GEÇMİŞE DAİR
O gece, ilk defa Altay'ın yanında kendimi sadece güvende değil, değerli de hissettim.
Bir süre hiçbirimiz konuşmadık.
Televizyonun sesi salonda hafifçe yankılanıyordu. Leya koltuğun diğer ucunda uyuyordu. Ben ise hâlâ Altay'ın yanında oturuyordum.
Gözlerim ekrandaymış gibi görünüyordu ama aslında hiçbir şey izlemiyordum.
Aklımda hâlâ onun söyledikleri vardı.
“Yanımda rahat olmanı istiyorum.”
Neden bilmiyordum ama bu cümle aklımdan çıkmıyordu.
Başımı hafifçe çevirip ona baktım.
Altay da bana bakıyordu. Göz göze geldik.
Yakalandığımı fark edince hemen televizyona döndüm.
“Bana bakıyordun.” dedi Altay, sakin bir sesle.
“Hayır.” diye inkar etmeye başladım.
“Evet.”
“Hayır.” inkar ediyordum
“Lara.” dediğinde ona tekrar baktım ve
“Ne?” dedim
Dudaklarının kenarı hafifçe kıvrıldı.
“Yalan söylemeyi hiç beceremiyorsun.” Gözlerimi devirdim.
“Sen de her şeyi fark ettiğini sanıyorsun.” dedim
“Sanmıyorum.”
“Ne?”
“Biliyorum.” dedi üstün bir sesle.
“Çok özgüvenlisin.” dedim gözlerimi kısıp ona baktım
“Genelde işe yarıyor.” İstemeden güldüm.
Altay da kısa bir gülümsemeyle bana baktı.
Sonra bakışları yüzümde birkaç saniye kaldı.
“Ne?” diye sordum.
“Hiç.”
“Sen de hiç diyorsun.”
“Demek ki senden öğreniyorum.” gözlerimi kapattım.
“Benden öğreneceğin son şey bu olsun.” dedim gözlerimi geri açarak.
“Geç kaldın.” dedi. Gülümsememi gizleyemedim.
Bir süre daha böyle oturduk.
Sonra Leya uykusunda kıpırdandı ve battaniyesi yere düştü.
Hemen yanına gidip, eğilip battaniyeyi aldım.
Tam üzerine örtecekken Altay da aynı anda uzandı.
Ellerimiz battaniyenin üzerinde birbirine değdi.
İkimiz de bir an durduk.
Altay elini yavaşça çekti.
“Sen ört.” fısıldadı
“Tamam.” dedim.
Battaniyeyi Leya'nın üzerine örttüm.
Leya gözlerini açmadan mırıldandı.
“Ben uyuyorum…” Gülmemek için dudaklarımı ısırdım.
Altay başını iki yana salladı. Sırıtıyordu.
“Uyumuyor.” dedim.
“Bence de.”
Leya gözlerini açmadan konuştu.
“Duyuyorum sizi.” Kahkahayı zor tuttum.
“Uyu artık Leya.” dedim.
“Tamam…”
Bu kez gerçekten sustu.
Altay bana dönüp alçak sesle konuştu.
“Arkadaşın ilginç.”
“Sen daha yeni fark ettin.” dedim oturduğunuz yere geri adımlayarak. Oda arkamdan gelirken “seni hiç yalnız bırakmıyor.” dedi
“Bence bizi yalnız bırakmıyor.” dedim
Bizi mi?
Biz kim lara?, Lara nediyorsun sen. Kendi kendime içimden konuşuyordum.
“Bizi?” dedi
“Yani…” bocalamıştım.
Dudaklarının kenarı kıvrıldı.
“Yine mi?” dedi
“Ne yine mi?” dedim yerime oturarak.
“Cümleyi toparlamaya çalışıyorsun.” dedi hevesle.
“Toparlamayacağım.” dedim
“İyi.” dedi sadece bende ona katılarak
“İyi.” dedim
İkimiz de güldük.
