TURKAĞAZ GÖZLER
"Çok yakında..."
Mesajın devamı gelmedi.
Telefon elimde öylece kalmıştı.
Bir süre ekrana baktım. Sanki o iki kelimenin devamında bütün hayatımı değiştirecek bir şey yazacakmış gibi bekledim. Ama hiçbir şey olmadı. Bir mesaj gelmedi.
Başımı kaldırdığımda Altay hâlâ bana bakıyordu.
Gözleri telefonda değil, doğrudan bendeydi.
“Telefonu bana ver.” dedi Altay. Telefonu ona uzattım.
Mesajları tek tek okudu. Yüzünde hiçbir ifade yoktu.
Ama onu artık biraz olsun tanıyordum. Ne kadar sakin görünürse görünsün, çenesindeki kasların belirginleşmesi öfkesinin işaretiydi.
“Ne yapacağız?” diye sordum.
Telefonu kapattı. Cebine koydu.
“Bekleyeceğiz.” dedi Altay. “Bunu söylemek kolay.” dedim.
“Ben kolay olduğunu söylemedim.” dedi. “Peki ne yapacağız?” diye sordum. Bu kez bana doğru birkaç adım attı. “Sen hiçbir şey yapmayacaksın.” dedi. Kaşlarımı çattım.
“Yine mi?” diye sordum. “Evet.” dedi Altay.
“Bana sürekli ne yapacağımı söylemenden sıkıldım.” dedim, bıkkınlıkla nefes vererek.
“Ben de seni sürekli tehlikeden çekip çıkarmaktan sıkıldım.” dedi. Bir an sustum. Leya mutfaktan bizi izliyordu.
“İkiniz de susun artık.” dedi Leya. Altay ona baktı, tek kaşını havaya kaldırdı. Leya hemen ellerini kaldırdı.
“Tamam, ben yokum.” dedi ve mutfağa geri döndü. Ben Altay'a baktım. “Benden gerçekten bu kadar uzak durmamı mı istiyorsun?” diye sordum. "Hayır.” dedi hemen.
Cevabı o kadar hızlı gelmişti ki şaşırdım.
Altay da söylediği şeyin farkına varmış gibi sustu.
“Ne?” diye sordum. Bakışlarını kaçırdı.
“Hiç.” diye fısıldadı. “Hayır. Az önce ne dedin?” diye üsteledim. “Duydun.” dedi Altay. “Bir daha söyle.” dedim.
Bu kez bana baktı, gözlerimin içine.
“Hayır dedim.” dedi.
Kalbim hızlandı.
Nedenini bilmiyordum ama onun ağzından çıkan bu tek kelime bile içimde garip bir his bırakmıştı.
Tam konuşacakken kapının zili yeniden çaldı.
Hepimiz sustuk.
Leya mutfaktan çıkarak yanıma geldi.
“Yine mi?” diye sordu endişeyle. Başımı salladım.
Altay kapıya doğru yürüdü. Biz de arkasından gittik.
Üçümüz yan yana kapının önünde durduk.
Altay elini kapının koluna koydu.Bize dönüp baktı.
“Arkamda kalın.” dedi, kaşları çatık bir şekilde. “Biz de bakabiliriz.” dedim ısrarla,
“Lara.” dedi. “Tamam.” dedim istemeden.
Leya koluma hafifçe dokundu. “Ben de buradayım.” dedi. Başımı salladım. Altay kısa bir bakışla ikimize baktı. Sonra kapıyı açtı. Karşımızda uzun boylu bir adam duruyordu.
Siyah bir mont giymişti, Saçları hafif dağınıktı.
Yüzünde ise garip bir sakinlik vardı.
Sanki karşısında onu öldürmek isteyebilecek biri değil de eski bir arkadaşı varmış gibi rahat görünüyordu.
Adam önce Altay'a baktı.
Sonra gözleri yavaşça bana kaydı.
Bakışları üzerimde birkaç saniye kaldı, baştan aşağı süzdü.
