ÜÇ NOKTA
Sabah gözlerimi açtığımda ilk düşündüğüm şey yine Altay oldu. Kaşlarımı çatıp tavana baktım.
Gerçekten neden hâlâ onu düşünüyordum?
Dün gece yaşanan birkaç dakikalık olaydan başka hiçbir şey değildi. Beni neredeyse ezmiş, motoruyla yere düşmüş, sonra da hiçbir şey olmamış gibi beni evime bırakmıştı.
Hepsi buydu.
En azından öyle olmalıydı.
Yorganı üzerimden atıp yataktan kalktım. Telefonumu komodinin üzerinden alıp saate baktım. Beklediğimden geç uyanmıştım.
Saçlarımı toparlayıp aynanın karşısına geçtim.
Gözlerimin altında hafif bir yorgunluk vardı.
Dün gece doğru düzgün uyuyamamıştım.
Çünkü ne zaman gözlerimi kapatsam aynı görüntü karşıma çıkıyordu.
Motor.
Fren sesi.
Yere düşen adam.
Ve o gözler.
Altay'ın gözleri...
Başımı iki yana salladım. "Alt tarafı bir adam." dedim kendi kendime. Aynadaki yansımama baktım.
"Adını bile dün öğrendin."
Bir süre kendime baktıktan sonra dudaklarımı büzdüm.
"Altay."
İsmini söyleyince dün geceki bakışları tekrar aklıma geldi.
Hemen yüzümü buruşturup odadan çıktım.
Aşağı indiğimde Leya mutfakta kahvaltı hazırlıyordu. Beni görür görmez yüzünde belli belirsiz bir gülümseme oluştuğunda bende ona gülümsedim.
"Uyandın sonunda." dediğinde kafamı salladım
"Uyandım." dedim Sandalyeye oturdum.
Leya önümdeki tabağa bir şeyler koyarken bana baktı.
"Bugün aklında ne var?" diye sordu. "Hiçbir şey." dedim
"Yalan." dediğinde Kaşlarımı kaldırdım.
"Nereden çıkardın?" diye söylendim. "Yüzünden." dedi
"Benim yüzümde ne varmış?" dediğimde dudağını büktü
"Altay." dedi. Elimdeki çatal havada kaldı. Leya kahkaha attı.
"Yakalandın." dedi kaşlarımı çattım. "Saçmalama." dedim
"Adını söyleyince bile yüzün değişti." dedi.
Yok artık.
"Değişmedi." diye devam ettim "Değişti." dedi ısrarla.
Gözlerimi devirdim. "Bir daha adını söyleme." dedim
"Tamam, Altay demem." diye onayladı.
Birkaç saniye sessiz kaldı.
"Motorcu derim." dediğinde istemsizce gülümsedim
"Leya!" diye bağırdım. Kahkahasını tutamadı.
Ben de gülmemek için başımı önüme eğdim.
Kahvaltı boyunca birkaç kez göz göze geldik. Her seferinde Leya'nın yüzünde aynı alaycı gülümseme vardı.
Sonunda dayanamadım.
"Tamam yeter." dedim "Ne yeter?" dedi bilmiyormuş gibi
"Şu yüz ifaden." diye soludum "Ben hiçbir şey yapmıyorum."
Dediğinde cevabına kendisi bile inanmıyordu.
"Yapıyorsun." dedim inatla. "Adamı merak ediyorsun." dedi.
"Hayır." dedim "Biraz." değinde kafamı iki yana salladım.
"Hayır." dedim tekrar. "Çok az." dediğinde
"Hayır!" diye yüksek sesle söyledim.
Kahkaha atmaya başladı. Ben de istemsizce gülümsedim.
Ama içten içe biliyordum.
Biraz merak ediyordum.
Hem de düşündüğümden fazla.
Öğlene doğru dışarı çıkmam gerekti.
Leya'nın istediği birkaç şeyi almak için markete gidecektim. Telefonumu cebime koyup evden çıktım.
