Keşfet

KÖTÜLÜĞÜN İÇİNDE GÜZELLİK

PİSKOPAT

Ekranda yazan son cümle gözlerimin önünden gitmiyordu.

“Tek başına gelme Altay, belki ona da ait bir şeyler vardı orada?”

Kimin “o” olduğunu biliyordum.

Bendim. Ama Hazar neden benim de oraya ait bir şeyim olabileceğini söylüyordu?

Bakışlarımı yavaşça Altay'a çevirdim.

Yüzündeki ifade değişmişti. Az önceki şaşkınlığından eser yoktu. Çenesi sıkılmış, gözleri ekrana kilitlenmişti.

Leya da ekrana bakıyordu. “Bu ne demek?” diye sordu sonunda.

Altay cevap vermedi.

“Altay?” diye seslendim. Bu kez bana baktı.

“Bilmiyorum.” dedi.

“Yalan söylüyorsun.” dedim hiç düşünmeden.

Kaşlarını hafifçe kaldırdı.“Bunu nereden çıkardın?”

“Çünkü yüzün değişti.” dedim. Bir süre bana baktı.

Sonra derin bir nefes aldı.

“Bu ev benim için önemli bir yer.” dedi.

“Bunu zaten söyledin.”

“Lara…”

“Hayır.” dedim sözünü keserek. “Bu sefer kaçamazsın. Hazar neden özellikle seni oraya çağırıyor?”

Altay birkaç saniye sustu.

“Çünkü geçmişimi biliyor.” Leya kollarını göğsünde birleştirdi. “Bence mesele sadece senin geçmişin değil.”

Altay ona döndü. “Ne demek istiyorsun?”

Leya başıyla ekrandaki yazıyı gösterdi.

“Bak. ‘Belki ona da ait bir şeyler vardı orada’ diyor.” dedi haklıydı.

İçimde garip bir huzursuzluk oluştu.

“Benim orada ne işim olabilir ki?” diye sordum. Altay hemen bana baktı. “Hiçbir şey.” kesin konuşuyordu.

Cevabı o kadar hızlı vermişti ki kaşlarımı çattım.

“Emin misin?” diye sorduğumda “Evet.” dedi hızlıca.

“Nasıl bu kadar emin olabiliyorsun?” Altay sustu,Leya da ona baktı.

“Bence burada bir şeyleri kaçırıyoruz.” dedi Altay sandalyesinden kalkarak. “Peki ne yapacağız?” diye sordum, Altay bilgisayarı kapattı.

“Önce bu belleği yanımıza alacağız.” diye mırıldandı.

“Sonra?” diye soru yönelttim.

“Sonra o eve gideceğiz.” dediğinde kaşlarımı kaldırım Leya'nın gözleri büyüdü.

“Gerçekten mi?” diye sordu.

Altay başını salladı

“Bizi oraya çağıran adamın istediğini yapacağız yani?” diye sordum. Bende

Altay bana baktı.

“Hayır.” dedi ciddiyetle.

“E?"

“Onun istediği için gitmeyeceğiz.” dedi. “Ne sakladığını öğrenmek için gideceğiz.”

Bu kez sesindeki kararlılığı açıkça hissedebiliyordum.

Hazar'ın adını duyduğunda geri çekilen Altay yoktu karşımda.

Tam tersine...

Sanki Hazar'ın oyununu bozmak için sabırsızlanıyordu.

Tam o sırada Altay'ın cebindeki telefonum titredi.

Üçümüz de aynı anda sustuk.

Altay telefonu çıkardı. Bende hemen yerimde kalktım biraz daha yaklaştım. Leya da yanaştı.

Ekrana baktık.

Altay'ın bu kez yüzündeki ifade değişmedi, sadece gözlerini kıstı.

Bilinmeyen Numara

“Geçmişiniz sizi bekliyor.”

Altında yeni bir mesaj belirdi.

“Cesaretin varsa gel, Altay.”

Bir tane daha geldi

“Bu kez kaçma.”