Tam o sırada Altayın cebindeki telefonum titredi.
Gülümsemem yüzümde dondu.
Altay eline cebine soktu ve telefonumu çıkardı. İkimizde telefona baktığımızda bilinmeyen numaradan mesaj geldiğini gördük.
Bilinmeyen Numara
“Uyumadın.”
Kalbim hızlandı.
Mesajın altında birkaç saniye sonra bir yenisi belirdi.
“Onun yanında daha rahat görünüyorsun.”
Altay'ın yüzündeki ifade bir anda değişti. İkimizde gerilmiştik.
Telefon yeniden titredi. Yeni bir mesaj daha geldi.
“Seni izlemek düşündüğünden daha kolay, Lara.”
Altay bana baktı bende ona baktım
Altay mesajı okuduktan sonra telefonu kapattı.
“Telefon bende, benim cebimde kalacak" dedi. Kaşlarımı çattım. “Ne?” sorguladım.
“Benim yanımda duracak.” dediğinde kaşlarım daha da çok çatıldı.
“Telefonumu mu alacaksın?” diyerek sorgulamaya devam ettim
“Evet.” dedi sadece.
“Altay!” dedim yüksek sesle sonra Leya ya baktım kısık sesle devam ettim "Altay ne demek telefonum sende kalacak" diye devam ettim.
“Lara.” dedi
“Telefonumu sana vermek zorunda değilim.” diye ekledim sözünü yarıda kestim.
“Biliyorum.” dedi. “E o zaman?”Bana birkaç saniye baktı.
“Böylece en azından gece boyunca gelecek mesajları sen görmezsin.” Sesi sert değildi.
Tam tersine, ilk kez öfkesinin altında endişe olduğunu açıkça hissedebiliyorum. Telefonu ona uzattım.
“Tamam.” dedim nefes vererek.
Şaşırmış gibi bana baktı.
“İtiraz etmeyecek misin?”
“Hayır.” hayır diye yanıtladım. “Bu kadar kolay mı?” diye sorduğunda “Sen benim iyiliğim için yaptığını söylediğinde sana güveniyorum.” dedim. Altay sustu.
Bakışları yüzümde kaldı.
“Bana fazla güveniyorsun.” dedi.
“Belki.” derin bir nefes aldım.
Bu iyi bir şey değil.” dediğinde kafamı iki yana 'bilmiyorum' anlamına salladım.
“Bence bazen iyi.” dedim. Başını hafifçe eğdi, telefonu cebine koydu.
Sonra tekrar bana baktı. “Uyu.” fısıldadı. “Sen?” diye fısıldadın bende.
“Ben burada olacağım.” dedi beni rahatlatmak isteyerek.
Ama bilmiyordu, ben onun yanında zaten rahat hissediyordum..
“Ben de burada kalacağım.” dedim onunla olmak istediğimi belli etmeye çalışarak.
“Lara…” dediğinde lafını yarıda kestim.
“Sen uyumuyorsan ben de uyumuyorum.” dedim Altay derin bir nefes verdi “İnatçısın.” diye soludu. “Sen de.” dedim ben de. “Bunu kabul etmiyorum.” dediğinde tek kaşımı havaya kaldırdım “Az önce ettin.” dedim. “Ne zaman?” diye sordu.
“Her şeyi fark ettiğini söylediğinde.” Başını iki yana salladı.
“Seninle konuşmak gerçekten zor.” diye mırıldandı.
“Ben de aynısını senin için düşünüyorum.” dediğimde, Altay'ın yüzünde küçük bir gülümseme oluştu. “Güzel.” dedi keyifle “Ne güzel?” diye sordum.
“En azından aynı şeyi düşünüyoruz.” diye mırıldandı.
Saat ilerledikçe gözlerim ağırlaşmaya başladı. Bunu fark eden Altay bana baktı. “Uykun geldi.” diye fısıldadı.
“Hayır.” dedim ısrarla.
