Keşfet

Kendi Sekmem

Öylesine

Dağınık bir insanım ben!

Hem de öyle böyle değil. Etraf dağılıyor, masanın üzerinde bir şey birikiyor, mutfakta başka bir iş kalıyor, aklımda on tane düşünce aynı anda dönüyor...

Ama yapılacaklar bir şekilde yapılıyor.

Aynı anda üç kişinin kargosu için destek verirken iki çocuğun ödevine yardım edebiliyorum. Eşimin sohbetine katılıp istediği tepkileri veriyor, bir yandan da tenceredeki soğanların pembeleşme kıvamını kontrol edebiliyorum.

Hepsi aynı anda.

Bazen düşünüyorum da, insan aynı anda kaç yerde olabilir?

Belki de mesele benim çok dağınık olmam değil.

Belki zihnim fazla kalabalık.

Bir bilgisayar gibi...

Onlarca sekme açık.

İlk bilgisayar programını yazan kişinin de kadın olması da bu yüzden pek şaşırtıcı değil galiba.

Kadın bilgisayarın dilini çözdü de kendi zihnini kim çözecek?

Ahh kadın!

Her şeye yetişiyor dimi?

Önce evlat oluyor, belki sonra abla... Zaman geçiyor eş oluyor, yarımı tam yapıyor. Yuvayı şenlendirip anne oluyor. Durmuyor; çalışıyor ve çalışan kadın oluyor. Herkese, her şeye yetişiyor.

Sekmeler hep açık...

Birinin sevdası, birinin sığınağı, birinin sıcak çorbası, birinin neşesi...

Peki ya kendisi?

Kadının kendi sekmesi nerede?

El ayak çekilince diyorlar ya...

Heh, işte tam da orada buluyor kadın kendini.

Çok arkalarda kalmış bir sekme.

Çoğu zaman kadın da unutuyor kendini, var olduğunu... Alışkanlıkla yaşıyor sadece.

Ekranda onlarca pencere açık; iş, çocuklar, ev, yemek, eş, telefon, mesajlar, yapılacaklar, yapılması gerekenler...

Kadın ise bir köşede küçük bir simge halinde bekliyor.

Kim bilir ne zamandır?

Bazen biri çıkıp “Sen ne istiyorsun?” diye sorsa, cevabı bulmakta zorlanıyor. Çünkü uzun zamandır başkalarının neye ihtiyacı olduğunu düşünmekten, kendi ihtiyacını düşünmeye sıra gelmemiş.

Belki de kadın olmak biraz böyle öğretiliyor bize.

Önce çocuklar.

Sonra eş.

Sonra ev.

Sonra iş.

Sonra herkes.

En son da sen.

O “sonra” hiç gelmese bile sorun olmuyor nedense.

Çünkü hayat akıyor.

Soğan pembeleşiyor, çocuk ödevini bitiriyor, kargo sahibine ulaşıyor, eşin bir şey anlatıyor ve sen tam zamanında gülüyorsun.

Herkesin sekmesi açık.

Herkes çalışıyor.

Bir tek senin sekmen arka planda.

Ve sen buna o kadar alışıyorsun ki bir gün durup kendine baktığında, “Ben ne zamandır böyleyim?” diye soruyorsun.

Cevabı da yine kendinde bulamıyorsun.

Çünkü kendini aramaya bile vaktin olmamış.

Belki de insanın kendini kaybetmesi büyük bir gürültüyle olmuyor.

Bazen sessizce oluyor.

Bir işi diğerinin üzerine koyarken...

Birinin ihtiyacını kendi ihtiyacının önüne geçirirken...

“Sonra bakarım,” derken...

Ve o “sonra”, fark etmeden yıllara dönüşüyor.

Ama ben hâlâ oradayım.

O küçücük, arka planda çalışan sekmede.

Kapanmadım.

Sadece uzun zamandır kendime tıklamadım.