Hava dünkünden daha sıcaktı.
Güneş yüzüme vuruyordu. Kulaklığımı takıp yürümeye başladım.
Sokağın sonuna geldiğimde karşıdan gelen motor sesini duydum. Adımlarım istemsizce yavaşladı. Kalbim hızlandı.
"Her motor Altay'ın değil." dedim kendi kendime kızarak
Motor gittikçe yaklaşıyordu sanki.
Başımı kaldırdım, Siyah bir motordu.
Sürücünün üzerinde koyu renkli bir mont vardı.
Bir an için kalbim daha hızlı çarptı.
Motor yanımdan geçerken sürücünün başını hafifçe çevirip bana baktığını gördüm. Ama kask yüzünü kapatıyordu.
Motor hızla uzaklaştı. Arkasından birkaç saniye baktım.
Neden böyle hissettiğimi bilmiyordum.
Sanki bir anlığına onu tanımış gibiydim.
Sonra kendi kendime güldüm.
"Ne yapıyorum ben?" diye söylendim.
Yürümeye devam ettim.
Markete girip Leya'nın istediklerini aldım. Çıkarken telefonuma baktım. Bir bildirim vardı.
Leya'dan.
"Neredesin? " yazmıştı. Hemen cevap verdim.
"Çıkıyorum şimdi." Telefonu cebime koyup eve doğru yürümeye başladım.
Birkaç dakika sonra telefonum yeniden çaldı.
Leya arıyordu. "Efendim?" dedim "Neredesin?" dedi.
"Yoldayım." dedim "Çabuk gel." dedi
"Neden?" diye sorduğumda nefes verdi.
"Sonra anlatırım." dedi. Sesindeki ciddiyet dikkatimi çekmişti. "Leya, ne oldu?"
"Gelince anlatacağım." dedi tekrar Telefon kapandı.
Kaşlarımı çattım. Leya'nın sesinde tuhaf bir şey vardı.
Adımlarımı hızlandırdım.
Sokağın başına geldiğimde ileride duran siyah motoru gördüm.
Olduğum yerde kaldım. Motorun yanında biri duruyordu.
Uzun boylu.
Siyah mont.
Eller cebinde.
Başını eğmişti.
Kalbim bir anda göğsümde çarpmaya başladı
Hayır.
Olmazdı.
Yavaşça yaklaşmaya başladım. Adam başını kaldırdı.
Göz göze geldik. Ve o gözlerini gördüm...
Altay.
Birkaç saniye boyunca ikimiz de konuşmadık.
Sonunda o, her zamanki sakin ve sert sesiyle konuştu.
"Yine karşılaştık." dedi.
Ne diyeceğimi bilemedim.
"Sen burada ne yapıyorsun?" dedim, "Geçiyordum." dedi
Bakışlarımı motora çevirdim. "Tesadüf yani?" diye sordum
"Öyle." dedi. Şüpheyle ona baktım.
"İnanmadım." dedim.
Dudaklarının kenarı hafifçe kıvrıldı.
"İnanmak zorunda değilsin." dediğinde tek kaşımı havaya kaldırdım.
"Sen hep böyle mi konuşuyorsun?" dedim sorgulayarak
"Nasıl?" dedi "Kısa." dedim "Genelde." dedi Gözlerimi devirdim. "Çok konuşkan olduğun söylenemez." dedim.
"Değilim." dedi baskın sesiyle. Bir an sessiz kaldım.
Dün geceki hâli gözümün önüne geldi.
Yere düşmesine rağmen yüzündeki o sakin ifade...
"Kolun nasıl?" diye sordum. Bakışları kısa bir an koluna indi.
"İyi." dedi sadece. "Dün bayağı kötü düştün." dedim.
"Geçti." dedi hırıltılı bir nefes vererek.
"Motoruna baktın mı?" dedim "Baktım." dedi.
Nasıl da sakin konuşuyordu.