İçimde garip bir huzursuzluk oluştu. Beni tanıyormuş gibi bakıyordu. Altay bunu fark ettiği anda bir adım öne çıktı.
“Bana bak.” dedi Altay adama sertçe
Adam gözlerini tekrar Altay'a çevirdi. Dudaklarının kenarı hafifçe kıvrıldı. “Uzun zaman oldu.” dedi adam.
Altay'ın yüzünde en ufak bir şaşkınlık oluşmadı.
“Hazar.” dedi Altay.
Adam başını hafifçe eğdi.
“Beni hatırlamana sevindim.” dedi Hazar.
“Unutmak için yeterince uğraştım.” dedi Altay da.
Hazar'ın gülümsemesi biraz daha genişledi.
Niye gülümsüyordu?
“Ama unutamamışsın.” dedi. “Sen de unutulacak biri değilsin.” dedi Altay. Hazar kaşını kaldırdı.
“Bu iltifat mı?” diye sordu. “Hayır.” dedi Altay.
Leya hafifçe bana yaklaştı. “Bu adam gerçekten Hazar mı?” diye fısıldadı. Başımı salladım, “Sanırım.” diye fısıldadım.
Hazar'ın bakışları bir anda yeniden bana döndü.
“Lara.” dedi keyifle. İsmimi söylemesiyle ürperdim.
“Beni tanıyorsun.” dedim. “Tanımak için çok uğraşmadım.” dedi Hazar.Altay'ın yüzü sertleşti.
“Onunla konuşma.” diye soludu sinirle Altay.
Hazar başını yana eğdi.
“Niye?” diye sordu Altay'a dalga geçerek.
“Çünkü sana izin vermiyorum.” dedi Altay.
Benimle konuşmasına mı izin vermiyordu?
Bunu neden yapsın ki?
Hazar kısa bir kahkaha attı.“Sen hâlâ herkese emir veriyorsun.” dedi.
“Sen de hâlâ emir almayı öğrenememişsin.” dedi Altay.
Hazar'ın yüzündeki gülümseme silindi. “Değişmişsin.” dedi.
“Sen de değişmemişsin.” dedi Altay.
“Bunu iltifat olarak kabul edeceğim.” dedi hazar.
Kahka attım.
Altay bana baktı ardından Hazar'a döndü tekrar.
“Etme.” dedi Altay. Hazar birkaç saniye sustu.
Sonra bakışlarını tekrar bana çevirdi.
“Demek Lara...” dedi gözlerimin içine bakarak.
Altay hemen önüne geçti görüş alanından beni çıkardı.
“Onun adını ağzına alma.” dedi hiddetle.
“Artık önemli biri mi?” diye sordu Hazar.
“Senin için hiçbir şey değil.” dedi Altay.
Hazar hafifçe güldü.
“Buna sen bile inanmıyorsun.” dedi.
Altay'ın yüzünde soğuk bir gülümseme oluştu.
“Sen hâlâ kendini fazla önemli sanıyorsun.” dedi Altay dalga geçerek. Hazar bir süre sustu. Sonra sesi alçaldı.
“Anneni de böyle koruyamamıştın.” dedi.
Altay'ın yüzündeki ifade bir anda değişti.
Leya bana baktı.
Ben ise Altay'dan gözlerimi ayıramadım.
Derin bir sessizlik oldu.
Hazar bunu fark etmişti.
“İşte bu.” dedi ve ekledi. “Hâlâ aynı yerden vuruluyorsun.”
Altay bir adım daha yaklaştı. Aralarındaki boy farkı gözle görünürdü.
“Annem hakkında konuşurken dikkatli ol.” dedi.
“Yoksa?” diye sordu Hazar.
“Yoksa ne olacağını tahmin edecek kadar zekisin Hazar Akay.” dedi Altay.
Hazar'ın gözlerinde kısa bir parıltı oluştu.
“Tehdit mi ediyorsun beni?” diye sordu.
“Hayır.” dedi Altay. Sesi buz gibiydi.