“Gözlerin kapanıyor.” dediğinde gözlerimi kırpıştırdım.
Evet uykum gelmişti ama "Yok" dedim.
“Lara.” dedi sorgulayarak. Gözlerimin içinde ciddi bir şekilde baktığında artık meydan okumak istemedim.
“Biraz.” mırıldandım. “Git uyu.” dedi “Sen?” diye sordum.
“Ben buradayım.” dedi.
İnanmalımıydım?
“Gerçekten?” diye sordum. “Gerçekten.” dediğinde içim rahatlamıştı.
Başımı koltuğa yasladım.
“Tamam.” diye mırıldandım..
Gözlerimi kapatmadan önce son gördüğüm şey Altay'ın hâlâ gözlerini gözlerimden ayırmayışıydı.
İçimde garip bir huzur vardı. Gözlerimi kapattım. Ama biliyordum o hala bana bakmaya devam ediyordu.
Ve o gece, farkında olmadan uyuyakaldım.
Gözlerimi açtığımda sabah olmuştu. Bir an nerede olduğumu anlayamadım.
Sonra dün gece yaşananlar aklıma geldi.
Yavaşça doğruldum.
Leya hâlâ diğer koltukta uyuyordu. Altay ise pencerenin önünde durmuş, dışarı bakıyordu. Beni fark edince başını çevirdi. Gülümsedi “Günaydın.” dedi.
Sesini duyunca nedense gülümsedim.
“Günaydın.” dedim bende.
“İyi uyudun mu?” diye sordu.
Benimle ilgileniyormuydu?
“Evet.” dedim “Emin misin?” diye sordu emin olmak istiyordu. “Evet.” dedim tekrar.
“Güzel.” dedi keyiflenmişti.
"Sen uyudunmu peki?" dedim bende ona sorarak.
"Biraz" dedi.
Ayağı kalktım.
Tam o sırada midemden hafif bir ses geldi.
Altay'ın kaşı havaya kalktı.
“Acıkmışsın.” dedi hevesle.
“Hayır.” dedim hemen toparlamaya çalışarak.
Ah midem ah biz ne yapacağız seninle?
“Lara.” dedi.
“Biraz.” dedüm çekinerek. Dudaklarının kenarı kıvrıldı.
“Beş dakika.” dedi. “Nereye?” dedim. “Mutfak.” dedi sadece.
Arkasından gittim. “Ne yapacaksın?” diye sordum.
“Kahvaltı.” dedi sadece.
“Ben yardım edeyim.” dedim dibine kadar giderek. “Gerek yok.” dedi hemen. “Niye?” diye sordum.
“Çünkü daha yeni uyandın.” dedi.
Haklıydı.
“Ben iyiyim.” dedim.
“Bunu dün de söyledin.” dedi. Azarlamıştı resmen.
“Çünkü iyiyim.” dedim.
Altay dolaptan birkaç şey çıkarırken başını bana çevirdi.
“Peki. O zaman şu tabakları al.” dedi. “Emredersiniz.” dedim keyifle.
Tek kaşını kaldırdı.
“Dalga mı geçiyorsun?” diye sordu.
“Biraz.” dudaklarımı büzdüm. Gözleri hemen dudaklarıma kaydı bende dudaklarımı düzeltmedim. Birkaç saniye dudaklarıma odaklandı ardından çok kısık sesle fısıldadı. "Hem gözler, hem dudaklar" dedi. Belkide ben öyle sanmıştım ama demişti. "Hem gözler, hem dudaklar" demişti buna yemin edebilirdim. Karnıma bir ağrı çöktü dizlerim titremeye başladı. Heyecanlanmıştım.
Sonra boğazını temizledi. Gözlerime tekrar baktı ve yutkundu. Çok sesli bir yutkunmaydı. Sonra tekrar boğazını temizledi.
Başını iki yana salladı.
Kendine gelmeye çalışıyordu sanki..
“Baş belası.” dediğ