Keşfet

Zühre yıldızı

Onun Krallığı

Okulun çıkış kapısından adımlayan Buse ve Deniz, neşeli neşeli sohbet ederek ilerliyordu. Tam sokağın köşesini döndükleri anda siyah filmli iki araç önlerini kesti. Araçtan inen eli silahlı adamlar, ne olduğunu anlamalarına fırsat kalmadan Buse ve Deniz'i zorla içeri tıkıp gaza bastı.

Haber Pars'ın mahalledeki mekanına yıldırım gibi düştü. İçeriye soluk soluğa giren Buse'nin abisi ve hemen arkasından yaşlı gözleriyle babaannesi girdi.

Babaannesi bastonuna dayanarak Pars'a doğru adımladı, titreyen elleriyle Pars'ın kollarından tuttu:

"Pars... Evladım, Buse'mizi ve Deniz'i okulun önünden sürükleye sürükleye almışlar!" dedi yaşlı kadın gözyaşları içinde. "Kurban olayım sana, torunumu bul getir! Ne olur onları o vicdansızların elinden sök al!"

Buse'nin abisi ise öfkeden masaya bir yumruk savurdu: "Şehrin en belalı adamı... Adil ve çetesi kaçırmış kızları! Pars, bunu sadece sen çözebilirsin!"

Pars "Adil" adını duyduğu an gözlerindeki bütün insani ışık söndü. Adil, Pars'ın geçmişten beri süregelen en kanlı düşmanıydı. Pars'ın alnındaki damarlar fırladı, bakışları adeta zifiri bir karanlığa büründü. Yaşlı kadının ellerini şefkatle tutup öptü:

"Korkma babaanne..." dedi Pars. Sesi yeri göğü inletecek bir kükreme gibi sertti. "Buse'nin saçının bir teline zarar gelirse, Adil'in soyunu sopunu bu haritadan silerim. Torununu sana getireceğim!"

O sırada kaçırılan kızların tutulduğu depoda durum son derece alışılmışın dışındaydı...

Adamlar kızları sandalyelere bağlayıp başlarında beklemeye başladıklarında, Buse hafif bir panikle Deniz'e fısıldadı: "Deniz... Ne yapacağız? Çok korkuyorum ben."

Deniz çaktırmadan Buse'ye göz kırptı. Yüzünde gram korku yoktu, aksine muzip bir planın peşindeydi:

"Sakin ol Buse. Onların silahı varsa bizim de çenemiz var! Silah olarak çenemizi kullanacağız. Çok konuşacağız, kafalarını şişireceğiz ve asla korktuğumuzu belli etmeyeceğiz. Bak şimdi izle."

Deniz başını kaldırıp başlarında duran devasa, eli silahlı korumaya seslendi:

"Şey... Pardon! Bakar mısın kas kütlesi? Acaba o silahı biraz öteye tutar mısın? Radyasyon yapıyor da cildime iyi gelmiyor!"

Adam şaşkınlıkla döndü: "Ne diyorsun lan sen?"

Buse de Deniz'in planını kapıp hemen devraldı: "Yani diyoruz ki, Adil Bey'iniz sizi buraya bekçi diye koymuş ama bıyıklarınız bile yamuk kesilmiş. Pars burayı bastığında o bıyıkları tek tek yolacak, haberiniz yok!"

"Siz kiminle dalga geçiyorsunuz be!" diye bağırdı diğer adam.

Deniz gözlerini devirdi: "Ay tamam bağırma, desibel seviyen çok yüksek! Ayrıca Adil amcanıza söyleyin, bizi kaçırdı ama menüde niye çikolatalı süt yok? Pars bizi kaçırsa en azından soğuk sütümüzü, kahvaltımızı eksik etmezdi. Müşteri memnuniyeti sıfır valla bu mekanda!"

Buse kıkırdadı: "Harbiden ha! Depo desen toz içinde, rutubet kokuyor. Asım Ağabey'in kahvesi bile buradan daha hijyenik. İnsan bir havalandırır burayı!"

Adamlar neye uğradıklarını şaşırdı. 3 gün boyunca Adil'in adamları kızları tehdit etmeye çalıştıkça Buse ve Deniz adamların giyim kuşamıyla, konuşma tarzıyla, Adil'in karizmasızlığıyla dalga geçip durdular. Adamlar 3. günün sonunda silahı vurup kaçmak yerine "Ne olur biri gelip bunları alıp gitsin, çenelerinden beynimiz süngere döndü!" diye yalvaracak raddeye geldiler.

O sırada Pars depoyu bastı!

Kapılar tek bir tekmeyle menteşelerinden söküldü. Pars ve adamları içeri fırtına gibi girdi. Pars önüne gelen Adil'in adamını darmadağın ediyor, terör estiriyordu. Adil'in yakasına yapışıp adamı cam masanın üzerine fırlattı, camlar büyük bir gürültüyle patladı.

Pars, demir kapıyı kırarak kızların olduğu odaya daldı. Gözü dönmüş, terör estiren Pars; Buse ve Deniz'i karşısında sapasağlam görünce bir an duraksadı.

Deniz, sandalyede bağlı olmasına rağmen Pars'ı görünce bağırdı: "Ooo Pars abi bey kaç gündür neredesin ya? Adamların espri kalitesi yerlerdeydi, beyin hücrelerimizi öldürdüler valla!"

Pars demir kapıyı kırıp içeri daldığında, arkasındaki adamları da silahlara davranmış, her an fırtına kopacakmış gibi teyakkuzdaydı. Pars'ın gözlerinden alev fışkırıyor, alnındaki damarlar fırlayacak gibi duruyordu.