“Sana sadece sınırını hatırlatıyorum.” dedi.
Hazar'ın bakışları eve kaydı. “Ben sınır tanımam.” diye yanıtladı. “Biliyorum.” dedi Altay.
“O yüzden seni yıllar önce hayatımdan çıkardım.” dedi.
Hazar acı bir gülümsemeyle başını salladı. “Hayatından mı?” dedi. “Ben senin hayatından hiç çıkmadım, Altay.” diye ekledi. Bir sessizlik oluştu.
Hazar cebinden küçük bir fotoğraf çıkardı.
Altay'ın gözleri fotoğrafa kilitlendi.
“Bunu hatırlıyor musun?” diye sordu Hazar.
Altay'ın sesi sertleşti. “Onu bana ver.” dedi tek nefeste.
“Henüz değil.” dedi Hazar. “Ver.” dedi Altay tekrar.
“Önce konuşacağız.” dedi Hazar.
Altay bir anda Hazar'a doğru ilerledi.
“Benimle oyun oynama.” dedi. Hazar geri çekilmedi.
“Sen hâlâ aynı Altay'sın.” dedi. “Sen de hâlâ kaybetmeyi bilmiyorsun.” diye cevapladı Altay da
Hazar'ın tek kaşı kalktı.
“Kim kaybetti sence?” diye sordu.
Daha çok Altayı alt etmeye, onu geçmiş yaraları ile tekrar etkilemeye, yaralamaya çalışarak.
Altay cevap vermedi. Hazar fotoğrafı yeniden cebine koydu.
“Yakında annen hakkında çok daha fazlasını öğreneceksin.” dedi.
Altay'ın bakışları sertleşti.
“İdil hakkında söyleyeceğin her kelimeyi iki kere düşün.” dedi dişlerini sıkarak.
İdil kimdi?
Annesinin adı İdilmiydi?
Hazar'ın yüzündeki ifade değişti.
“Demek hâlâ adını söylemek bile canını yakıyor.” dedi.
Altay bir süre sustu. Sonra soğuk bir gülümsemeyle cevap verdi.
“Senin söylediklerinin canımı yakacağını düşünmen komik.” dedi. “Öyle mi?” diye sordu Hazar. “Evet.” dedi Altay.
Hazar'a doğru biraz eğildi.
“Çünkü senin en büyük problemin ne biliyor musun?” diye sordu. Hazar sustu.
“Beni hâlâ geçmişteki çocuk sanıyorsun.” dedi.
Hazar'ın yüzündeki gülümseme tamamen kayboldu.
“Ama yanılıyorsun.” diye de ekledi.
Hazar birkaç saniye boyunca ona baktı. Sonra arkasını döndü. “Yakında görüşürüz.” dedi.
Altay arkasından seslendi. “Hazar.” dedi. Hazar durdu.
“Bir daha evimin önüne gelirsen…” dedi Altay.
Hazar başını çevirdi tek kaşını havaya kaldırdı.
Altay'ın yüzünde en ufak bir korku yoktu.
“Bu sefer seni ben bulurum.” dedi.
Hazar hafifçe gülümsedi.
“İşte seni özlemişim.” dedi.
Sonra bakışları tekrar bana kaydı. Bu kez yüzündeki gülümseme değişmişti.
“Seninle tanışmak güzeldi, Lara.” dedi keyifle. İçimde kötü bir his oluştu. Altay hemen araya girdi.
“Yeter.” dedi baskın bir sesle.
Hazar ona baktı.
“Onu korumaya çalışırken kendini unutma.” dedi o da aynı baskınlıkla.
Altay'ın gözleri sertleşti.
“Sen benim neyi unutup unutmadığımı düşünmek yerine kendi sonunu düşün.” dedi.
Hazar kısa bir kahkaha attı. Sonra arkasını dönüp yürümeye başladı. Sokağın köşesine gelmeden önce son kez bize baktı.
Özellikle bana.
Benden ne istiyordu? Beni