Altay birkaç saniye ekrana baktı “Yeter.” dedi.

Leya şaşkınlıkla ona baktı.

“Ne yapacaksın?”

Altay telefonun ekranından numarayı açtı.

“Arayacağım.”

“Ne?” dedim. “Bence—” demeyede kalmadı. “Hayır.” dedi Altay Sesi sakindi, ama kararlıydı. Numarayı aradı.

Telefon birkaç kez çaldı.

Sonra açıldı. Altay hemen hopörlere aldı.

Karşıdan birkaç saniye ses gelmedi.

Altay da konuşmadı. Ben nefesimi tutmuş, ona bakıyordum.

Sonunda Hazar'ın sesi duyuldu.

“Sonunda.” dedi keyifle.

Altay'ın bakışları sertleşti.

“Ne istiyorsun?”

Hazar kısa bir kahkaha attı.

“Doğrudan konuya girmeyi hâlâ seviyorsun.”

“Senin oyunlarına ayıracak vaktim yok.” dedi Altay da cevap olarak.

“Öyle mi?”

“Öyle.”

“Peki neden hâlâ beni dinliyorsun?” Altay'ın çenesi sıkıldı.

“Çünkü seni susturmanın yolunu bulacağım.”

Biran sessizlik oldu.

Hazar'ın sesi bu kez daha ciddi çıktı.

“Değişmişsin.”

“Siktirtme değişmiş miyim değişmemiş miyim ” dedi Altay dişlerinin arasından.

“Beni özlemişsin.”

“ başlarım özlemine, ne istiyorsun onu söyle”

Alyatı ilk defa böyle görüyordum. İlk defa benim, bizim yanımızda küfür ediyordu.

“Eskiden bu kadar cesur değildin.”

Altay'ın gözleri karardı.

“Eskiden seni tanımıyordum.”

Hazar birkaç saniye sustu.

Sonra alçak bir sesle konuştu.

“Lara da yanında.”

Adımı duyduğum anda içim ürperdi.

Altay'ın bakışları bana döndü.

“Onun adını ağzına alma. Bunu sana bir kere daha hatırlatmayacağım” Sesindeki ton değişmişti.

Hazar bunu fark etmiş gibi kısa bir sessizlik bıraktı.

“Demek gerçekten önemli.”

Altay'ın sesi buz gibiydi.

“Senin için önemli olan tek şey benim sabrımın ne kadar kaldığı.”

“Lara hakkında bilmediğin çok şey var.”

Kalbim hızlandı.

Altay'ın eli telefonun üzerinde sıkılaştı.

“Ne biliyorsun?”

Hazar güldü.

“İşte bunu duymayı bekliyordum.”

“Konuş.” dedi soğukça.

“Onun babasını tanıyordum"

Odanın içindeki hava bir anda değişti.

Gözlerim büyüdü. Leya ya baktım o da bana bakıyordu.

Leya'nın yüzündeki ifade donuktu.

Altay ise birkaç saniye boyunca hiçbir şey söylemedi.

“Ne dedin?” diye sordu sonunda.

“Duydun.”

“Lara'nın babasını nereden tanıyorsun?”

Hazar'ın sesi sakinleşti.

“Sandığından daha eskiden.”

Altay'ın bakışları bana kaydı.

Ben ise olduğum yerde kalmıştım.

Babam...

Hazar babamı tanıyordu.

Ama benim babam hakkında bildiğim hiçbir şey yoktu“Bana ne bildiğini anlat.” dedi Altay.

“Hayır.”

“Neden?”

“Çünkü bazı cevapların zamanı vardır.”

Altay sertçe konuştu.

“Beni tehdit ettiğini mi sanıyorsun?”

“Hayır.”

Hazar'ın sesi bu kez çok sakindi.

“Seni geçmişinle yüzleştiriyorum.”

Altay birkaç saniye sustu.

“Beni korkutamazsın.”

“Bunu biliyorum.”

“Öyleyse neden uğraşıyorsun?”

