4.B:Narçiçeği
"Sevgi, bazen susturur sessizliği, Ve yürekte büyür, söz olamayan hüzün." -Attilâ İlhan
🎵Zülfü Livaneli – “Güneş Topla Benim İçin”
🎵Toygar Işıklı – “Kalbimdeki Sızı”
“Kalbimdeki sızı, geçer mi bilmem, Bir sevda masalı, biter mi bilmem.”
***
Fırat, annesinin öfkesini yatıştırmaya çalışırken, içinin derinliklerinde başka bir huzursuzluk taşıyacaktı; asıl sınavın, kuyumcuya gidip kolye almasıyla geleceğini henüz bilmiyordu.
Annesini güçlükle yatıştırdıktan sonra Besna eve doğru ağır adımlarla yürüyüp gitmişti. Kadının yüzünde hâlâ öfkenin gölgesi vardı; o gölge, oğlunun kalbine saplanan ince bir hançer gibi iz bırakıyordu. Pervin ve Azat, dükkândaki hava yumuşatılmış olduğu için mağazaya yönelmişlerdi.
Dükkânda işlerini toparlarken elleri hareket ediyordu fakat aklı gibi yüreği de başka yerdeydi. Tezgâha dizdiği tatlıların parlak şerbetinde bile Derya’nın yüzünü görüyordu sanki. Onun için bir hediye almaya karar vermişti.
Bu hediye, sıradan bir süs değil, sevgisinin kelimelerle anlatılamayan tarafını gösterecek bir sembol olmalıydı. Dükkândaki işlerini alelacele toparladı; elleri tatlı tepsilerini dizerken zihni bambaşka bir yerdeydi. Kalbinin içinde taşıdığı bir sır, onu kuyumcuya doğru adım adım çağırıyordu. Derya’ya alacağı özel bir hediye… Belki bir kolye, belki bilezik… Ama ne olursa olsun, bu hediye yalnızca bir süs eşyası değil, kalbinin en saf köşesinden kopup gelen sevgisinin somut bir nişanesi olacaktı.
Fırat, vakit kaybetmeden titizce dizdiği tatlıların ardından işlerini toparlayıp, kuyumcuya doğru yola koyuldu biraz sonrasında.
O sıralarda Dicle, okuldan çıkmış; abisi Deniz ise iş yerindeki yorgunluğunu arkasında bırakıp balıklı gölde kardeşiyle buluşmuştu. İkisi yan yana yürürken kalabalığın uğultusu arasında kuyumcular çarşısına doğru adımlarını sıklaştırdılar. Akşam güneşi, vitrinlere vuruyor; altınların üzerine düşen ışık, onları adeta alevden bir parıltıya dönüştürüyordu.
Dicle’nin gözleri, camların ardında sergilenen yüzükleri, bilezikleri, küpeleri tek tek süzdü. Her birinde ayrı bir masal gizliydi sanki. En sonunda soluklanmak için durdukları bir kuyumcunun önünde gözleri, vitrinde duran nar çiçeği motifleriyle işlenmiş, zarif bir kolyeye takıldı. O an kalbinin içinde ince bir kıpırtı hissetti; sanki bütün gürültü susmuş, sadece kolyenin parıltısı konuşuyordu. Parmaklarını cama doğru kaldırıp heyecanla, “Abi, şu kolyeyi almanı isterim,” dedi. Sesi içten ama bir o kadar da çekingen çıkmıştı.
Deniz, vitrinin önünde durdu. Gözleri kolyeden etikete kayınca kaşları hafifçe çatıldı. Yutkundu. İçindeki abilik duygusu ile cebindeki imkân arasındaki uçurumun acısını hissetti. Omzunu dikleştirerek, sert görünmeye çalıştı. “Dicle… bu kadar pahalı bir şeyi şu an alamam,” dedi kısık ama kararlı bir sesle. Kaşlarının arasına düşen gölge, içindeki çaresizliği saklamaya yetmiyordu.
Dicle’nin yüzündeki ışık hafifçe soldu. Dudaklarının kenarı ince bir buruklukla titredi. Ama abisini zor durumda bırakmak istemediği için, başını yana eğerek hafifçe gülümsedi: “Olsun abi, sonra alırsın sende.”
Deniz’in kalbi, kız kardeşinin bu olgunluğuyla daha da sızladı. İçten bir gülümseme ile kolyeyi işaret ederek, “Söz veriyorum, maaşım yatar yatmaz gelip alacağım senin için. Gözümün nuru, canım kardeşim…” dedi. Elini Dicle’nin omzuna koydu, parmaklarıyla hafifçe sıktı.
O sırada kuyumcu, tezgâhın arkasından onlara yaklaşarak gülümseyen bir sesle söze girdi: “Hanımefendi’nin gözü bu nar çiçeği kolyeye takıldı galiba. İnce bir işçiliktir, özel sipariş üzerine yapılmıştı. Boynunda çok zarif durur.”
Dicle’nin gözleri büyüdü, yüzünde hayranlık dolu bir ifade belirdi. Sessizce başını sallayarak, “Gerçekten çok güzel…” dedi. Sesi rüzgârın arasında kaybolacak kadar kısık ama içinde derin bir hayranlıkla.
Deniz, kuyumcuya dönerek hafifçe tebessüm etti: “Şimdilik bakmış olduk. Ama kısa zamanda gelip alacağım,” dedi, gözleriyle kolyeyi işaret ederek.
Kuyumcuda başını anlayışla salladı.“Kapımız her zaman açık, beklerim. Bu kolye kolay kolay bulunmaz,” dedi.
