Keşfet

FOTOĞRAF KARESİ

PİSKOPAT

"Hazar Akay..."

Altay'ın ağzından çıkan isim odanın içinde yankılandı.

Bir süre kimse konuşmadı. Herkes sustu.

Ben hâlâ onun yüzüne bakıyordum.

Az önceki adam gitmişti.

Her zamanki sert ve kendinden emin Altay gitmişti.

Karşımda ilk kez ne yapacağını bilemeyen biri vardı.

"Altay..." dedim yavaşça. Cevap vermedi.

Anahtarı avucunun içinde sıkmaya devam ediyordu.

"Hazar kim?" diye sordum. Başını kaldırdı yavaşça.

"Bunu daha önce sordun." dedi hırıltılı bir nefes vererek.

"Ve sen cevap vermedin." dedim karşılık olarak.

Bu kez gözlerini kaçırmadı. Gözlerimin içine baktı derin derin.. "Çünkü anlatmak istemedim." dedi.

Leya da araya girdi. "Artık anlatmak zorundasın" dedi ve ekledi. "Altay, adamın bizim evimize kadar girdiğini biliyor. Bizi takip ediyor. Lara'nın fotoğrafını çekiyor. Daha ne olması gerekiyor?" diye sordu leya. Biraz sinirlenmişti.

Altay derin bir nefes aldı. "O benim adamın değil." dedi.

Haklı olduğumuzu biliyor gibiydi. Tam konuşacakken telefonum yeniden titredi.

Üçümüz de ekrana baktık.

Yeni mesaj.

"Beni merak ettiğini biliyorum, Lara"

Kalbim hızlandı. Yerinden çıkacak gibiydi. Altay telefonu elimden aldı.

Başka bir mesaj geldi.

"ama ilk önce Altaya sor."

Altay'ın çenesi gerildi. Çene kasları belirginleşti.

Ardından üçüncü mesaj geldi.

"Babasına ne olduğunu anlatmasını iste."

Odadaki hava bir anda değişti. herkez buz kesti.

Leya bana baktı. Ben Altay'a döndüm.

"Babası?" diye sordu Leya, Altay telefonu kapattı.

"Bu konuşmayı şimdi yapmayacağız." dedi hiddetle.

"Neden?" diye sordum. "Çünkü burada güvende değiliz." dedi.

Burda güvende değiliz mi?

"Altay, nereye gideceğiz?" diye sordu Leya.

"Benden uzaklaşman gereken yere değil." Bir an durdu.

"Benim yanımda kalacaksınız." dedi tek nefeste.

Bu cümleyi duyunca şaşkınlıkla ona baktım. Leyada sorgular gözlerle ona baktı.

Altay da sanki söylediği şeyin farkına yeni varmış gibi birkaç saniye sustu.

"En azından bu gece." diye mırıldandı.

Leya kaşlarını kaldırdı. "Bu kadar mı?" diye sordu

Haklıydı, bize açıklama yapması gerekiyordu. Bu adam kimdi? Bizden ne istiyordu?

Altay ona baktı.

"Ne kadarını anlatmamı istiyorsun?" kaşlarını çattı.

Leya hemen sustu.

Ben ise istemsizce gülümsedim.

Altay bunu fark etti. "Neye gülüyorsun?" dedi tek kaşını kaldırarak.

"Hiç." dedim. "Bir şey var." dedi. "Yok." dedim inatla.

"Var." dedi. O da benimle inatlaşıyordu.

"Seninle tartışmak çok zor." dedim kaşlarımı çatarak.

"Ben tartışmıyorum." dedi tek nefeste.

"Farkındayım. Zaten sorun o." dedim bende.

Leya hafifçe güldü. Altay başını iki yana salladı.

Ama bu kez yüzünde çok belli belirsiz bir gülümseme oluştu.

Onu ilk kez böyle görüyordum.

Ama kısa sürdü. Hemen yüz ifadesini değiştirdi.

Ama görmüştüm.

Bir süre sonra aşağı indik.

Leya mutfağa geçti. Ben salonda kaldım.

Altay pencerenin önünde durup dışarıyı izliyordu.

Yanına gittim, Usulca.

"Bir şey sorabilir miyim?" dedim. "Zaten soruyorsun." dedi ciddiyetle. Gözlerimi devirdim."Bu kez ciddi." dedim

Bana döndü. "Dinliyorum." dedi.

"Hazar neden benden uzak durmamı istemiyor da özellikle seni soruyor?" diye sordum Altay birkaç saniye düşündü.

"Çünkü sana ulaşarak bana ulaşabileceğini biliyor." diye cevapladı. "Yani ben senin zayıf noktan mıyım?" diye sorduğumda bakışları üzerimde kaldı.Cevap vermedi.

