyi baktı, sağ olsunlar ama senin asıl yuvan, benim yanım. Ben seni her sabah kendi yatağımızda uyandırmak, kendi evimizde gözlerinin içine bakmak istiyorum."
Buse, Pars'ın bu tutkulu ve kararlı halleri karşısında ne diyeceğini bilemedi. Dudağının kenarında tatlı bir tebessüm belirdi.
"Ama Pars..."
"Aması maması yok," dedi Pars, Buse'nin çenesini hafifçe tutup kendine doğru kaldırarak. "İyileştin işte, maşallahın var. Yarın sabah eşyalarını topluyoruz, evimize dönüyoruz. Bu konuda pazarlık kabul etmiyorum haberin olsun."
Buse onun bu ısrarcı ve sarsılmaz tavrı karşısında teslim olmuşça gülümsedi. Pars'ın onun üzerindeki bu korumacı, kendi evine ve yuvasına olan bağlılığı içini sıcacık yapmaya yetmişti.