Keşfet

Yüzülen Deri

Profil: ÖLÜ

Yüzülen Deri

Son Dakika Haberleri!!

"Bugün sabah saat 9 sularında, bu ayın 3. Erkek cesedi Istranca Ormanlarında küçük bir göletin ortasında bulundu. Fotoğraflara göre maktulun önce ağır bir işkenceye maruz kaldığına, daha sonrasında ise derisi yüzülmek suretiyle öldürüldüğü belirlendi. Maktulun kimliği henüz açıklanamadı, olay yerine bağlanmaya çalışıyoruz. Polisler ve savcılık, bu ölümlerin birbiriyle bağlantılı bir seri cinayet vakası olabileceğinden şüpheleniyor"

Yollar her zamankinden daha sakindi, hava her zamankinden daha soğuktu ve ellerim her zamankinden daha kanlıydı. Ustaca çalıştım, her bir cinayeti en ince ayrıntısına kadar didik didik temizledim. Polisler, hiçbir delil bulamadılar veya belki de umursamadılar bile. Ne de olsa onlara yardım ettim değil mi? O pisliklerin her biri bu şekilde ölmeyi kaderlerine kendileri zaten çoktan yazmıştı. İlk başta, bunu bir zorunluluk gibi gördüm fakat sonrasında, hobiye dönüştü tabii, o alçakların hakettikleri muameleyi görmesi.. Şimdi ise, hiçbir şey olmamış gibi--sanki o şerefsizi ben öldürmemişim gibi--beni bekleyen olay yerine gidiyorum.

"Durum nedir? Maktulun kimliğine ulaştınız mı?"

Bu seri cinayet dosyasına atanan başkomiser Ada'ya sorduğum apaçık bir soruydu, fakat o sanki dalmış gitmiş gibiydi, bu dava ağır mı geldi sayın komiserim?

Onun cevabı yerine, adli tıp uzmanından gelen cesetle ilgili detayları duydum

"Savcım, maktulun 7 ila 8 saat önce öldüğünü söyleyebiliriz fakat yüzündeki deri soyulmuş olduğu için maalesef bir teste tabi tutmadan kimliğine ulaşmamız pek mümkün değil"

Eserime bir kez daha yakından bakıp insanların böyle etkilendiğini görmek, gerçekten gururum okşandı açıkcası. Kollarımı kavuşturup adli tıp uzmanının ellerimle yaptığım eseri bana anlatmasını dinlediğim sırada hala başka bir evrende gibi görünen başkomiser Ada'dan bir mırıldanma duydum;

"Bu nasıl bir canilik böyle?"

Canilik mi? Sizin aylarca çözemeyip arşive attığınız o tecavüz&cinayet davalarındaki piçleri kendi emeğimle bulup bitiremediğiniz işinizin arkasını toplayıp tamamlamışken, bu canilik mi oluyor? Başkomiser Ada'ya baktım, onun o travmatize olmuş halini baştan aşağı süzdüm.

"Bu iş duygulara açık değildir, Ada Hanım. Eğer duyguları karıştıracaksanız sizden daha soğukkanlı birini bu ekibin başına geçirmeyi göz önünde bulundurmam gerekir"

Başkomiser Ada ile aramızda yıllardan süregelen bir çatışma vardır. Eğer biraz daha yoluma çıkmaya devam ederse, biraz daha sınırları zorlarsa onun hakkında tekrar düşünmem gerekebilir. Neyse ki, hedef aldığım kişilerin kriterlerine uymadığı için henüz o seçeneği düşünmedim.

Ben onu ekibin başından almaktan bahsedince yüzünde değişen ifadeyi gördüm, bana gözlerine ulaşmayan bir gülümseme ile gülümsedi.

"Sayın Savcım, her zamanki gibi formunuzdasınız. Malum, ne zaman böyle bir vakada denk düşsek bana bir laf çakmadan işinize devam edemiyorsunuz"

Dayanamadan ağzımdan bir kıkırdama kaçtı, sonrasında içimi çekerek tekrardan maktulun--kurbanımın--bedenine baktım

"Buna gerçekten 'laf çakmak' mı diyorsunuz, başkomiserim? Sizin yerinizde olsam konuşurken dikkat ederdim, zira duygusal düşünmeye başladığınız her an aklımın bir köşesine girebilir"

Onun salak saçma laflarına tekrardan maruz kalmadan önce telefonum çaldı, arayan arkadaşım Hande idi. Hande, bir plastik cerrahıydı ve tahmin edileceği gibi kocasıyla arası pek iyi denilemezdi. Hemen telefonu açtım, o kasvetli kaltağın yanından uzaklaşmak için işlevli bir bahaneydi bu.

"Hande? İyi misin neler oluyor, yoksa Haluk bir şey mi yaptı?"

Handenin hattın diğer ucundan titreyen ağlama sesini duyabiliyordum, bir elimi cebime koyarken onu sakince dinledim ama elbette endişeli rolü yapmam lazımdı

"Fegin, Haluk'a ulaşamıyorum. Ne aramaları açıyor ne mesajlarıma dönüyor, başına bir iş gelmesinden korkuyorum. Dün bir arkadaşının çağırdığını söyleyip apar topar evden çıktı ama, ondan sonra ne aradı ne de yazdı"

Sakin bir şekilde Hande'nin kayıp kocası hakkındaki endişelerini dinledim--ah pardon--kayıp kocası değil, ölü kocası. Arkamı dönüp gözlerimi Haluk'un kimliği hala belirlenememiş iki büklüm cesedi üzerinde gezdirdim. Sahte bir iç çekme ile Hande'ye endişe süsü verdikten sonra onu teselli etmeye devam ettim

"Birkaç saat içinde hala dönmez veya aramazsa haber et olur mu, hemen arama kararı çıkartırım. Sen gönlünü ferah tut, aklına kötü şeyler getirme"

Muhtemelen hangi arkadaş bunu yapar diye düşünüyorsunuz değil mi? Hayır, işler göründüğü gibi değil. Haluk, Hande ile aile zoru ile evlendi--aslında Hande'yi zorladı--Hande istemese bile yıllarca ona tecavüz etti, hamile kaldığında ise bedeni 'bozulmasın' diye onu düşük yapmaya zorladı. Merak ediyorum doğrusu, bunca şeye rağmen neden hala bu haysiyetsizi merak ediyorsun Hande? Acaba bir şeyler mi saklıyorsun diye düşünmeden edemiyorum.

Telefonu kapattıktan sonra ölü bedene bir kez daha bakıp uzaklaştım. Bir şey söylememe gerek yoktu, zaten işin altından kalkamadıklari için eninde sonunda davayı tekrar bana getirip açıklayacaklardı. Olay yeri gelen meraklı gözler yüzünden kalabalıklaştı, yüksek ses ve gereksiz gürültüye bir saniye bile tahammül edemem, bu sebeple araca ulaşınca telefonumu yan koltuğa gelişigüzel atıp arabama bindim.

Merak edilmeyecek gibi değil açıkçası, olay yerindeki ekiplerin ne düşündüğünü tahmin edebiliyordum. Ölü beden oradaydı, evet ama yüzülen deri neredeydi?

Akıllarına asla savcının arabasında olma ihtimali gelmiyor değil mi?

Elbette bunu arayacaklar, ama merak etme Haluk. Seni seve seve onlar bulamadan koleksiyonuma ekleyeceğim.