Keşfet

1.B: Cesaret

PEYVESTE/Tutsak

"Ve bir gün, bir bakarsın, her şey yoluna girmiş. Kalbinin üstündeki o ağır taş yerinde yok." — Cemal Süreya

🎵 Bengü: Cesaret

🎵 Sezen Aksu: Yükün Ne Mi Çiçek

***

Dara ve Mehmet eve gitmek üzere yol almışlardı çoktan. Dicle ise, okuldan dönerken yanındaki arkadaşı Piya’nın sesi, mahalle arasını dolduran kuş cıvıltılarını bastırıyordu. Dicle, dar bir bahçe duvarının üzerinde dengesini bulmaya çalışarak yürüyordu; attığı adımlar minik, temkinli ama bir o kadar da neşeliydi. Piya ise yoldan ilerliyor, ellerini abartılı bir şekilde savurup duruyordu.

"Annem, sınavlardan kötü not alırken bile beni azarlıyor!" dedi, kaşlarını çatarak. Sesi, bir çocuk öfkesiyle çatallanmıştı.

"Bugün de demediğini bırakmayacak kesin!"

Piya duraksayıp Dicle'ye dönerek, "Dicle," dedi.

Dicle, duvarın kenarına geldiğinde durup ayaklarını sabitledi. Ellerini yana açarak dengesini buldu, sonra hafifçe başını yana çevirdi.

"Hıı," dedi, kısa ama dikkat kesilmiş bir sesle.

Piya, Dicle’nin bu rahat tavrına biraz bozulmuş gibiydi. Küçük adımlarla yürüyerek ona doğru yaklaştı.

"Bugün sen de sınavdan zayıf not aldın. Evdekiler ne der? Sana kızarlar mı?" diye sordu.

Dicle, bir an düşünceli bir ifadeyle gözlerini ufka çevirdi. Sonra duvardan yumuşak bir inişle atladı. Yere inince dizlerini silkeledi, tozlu ellerini birbirine vurdu ve Piya’ya doğru yürüyerek, "Ne için kızsınlar ki?" dedi, omuz silkerek.

Küçük bedenine sığdırdığı kendinden emin duruşuyla konuşmaya devam etti.

"Az ders çalıştığım için sınavdan zayıf not aldım. Ama böyle de olsa annem bir şey demez."

Yüzüne yayılan gülümseme, sözlerindeki özgüveni daha da belirginleştiriyordu.

Piya şaşkınca bir iç çekti. Sırt çantasının askılarını sıkıca tuttu, başını hafif yana eğip dudaklarını büzdü.

"Gerçekten çok tuhafsın. Zayıf not aldığın için eve gitmekten korkmuyor musun?" diye sordu.

Dicle, başını iki yana sallayarak küçük bir kahkaha attı.

"Hayır. Aslında bir an önce eve dönmek için sabırsızlanıyorum. Çünkü..." dedi ama sözleri yarım kaldı. Gözleri az ötede, ağacın dallarına takıldı.

Ağaçta, yaşıtlarından biri, mahallenin asi çocuğu Genco oturuyordu. Dicle’nin gözleri açıldı, kaşları hafifçe çatıldı. Hemen ellerini kaldırıp ağaca doğru birkaç hızlı adım atarak, "Ah, olamaz! Genco, ne yapıyorsun sen orada?" diye seslendi. Genco’nun daldan dala uzanan ellerini endişeyle izliyordu.

Yukarıdan gelen Genco’nun umursamaz sesi, Dicle’nin sabrını taşırır gibiydi. Dicle ellerini beline koydu, küçük ama kararlı bir duruşla sesini yükseltti.

"Kuşların yumurtasını çalamazsın!" diye çıkıştı, gözlerinde parlayan öfkeyle birlikte.

Arkada duran Piya da hemen onun yanında yerini aldı. İşaret parmağını yukarı kaldırarak ekledi:

"İn oradan, yoksa karışmam!"

Sesi titrek olsa da Dicle’ye olan desteği belliydi.

Genco, aşağıya doğru eğilip alaycı bir şekilde güldü.

"Piya, sen karışma!"

Dicle, öfkeyle nefesini tuttu. Kaşları çatıldı, gözleri meydan okurcasına parlarken, "İn oradan, Genco! Yoksa..." dedi ama cümlesini bitiremeden Genco sözünü kesti. "Dicle, sen bir kızsın. Kız gibi davran! Erkeklere kafa tutmayı bırak artık. Git buradan!"

Bu sözler Dicle’nin yüzünde önce bir şaşkınlık oluştursa da kısa sürede yerini keskin bir öfkeye bıraktı. Dudaklarını büzüp hafifçe buruşturdu. Gözleri Genco’ya dimdik ve soğuk bakıyordu.

"Şimdi görürsün sen!" dedi kararlı bir sesle. Çantasını yere attı, ayakkabılarının topuklarını yere sağlamca bastırdı. Boynundaki suluğu Piya'ya uzatarak, ağaca doğru birkaç adım attı, minik yumrukları sıkıydı.

"Bekle, geliyorum!" diye seslendi. Genco’nun şaşkın bakışları arasında ağaca tırmanmaya kararlı görünüyordu. Arkasında duran Piya ise heyecanla Dicle’yi izliyordu, sanki olacakları tahmin ediyormuşçasına bir gülümseme belirginleşti yüzünde. Dicle’nin cesareti, küçücük bedenine sığmıyordu. Ağaç dalları bu meydan okumayı sessiz bir şahit gibi izliyordu.