Bu sessizlik can yakıcıydı çünkü merak ediyordum. Ben onun zayıf noktasımıydım?

"Altay?" dedim. "Öyle düşünme." aklımdan geçenleri okumuş gibiydi. "Nasıl düşüneyim?" dedim.

"Benim yüzümden başına bir şey gelmesini istemiyorum." dedi. Sesi eskisinden daha yumuşaktı.

İlk kez bana kızmadan konuşuyordu.

İlk kez sert konuşmuyordu.

İlk kez..

"Senin başına bir şey gelmesini ben de istemiyorum." dedim derin nefes vererek. Sözler ağzımdan çıkar çıkmaz sustum.

Altay'ın bakışları değişti. "Niye?" diye sordu. Omuz silktim.

"Çünkü..." Cümleyi tamamlayamadım. O da devamını istemedi. Sadece başını hafifçe eğdi.

"Tamam." dedi. "Ne tamam?" dedim. "Hiç." diye yanıtladı.

Aramızda birkaç saniyelik sessizlik oluştu. Bu kez sessizlik rahatsız edici değildi.

Tam tersine... Garip bir şekilde huzurluydu.

Ta ki kapının zili çalınana kadar. İkimiz de aynı anda kapıya baktık.

Leya mutfaktan çıktı. Yanımıza geldi.

"Kim geldi?" diye sordu. Sesi endişeli çıkıyordu.

Altay hemen pencereye yöneldi. Perdenin kenarından dışarı baktı.

"Kimse yok." dedi. O da bu durumu garipsemişti. "Nasıl yani?" dedim. Kapı zili yeniden çaldı. Altay kapıya yaklaşırken telefonum titredi. Ekrana baktım.

Bilinmeyen Numara.

Mesaj açıldı.

"kapını açabilirsin"

Bir sonraki mesaj hemen geldi.

Bu kez ben dışarıda değilim.

Gerilmiştim. Altay telefonu elimden aldı. Mesajı okudu.

Yüzü sertleşti. Yüz hatları keskinleşti.

"Kim?" diye sordu Leya. Altay cevap vermedi.

Telefonu cebine koydu. Sonra kapıya baktı."Ben açacağım." dedi. Kapının önüne geçti, Kilidi açtı, Kapıyı araladı.

Dışarıda gerçekten kimse yoktu.

Sadece yerde küçük, beyaz bir kutu duruyordu. Leya hemen sordu. "bu ne şimdi?" diye mırıldandı.

Altay eğilip kutuya baktı. Üzerinde isim yoktu.

Ama kutunun kapağının üzerinde siyah kalemle tek bir kelime yazıyordu.

"ALTAY"

Altay kutuyu eline aldı, gözlerini kıstı. Ben birkaç adım gerisinde duruyordum.

"Ne var içinde?" diye sordu Leya.

"Bilmiyorum." dedi Altay. Ardından kutuyu içeri aldı kapıyı kapattı. Kutuyu açtı. İçinden eski bir fotoğraf çıktı, bayağı eski görünüyordu.,

Altay fotoğrafı görünce olduğu yerde kaldı. Fotoğrafa baktım, genç bir kadın vardı. Yanında küçük bir çocuk.

Çocuğun yüzünü hemen tanıdım. Altay, o çocuk Altaydı.

Ama kadın...

Kimdi?

Altay fotoğrafı hemen ters çevirdi.

Arkasında bir yazı vardı.

"Onu hâlâ hatırlıyorsun."

Altay'ın parmakları titredi.

"Altay?" diye seslendim. Fotoğrafı göğsüne doğru çekti.

"Bu kadın kim?" diye sordum.

Uzun süre yanıtsız bıraktı.

Sonunda sıkıca gözlerini yumdu.

"Annem." diye fısıldadı. Fısıldayışında geçmiş vardı, Fısıldayışında acı vardı, fısıldayışında kırgınlık vardı...

O kelimeyle birlikte her şey sustu. Ben sadece ona baktım, gözlerinin içine.

Altay fotoğrafı elinde tutarken gözlerinde yıllardır sakladığı bir acı vardı.

Ve ilk kez...

Onun sadece sert biri olmadığını gördüm. Onun hayata kırgın bir tarafı vardı, ama kimseye göstermek istemiyordu.

İçinde kimseye göstermediği bir geçmiş taşıyordu.

Tam o anda telefonum yeniden titredi.

Bu kez gelen mesaj tek cümleydi.

Bilinmeyen numara.

"Merhaba, Lara."

Altında ikinci mesaj belirdi.

"Ben Hazar."

Bir mesaj daha.

"Artık saklanmak istemiyorum."

Ardından Birtane daha.

"Çok yakında..."

6. Bölüm sonu..