GEÇMİŞİN İZLERİ
Üçümüz de nefesimizi tutmuş kapıya bakıyorduk.
Motor sesi kesildiği anda evin içindeki sessizlik daha da ağırlaştı. Kimse konuşamadı.
Altay kapıya doğru birkaç büyük adım attı. Biz olduğumuz yerde kaldık. "Altay..." dedim
Elini kaldırıp susmamı işaret etti. Kafamı salladım.
Sonra kapının yanındaki duvara yaslandı.
Birkaç saniye geçti. Hiçbir şey olmadı. Leya bana yaklaşıp "Gitmiş olabilir mi?" diye sordu.
Altay başını hafifçe iki yana salladı. "Hayır." diye fısıldadı.
"Nereden biliyorsun?" diye sordum.
Bakışlarını kapıdan ayırmadan cevap verdi. "Çünkü gitseydı motorunu çalıştırırdı." dedi. Tam o anda dışarıdan hafif bir metal sesi geldi. Altay'ın eli cebine gitti. "Burada kalın." diye mırıldandı. "Nereye gidiyorsun?" diye sorduğumda anında cevap verdi, "Kapıya." dedi. "Tek başına mı?" dedim. Bana döndü. "Sen gelmeyeceksin." dedi anında. "Ben de geliyorum." dedim Ve yanına yürümeye başladım.
"Lara." dedi sıkıntılı bir nefes vererek.
İsmimi öyle sert söylemişti ki sustum sadece yürümeye devam ettim Altay kapıya daha çok yaklaştı.
Tam kilide uzanacakken... Telefonum yeniden titredi.
Bu kez mesaj yoktu.
Arama.
Bilinmeyen Numara.
Altay ekrana baktı.
"Kapat" dedi. "Ya Hazar'sa?" dediğimde tekrar "Kapat." dedi.
Aramayı reddettim.
Bir saniye sonra telefon tekrar çaldı. Yine bilinmeyen numara. Bu kez Altay'ın yüzündeki ifade tamamen değişti.
Telefonu elimden aldı. Aramayı açtı. "Alo." dedi sertçe
Karşıdan hiçbir ses gelmedi. Altay birkaç saniye bekledi.
"Ne istiyorsun?" dedi Altay.
Sessizlik.
Ben Altay'ın yüzünü izliyordum. Çenesindeki kas belirginleşmişti. Dişlerini sıkıyordu.
"Onu bu işin içine katma." dedi hiddetle. Benden mi bahsediyorlardı? Kalbim hızlandı.
Karşıdaki kişi bir şey söyledi.
Altay'ın bakışları bir anda bana çevrildi. "Onunla konuşamazsın." dedi tek nefeste. Yine kısa bir sessizlik oluştu. Sonra Altay telefonu kulağından çekti.
Arama kapanmıştı.
"Ne dedi?" diye sordum. Cevap vermedi. "Altay, ne dedi?" dedim tekrar "Adını söyledi." dediğinde nefesimi tuttum.
"Benim adımı mı?" dedim şaşkınlıkla. Başını salladı.
"Ve nerede olduğunu bildiğini söyledi." dediğinde kalbim yerinden çıkacak gibi atmaya başladı.
Leya bizim yanımıza kapıya doğru yaklaştı. "Bu adam bizi izliyor." dedi.
Altay kapıya baktı.
"Uzun zamandır." dediğinde tüylerim diken diken oldu.
"Ne?" dedim. Altay derin bir nefes aldı.
"Sandığınızdan daha uzun." dedi Leya bana baktı ben Leyaya.
Bir anda dışarıdan kapıya vuruldu.
Tık.Tık.Tık. Leya irkildi.
Ben istemsizce Altay'ın koluna Tutundum. Altay aşağı baktı.
Elimin kolunda olduğunu fark etti. Ama hiçbir şey söylemedi. Sadece kapıya döndü.
"Kimsin? " diye sordu.
Cevap gelmedi.
Bir saniye...
İki saniye...
Sonra kapının altından küçük, siyah bir zarf içeri doğru itildi.
Altay'ın gözleri zarfın üzerine kilitlendi.
Yavaşça eğilip aldı. "Dokunma!" dedim. Yüksek sesle
Altay bana döndü tek kaşını havaya kaldırdı. Ardından tekrardan doğruldu. Zarfı çevirdi.
Üzerinde yalnızca tek bir harf vardı.
H.
Altay'ın parmakları sıklaştı. "Bu ne?" diye sordum.
"Geçmişten kalan bir borç." diye yanıtladığında garipsedim.
Borç?
"Ne borcu?" diye sordum.
Altay zarfı açtı. Leya ve ben dikkatle zarfa baktık.
İçinden tek bir fotoğraf çıktı. Fotoğrafı görünce yüzü değişti.