Yalan söylediğini düşündüm. Dün gece motoru yerden kaldırdığı gibi binmişti.
"Gerçekten garip birisin." dedim. Bana baktı.
"Sen de fazla soru soruyorsun." dedi Tam cevap verecekken arkamdan bir ses geldi.
"Lara!" Başımı çevirdim. Leya koşarak bana doğru geliyordu.
Yüzündeki ifade normal değildi.
Yanıma geldiğinde önce bana, sonra Altay'a baktı.
"Sen misin, Altay?" dedi.
Altay ona baktı.
"Evet." dediğinde Leya'nın gözleri büyüdü. "Bana dün anlattığın adam?" dedi bana bakarak. Başımı salladım.
"Evet." dedim. Leya birkaç saniye Altay'ı süzdü.
"Sen gerçekten..." dedi ama sözü yarıda kesildi.
Telefonum çaldı. Ekrana baktım.
Bilinmeyen numara.
Kaşlarımı çattım.
Açtım.
"Alo?" dedim.
Karşıdan birkaç saniye boyunca ses gelmedi.
"Merhaba?" dedi bu sefer.
Yine sessizlik.
Sonra çok kısa bir cümle duyuldu.
"Altay'dan uzak dur!"
dedi çok ağır bir ses. Gözlerim büyüdü.
Telefon elimde donup kaldı.
"Ne?" dedim, bocalamıştım.
Hat kapandı.
Leya yüzüme baktı. "Kimdi?" diye sordu. Cevap veremedim.
Altay'ın bakışları üzerimdeydi.
"Ne oldu?" dedi. Telefonu yavaşça indirdim.
"Biri..." diyebildim sadece, Sesim titredi.
"Senin hakkında bir şey söyledi." dediğimde Altay'ın yüzündeki ifade bir anda değişti. Gülümsemesi tamamen kayboldu. "Ne söyledi?" diye sordu.
Yutkundum.
"Altay'dan uzak dur dedi." dediğimde bir an sessizlik oldu.
Altay başını hafifçe eğdi.
Sonra etrafına baktı.
Sanki bir şeyi anlamaya çalışıyordu. Yada birileri varmı diye bakıyordu.
"Numarayı göster." dedi. Telefonu ona uzattım.
Ekrana baktı. Kaşları hafifçe çatıldı.
"Bu numarayı tanıyor musun?" diye sordum. Cevap vermedi.
"Altay?" dedim.
Başını kaldırıp doğrudan gözlerimin içine baktı.
"Buradan gidin." dedi çok daha baskın bir ses tonuyla.
Leya şaşkınlıkla ona baktı. "Ne?" dedi.
"Şimdi" Sesi öyle sertti ki ikimiz de sustuk.
"Ne oluyor?" diye sordum. Altay bir adım yaklaştı.
"Az önce arayan kişi..." Bir an durdu.
"Yanlışlıkla seni aramadı." dedi.
Kalbim sıkıştı.
"Ne demek bu?" diye sordum Altay cevap vermedi.
Tam o sırada sokağın başından bir motor sesi duyuldu.
Altay'ın bakışları anında o tarafa döndü.
Siyah bir motor hızla üzerimize doğru geliyordu.
Altay bir anda kolumdan tuttu.
"Geri çekil." diye bağırdı. "Ne—" dedim.
Motor hızını kesmeden üzerimize geliyordu.
Altay beni kendine doğru çekip kenara savurdu.
Motor yanımızdan geçerken aynası koluma çarptı.
Elimdeki poşetler yere düştü.
Leya çığlık attı.
Motor birkaç metre ileride durdu.
Sürücü arkasına baktı.
Altay'ın yüzü buz gibiydi.
Bir an için sürücüyle göz göze geldi. Sanki birbirlerini tanıyorlardı.
Ama sürücü hiçbir şey söylemeden tekrar gaza bastı.
Motor hızla uzaklaşıp soka