Hazar cevap vermeden önce kısa bir nefes aldı.

“Çünkü korkmanı istemiyorum.”

Altay kaşlarını çattı.

“Ne istiyorsun?”

“Gerçeği öğrenmeni.”

“Ve bunun için Lara'yı mı kullanıyorsun?”

“Lara'yı kullanmıyorum.”

“Mesajlarında onun adını geçiriyorsun. Ve bu benim sabrımın tükenmesine neden oluyor. ”

“Çünkü onun da bu hikâyede bir yeri var.” Hazar Altayın son söylediğini duymazdan gelmişti.

Altay'ın yüzü tamamen ciddileşti.

“Lara'nın senin hikâyende yeri yok! " diye haykırdı Altay telefona. Gözlerim kocaman açıldı.

Ürktüğüm için bir adım geriledim.

Hazar'ın sesi hafifçe değişti.

“Benim hikâyemde değil, Altay.”

Bir an sustu.

“Babasının hikâyesinde.”

“Bir daha Lara'yı bu işe karıştırırsan—”

“Ne yapacaksın?”

Altay hiç tereddüt etmeden cevap verdi.

“Seni bana attığın o geçmiş dolu evin bahçesine diri, diri gömerim”

Sorun gerçekten benim adımı söylemesimiydi?

Altay neden bu konuda çok hassastı?

Hazar güldü.

“İşte şimdi eski Altay'ı hatırladım.”

“Ben eski Altay değilim. Olmayacağım da.”

“Biliyorum.”

“Ve senden korkmuyorum.” sesi baskındı.

Bu cümleden sonra uzun bir sessizlik oldu.

Hazar'ın sesi yeniden geldi.

“Bunu göreceğiz.”

Ardından telefon kapandı.

Altay telefonu elinde birkaç saniye tuttu.

Leya ona baktı.

“Gerçekten babasını tanıyor.”

Altay başını salladı.

“Evet.”

Ben ise hâlâ hiçbir şey söyleyemiyordum.

Babam...

Ellerim titriyordu. Gözlerim dolacaktı ama belli etmemeye çalıştım. Boğazım düğüm düğümdü.

Hayatım boyunca hakkında hiçbir şey bilmediğim adamı Hazar tanıyordu.

“Altay.” dedim sonunda.

Bana döndü.

“Efendim?”

“Babam hakkında ne biliyor olabilir?”

Altay birkaç saniye sustu.

“Bilmiyorum.”

Bu kez sesinde gerçekten bilmediğini hissedebiliyordum.

“Peki ya gözlerim?”

Altay kaşlarını çattı.

“Ne?” dedi.

“Hazar beni ilk gördüğünde gözlerime baktı.”

Leya da bana döndü.

“Evet.”

“Sonra soyadımı söyledi.” dedim. “Lara Katrina.”

Altay düşünmeye başladı.

“Babanın gözleri seninkilerle aynı olabilir.” boğazımdaki yumru daha çok büyüdü. Benim sadece adını bildiğim adamın gözleri benimle aynımıydı? Artık onun hakkında bir bilgiye daha sahiptim. Onu öğrenmek istiyormuyum ya da onun hakkında hiç birşey bilmek istemiyormuydum? Bilmiyordum. Bir tarafım öğrenmek istiyordu bir tarafım ise 'sadece adını bil yeter' diyordu. Ne yapacağımı bilmiyordum.

“Olabilir mi?” diye sordum yutkunarak. Boğazımdaki o kocaman yumru yerini sanki bir taşa bırakmıştı.

“Evet.” dedi Altay.

Leya araya girdi.

“Yani seni gözlerinden tanımış olabilir.” dedi

Başımı yavaşça salladım.

“Belki.” dedim.

İçimde garip bir his vardı.

Sanki yıllardır kapalı duran bir kapının anahtarı elimdeydi.

Ama o kapının ardında ne olduğunu bilmiyordum.

Altay bana doğru bir adım attı.

“Lara.” diye fısıld