Dicle ve Deniz dükkândan çıkarken, Dicle’nin adımları ağırlaştı, gözleri hâlâ vitrindeki nar çiçeği kolyede asılı kalmıştı. İçinden bir ses, o kolyenin bir gün boynuna takılacağını fısıldıyordu.
Fakat kaderin ince hesapları, bazen insanın nefes aldığı anın tam ucunda gizlenirdi. Dicle ile Deniz’in kuyumcudan çıkışıyla aynı anda, Fırat’ın kuyumcuya adım atışı kesişti. Onların dokunduğu vitrinde, Dicle’nin gözlerini büyüleyen o kolye hâlâ parıldıyordu. Fırat’ın bakışları kolyeye kilitlendi. Gözlerinde derin bir kararlılık belirdi. Henüz birkaç dakika önce genç bir kızın parmağıyla gösterdiği, içine derin bir sevgi bıraktığı kolye, başka bir hikâyenin sessiz anahtarı olacaktı.
Vitrinin önünde ışıldayan nar çiçeği motifli kolye, Fırat’ın da gözlerini cezbetmişti. Daha az önce bir genç kızın hayranlıkla baktığı kolye, sanki onu da çağırıyordu. İçinde bir kıpırtı duydu; Derya’nın yüzünde oluşan mutlu bir gülümseme canlandı hayalinde.
Fırat, vitrinin önünde kısa bir süre durduktan sonra ağır adımlarla dükkâna girdi. Tezgâhın arkasında duran kuyumcuyla konuşmak üzere boğazını temizledi. Sesini kararlı ama sakin bir tonla yükseltti: “Şu nar çiçeği kolyeyi görebilir miyim?”
Adam gülümseyerek vitrin anahtarını aldı, kolyeyi ipek bir bezin üzerinde çıkarıp Fırat’ın avuçlarına bıraktı. Altının sıcaklığı, Fırat’ın içini ısıttı.
Kuyumcu, gözlerini onun yüzüne dikerek sordu: “Hediye olarak almayı mı düşünüyorsunuz?” Fırat’ın dudaklarının kenarında belli belirsiz bir gülümseme kıvrıldı. Gözleri kısa bir an uzaklara kaydı, sonra kararlı bir şekilde kuyumcunun bakışlarına döndü: “Evet. Onu mutlu edecek bir şey olsun istedim. Sade ama anlamı derin.”
Kuyumcu başını sallayarak, “O zaman doğru seçim. Nar çiçeği, sevginin tazeliğini ve bağlılığı simgeler. Onu her taktığında sizi hatırlayacaktır,” dedi.
Fırat, kolyeyi kutusuna koydururken içinde huzurlu bir kıvılcım belirdi. Teşekkür edip özenle paketlenmiş kutuyu aldı. Dükkândan çıktığında akşam serinliği yüzüne vurdu, kalbinin içindeki sıcaklıkla tezat bir serinlikti bu.
Adam, kolyeyi kadife kutusunda uzattığında, Fırat’ın parmakları hafifçe titredi. Kutuyu açıp içindeki ışığı gördüğünde dudaklarının kenarında belli belirsiz bir gülümseme belirdi. “Tam da Derya’ya yakışacak…” diye mırıldandı kendi kendine. Bu, sadece bir hediye değildi; Derya’nın kalbinde bırakmak istediği sevginin, sadakatin ve değerinde sembolüydü.
Fırat dükkândan çıktığında içi huzurla dolmuştu ama bu huzurun üzerine gölge düşürecek bir gerçek vardı: annesi.
Adımlarını hızlandırarak evin yolunu tuttu. Elindeki küçük kadife kutu, bütün ağırlığıyla avuçlarına yüklenmişti fakat o farkında dahi değildi. Sadece bir kolye değil, annesiyle arasında açılan uçurumun daha da büyüyüp büyümeyeceğini belirleyecek bir sır taşıyordu ellerinde.
Eve vardığında kapıyı açar açmaz temizlik kokusu karşıladı onu; deterjanla karışmış sabun kokusu, annesinin öfkesini gizleyemeyen hızlı adımlarının izini taşıyordu. Besna, elinde ıslak bir bez, pencerenin kenarlarını siliyordu. Yüzü terden sırılsıklam olsa da, gözlerinde dinmeyen bir kırgınlığın yansıması vardı.
Fırat, temizlik yapan annesini fark etmemiş hızlı adımlarla odasına doğru yönelmişti. Merdivenleri çıkarken oğlunun elindeki poşeti fark etmek gözlerinden kaçmadı. Kadının bakışları merdivenlerin altından yukarıya süzüldü, gözleri keskin bir sorgulamayla daraldı.
“Fırat oğlum,” dedi sert bir sesle. Sesinde hem merak hem de davetiye de yapılan yanlışlığın öfkesiyle. Oğlunun elindeki poşete dikkatle baktığında gözleri kısıldı. Kaşlarının arasında derin çizgi daha da belirgin bir hal aldı. Islak bezi masanın üzerine bıraktı ve oğluna doğru yöneldi. Ellerini beline koydu. “Elindeki ne Fırat?” dedi. Sesi çatallaşmış bir halde.
Fırat bir an duraksadı. Suskun kaldı, sonra adımlarını geri çekerek merdivenlerden aşağı indi. Annesinin karşısına geçti. Kutuyu poşetten çıkarıp, yavaşça açtı. Işıltılı kolye, odanın loşluğunda bile güneş gibi parladı. “Derya’ya aldım,” dedi
Yorumlar
- BÎ Hemtâ: ne yapalım Besna bu
- Belgin Peker: Besnanın Fırata tepkisi biraz sertti ama anlaşılabilir bir durumdu
- BÎ Hemtâ: aynen
- Derya Cengiz: Fıratın mutlu etmek istemesi sevgi dolu bir yaklaşım