Dicle’nin küçücük elleri, ağaç gövdesinin pürüzlü kabuklarına sımsıkı tutundu. Rüzgâr, dallar arasında usulca gezinirken aşağıda, Genco kuş yuvasının yanında dikilmişti. Yüzündeki alaycı ifade, çarpık bir gülümsemeyle birleşti. Küçük bedeniyle ağaca yaslandı ve çatallı bir sesle, “İşine bak Dicle, evine git,” dedi.

Dicle’nin dudaklarında inatçı bir gülümseme belirdi. Genco’nun sözüne aldırış etmeden yukarıdaki dallara doğru ilerlemeye koyuldu. Genco, onun bu kararlı tavrına sinirlenmiş, iki kolunu dallardan destek almak için yukarı kaldırırken sesini daha da yükseltti.

“Ne yapıyorsun sen? İn dedim, in!”

Dicle, onun çığlıklarını bir kuş cıvıltısı gibi duymazdan geldi. Ayakları dikkatle dallar arasında yer ararken, gözleri yukarıdaki yuvaya odaklanmıştı. Ancak tam o sırada, Genco’nun ayağını koyduğu dal çatırdamaya başladı. Dicle’nin ellerini dala atmasıyla, dal yerinden oynadı ve Genco birden dengesini kaybederek yere düştü.

Dicle, göz ucuyla Genco’nun yere düşüşünü izledi. Sonra çevik bir hareketle ağaçtan atladı. Genco, toz toprak içinde, yüzünde şaşkın bir ifadeyle ona bakıyordu. Dicle, ellerini beline koyarak küçük bir zafer kazanmış gibi sırıttı. Genco tam toparlanmaya çalışırken, Dicle işaret parmağını ona doğru uzatıp, “Canın mı yandı? Yumurtalarını çalsaydın, o kuşun canı da yanmış olacaktı. Şimdi evine git artık. Annene söyle, yarana bant yapıştırsın.”

Genco, Dicle’nin sözleri karşısında bir an afalladı. Yüzü kıpkırmızı olurken, ağzından tek bir kelime bile çıkmadı. Başını eğdi, küçük gururunu yerden toplamaya çalışarak sessizce uzaklaştı.

Dicle, yere düşen çantasını sırtına taktı. Piya’ya dönüp suluğa uzanırken, bir yandan da gözleriyle, “Bak gördün mü, başardım!” der gibi baktı. Ancak Piya, tam karşılarında Balıklıgöl'den dönen ve orada duran Dara ve Mehmet’i fark ettiğinde bir adım geri çekildi. Gözlerinde korkuyla karışık bir telaş belirdi.

“Ben… ben senin arkadaşın değilim. Gidiyorum."

Dicle, şaşkınlıkla arkadaşının ardından baktı. Neden böyle davrandığını anlamaya çalışıyordu. Başını arkaya doğru hafifçe çevirdiğinde, anne ve babasına takılı kaldı gözleri. Mahcup gözlerle annesi ve babasına doğru bir adım attı, ama onların sert ve sorgulayıcı bakışları küçük kızın adımlarını yavaşlattı. Başını eğerek usulca yanlarına yaklaştı. Yol boyu tek bir kelime konuşulmadı.

Eve vardıklarında Dara, hiçbir şey söylemeden salondaki vestiyere feracesini asıp mutfağa yöneldi. Ocağı açtı, düdüklü tencereye bir şeyler koyarken elinin hareketleri bile gergindi. Tencereden yükselen buharın fısıltısı, odadaki sessizliği doldurdu. Mehmet ise, salonda otururken sehpanın üzerindeki gazeteyi almış, sakin bir şekilde bulmaca çözüyordu.

Dicle, babasının karşısına geçip ellerini önünde kenetledi. Yüzündeki mahcubiyet, küçük bedenini iyice sessizleştirmişti. Mehmet, kızına baktı. Gözleri şefkatle doluydu. Yavaşça elini kalbine götürdü ve küçük bir baş hareketiyle “her şey yolunda” der gibi bir işaret yaptı. Sonra dudaklarında yavaşça beliren bir tebessümle Dicle’ye baktı.

Dicle, babasının sıcak bakışları karşısında utangaçça gülümsedi. Ancak bu sırada mutfaktan düdüklü tencerenin tiz sesi duyuldu. Dara, sert bir hareketle tencerenin altını kapattı ve elinde tabaklarla yemek masasına doğru ilerledi.

Dara, Mehmet’e döndü ve kaşlarını çatarak, “Azarlasana onu,” dedi, sesindeki sertlikle Dicle’yi irkilterek.

Mehmet, karısını kırmamak adına ciddiyeti biraz zorlayarak, “Dicle, bu yaptığın doğru değil. Bunu yapmamalıydın,” dedi, hafif bir alaycılıkla.

Dara, kızına sert bir bakış attı. Tabakları masaya bıraktıktan sonra bardakları almak için mutfağa dönerken Mehmet, arkasından seslenerek, “Dara, bu arada ne yaptı ki?” diye sordu.

Dara, tezgâhın başında duraksadı. Arkasını dönmeden, “Ne mi yaptı?! Yaptığını bilsen, beni böyle sakin sakin sorgulamazdın,” diye söylendi. Sonra tencereye eğildi ve öfkesini bastırmaya çalışarak yemek yapmaya devam etti.

Dicle, durduğu yerde usulca ellerini göğsünde birleştirdi. Annesinin öfkesi ile babasının sakinliği arasında bir denge kurmaya çalışıyordu. Kendi sessizliğinde, yaptıklarının ne anlama geldiğini de düşünü

Yorumlar

  • BÎ Hemtâ: annem ve babamdan esinlendim
  • Hazal Nur Vural: mehmet ile dara arasındaki denge çok gerçekçi olmuş
  • BÎ Hemtâ: evet
  • Ayşe Aydın: son sahnedeki baba-kız ilişkisi içimi ısıttı