"Ne var?" diye sordum. Cevap vermedi.
Fotoğrafı elinden çekip aldım. Dikkatle baktığımda bir an nefesim kesildi. Leya da benimle fotoğrafa baktı. Eliyle ağzını kapattı gözleri kocaman açıktı.
Fotoğrafta Altay vardı. Ama fotoğraf yeniydi. Çok yeniydi.
Altay'ın yanında...
Ben vardım.
Dünkü gece... Motorun yanında.
Ben ona bakarken çekilmişti.
Fotoğrafın arkasında bir cümle yazıyordu.
"Sana dokunmayacağımı söylemiştim." kanım donduğu da atayla gözlerimiz kesişti. Altay fotoğrafı elimden aldı.
"Bu imkânsız." diye fısıldadı "Ne imkânsız?" dedim
"Bu fotoğraf..." dedi Sesi ilk kez gerçekten şaşkın çıkmıştı.
"Ne olmuş?" diye sordum. "Bunu çekebilecek biri..."
Cümlesini tamamlanmadı. Bu sinirime dokunmuştu.
"Kim?" diye soru yönelttim.
Altay kapıya baktı, sonra pencerelere. "Benim geçmişimi bilen biri." dedi nefesini ağır apır vererek.
"Hazar mı?" diye sordu Leyla. Altay cevap vermedi.
Ama susması cevaptan daha kötüydü.
Tam o anda üst kattan bir ses geldi. Bir kapı kapanmıştı.
Hepimiz başımızı kaldırdık merdivene doğru baktık.
Leya'nın gözleri büyüdü.
"Yukarıda biri mi var?" diye sordu Altay hiç düşünmeden merdivenlere yöneldi. Ben arkasından gittim.
"Lara, kal." dedi baskın bir sesle. "Hayır." dediğimde Altay durdu. Bana doğru döndü. "İnat etme." diye soludu.
"Sen de beni burada tek bırakma." dedim kaşlarımı çatarak.
Birkaç saniye gözlerimin içine baktı.
Sonra hiçbir şey söylemeden merdivenleri çıkmaya başladı.
Leya da arkamızdan geldi. Üst kata çıktığımızda koridor karanlıktı. Altay telefonunun ışığını açtı.
Odamın kapısı açıktı.
Oysa ben çıkarken kapıyı kapatmıştım...
Altay kapının önünde durdu. Elini kapıya uzattı. Sonra bana baktı.
"Burada bekle." dedi. Bu kez itiraz etmedim. Kafamı aşağı yukarı salladım.
Kapıyı yavaşça açtı. Odanın içi boştu.
Altay içeri girdi. Bende kapının dibine yaklaştım. Onu izledim.
Bir şey arıyormuş gibi etrafına baktı. Sonra pencereye yöneldi. Pencere açıktı.
Perde rüzgardan hafifçe hareket ediyordu.
Altay pencerenin önünde durdu. Dışarı baktı.
Bir süre sonra başını eğdi.
Pencerenin kenarında küçük bir şey vardı. Altay onu aldı.
Küçük, metal bir anahtar. Bende pencereye doğru onun yanına gittim Leya da arkamdan geldi.
Anahtarın üzerinde kazınmış tek bir harf vardı.
"V."
Altay'ın yüzündeki bütün renk çekildi. Ruh gibi kaldı.
"Altay?" diye seslendim. Tepki vermedi.
Anahtara bakmaya devam etti. Anahtara hipnoz olmuştu, gözlerini ayırmıyordu.
Neydi o anahtar? Ne işi vardı benim evimde, benim odam da, benim pencerem de?
Asıl o harf neydi?
"Bu ne?" diye sordum ama cevap vermedi.
"Altay." dedim tekrar. Bu kez başını kaldırdı.
Gözlerinde daha önce hiç görmediğim bir ifade vardı.
"Bu anahtar..." diye mırıldandı.
Bir an durdu. "Yıllardır kayıp." dediğinde kaşlarım havalandı. Leya da şaşırmış olacakki "nasıl yani" dedi.
Üçümüzde anahtara bakıyorduk.
"Ne anahtarı?" dedim. Altay anahtarı avucunda sıktı.
"Birinin hâlâ hayatta olduğunu kanıtlayan anahtar." dediğinde dondum kaldım. "Ne" dedi Leya yüksek sesle.
O an odamda telefonumun sesi yankılandı. Üçümüz de irkildi. Telefonum cebimdeydi.
Ekranda yeni bir mesaj vardı.
"Altay'a sor."
Altında ikinci mesaj belirdi.
"Beni neden öldü sandığını."
Altay ekrana baktı. Bir anlığına gözlerini kapattı.
Sonra fısıldadı.
"Hazar Akay..."
Ve ilk kez o ismi söylerken korktuğunu gördüm.
5. Bölüm sonu..