Fakat odadaki manzara, Pars'ın beklediği o karanlık kâbus sahnesinden fason bir komedi filmine evrilmiş durumdaydı.

Deniz, sandalyesinde geriye kaymış, bacak bacak üstüne atmaya çalışarak Pars'a ters ters baktı:

"Ay Pars! Vallahi oramız buramız tutuldu, estetik oldu oturduğumuz yerler! 3 gündür bulamadın mı bizi ya? Hem sen mafyalarin yüz karası mısın niye bulamadım bizi polise haber verseydiniz

Pars bir an duraksadı. Kafasındaki o zifiri öfke fırtınası ani bir fren yaptı. "Ne... Ne diyorsun kızım sen?" diye kekeledi ilk defa.

Deniz hiç oralı olmadan başıyla köşede tir tir titreyen iri yarı, bıyıklı korumayı işaret etti:

"Şu bıyıklıya baksana bir! Parmağımla gösteriyorum bak, bıyıkları öyle bir gıcıma gitti ki... Yol onları Pars! Yol da gözümüzün pası silinsin!"

Adam, Deniz'in bu lafı üzerine koca gövdesiyle duvara yapıştı. Korkuyla bıyıklarını eliyle kapatıp geriledi. Hemen ardından silahını yere atıp Pars'ın önüne doğru bir adım attı, ellerini yalvarır gibi birleştirdi:

"Pars Bey! Gözünü seveyim lütfen bu kızlarıda al git, iade ediyoruz! Sizi gizli numaradan arayıp konum atan bendim vallahi! Ama bana söz vermiştiniz, beni koruyacaksınız değil mi? Valla bir daha kimseyi kaçırmam, kız çenesi çekeceğime gider sanayide kaporta doğrulturum! İstifa ediyorum ben bu mafyalıktan... Ama ne olur Adil Bey'imden de koruyun beni, bu kızlar yüzünden mesleğimden oldum!"

Pars neye uğradığını şaşırmış halde adama bakarken Buse söze girdi. İpleri hafif gevşetilmiş sandalyede arkasına yaslanıp bıyıklı korumaya acıyan gözlerle baktı:

"Ay abi ya... Valla neler çekmişsin sen! İçini döktün de rahatladın bak. Bıyıklıya bak sen, aslında sen ne kadar iyi birisin! Bence seni küçükken elinden elma şekerini alıp yere atmışlar, hırsından böyle mafya olmuşsun. Tamamen travma yani, senin suçun yok."

Adam gözleri dolu dolu Buse'ye baktı: "Vallahi billahi doğru söylüyorsun! İlkokul üçte elma şekerimi çamura düşürmüşlerdi, o gün bugün yüzüm gülmedi..."

Deniz hemen aradan atlayıp saçlarını arkaya savurdu: "Of, dramı kesin de bizim çilemize bakın! Ya çözer misiniz şu elimizi rica etsem? Saçlarım bozuldu, ayrıca bugün benim törpü ve tırnak bakım günümdü! Off, mahvettiniz bütün haftalık rutinimi, farkında mısınız?!"

Pars öfke ile şaşkınlık arasında gidip gelirken, arkasındaki adamlar bile bıyıklı korumaya ve kızlara bakıp gülmemek için dudaklarını ısırıyordu.

Pars elini alnına koyup derin bir nefes aldı: "Alın şu bıyıklıyı, Adil'in eline düşmesin. Bir de çay ısmarlayın garibe, terapisini tamamlasın."

"Sen gecikince adamın çocukluk travmalarına indik kendimizi bırakıp ona üzüldük..." diye fısıldadı Buse Deniz ise arkadan söylenmeye devam ediyordu: "Ayy tamam, kucaklaşmayı evde yapın da gidip bir törpü takımı bulayım kendime!"

Pars gülerek başını salladı, Buse'nin saçlarına derin bir öpücük kondurdu: "Yürü Deniz, yürü... Sizin çeneniz Adil'i de mafyayı da dize getirirmiş, ben boşuna kaygılanmışım."

Pars'ın o kapkaranlık öfkesi bir anda şaşkınlığa dönüştü. Hızla Buse'nin yanına koşup diz çöktü. İpleri tek hamlede sökerken elleri titriyordu. Buse ipler çözülür çözülmez Pars'ın boynuna sımsıkı sarıldı: "Geldin... Geleceğini biliyordum Pars!"

_________

Kızlar mahalleye ayak bastığı an ortalık panayır yerine döndü. Mahallenin meydanındaki kahvehanenin önüne sandalye çekip oturan Buse ile Deniz, etraflarını saran kadınlara, gençlere ve esnafa kaçırılma macerasını adeta bir aksiyon filmi gibi abartarak anlatıyordu.

"Kızlar..." dedi Deniz, elindeki çay bardağını havaya kaldırıp saçını arkaya atarak. "Adamlar kapıyı bir kırdı, içeride elli kişi! Ama biz istifimizi bozduk mu? Asla! Dedim ki 'Kardeşim o elindeki silahı kenara çek, cildim radyasyon kapıyor!' Adam şok tabii, hayatında böyle havalı mahkum görmemiş ki!"

Buse de hemen söze girdi, ellerini jestlerle sallayarak: "Hatta o iri yarı bıyıklı koruma vardı ya... Adam baktı biz çok üst düzeyiz, ağlamaya başladı! Meğer ilkokul üçte elma şekerini çamura düşürmüşl