Keşfet

12 kıskançlık

Ressam

BÖLÜM — KISKANÇLIK

Ertesi gün okuldan çıktıktan sonra doğruca pastaneye gittim.

Dün gece olanlar hâlâ aklımdaydı.

Aron...

Gölgedeki adam...

Kırmızı ay işareti...

Hepsi birbirine girmişti.

Ama şu an bunları düşünmek istemiyordum. Biraz ailemle vakit geçirmek iyi gelirdi.

Pastaneye girdiğimde her şey normaldi.

Babam kasanın arkasındaydı.

Annem mutfakta bir şeylerle uğraşıyordu.

Mert de bir masaya oturmuş, telefonuyla ilgileniyordu.

Arda ise mutfaktan çıkıp elindeki tabakları tezgâha bıraktı.

Beni görünce gülümsedi.

— Geldin mi?

— Geldim.

— Okul nasıldı?

— İyiydi ama biraz yoruldum.

Mert hemen lafa girdi.

— Senin okulun da hep yorucu zaten.

Başımı çevirip ona baktım.

— Abi, sen de her şeye karışmasan olmaz mı?

— Olmaz.

Arda güldü.

— Bence Mert abi bugün özellikle seni kızdırmaya çalışıyor.

Mert telefonu masaya bıraktı.

— Ben kardeşime karşı görevimi yapıyorum.

— Senin görevin neymiş?

— Seni sinir etmek.

— Çok başarılısın.

Hepimiz güldük.

Arda tekrar mutfağa geçti.

Ben de annemin yanına gidip yardım etmeye başladım.

Bir süre sonra Arda elinde küçük bir tabakla yanıma geldi.

— İkbal.

— Efendim?

— Şunu bir dener misin?

Tabağa baktım. Üzerinde küçük bir tatlı vardı.

— Yine yeni bir şey mi yaptın?

— Evet.

— İlk ben mi tadacağım?

— Evet.

Kaşığı alıp biraz tattım.

Arda yüzüme bakıyordu.

— Nasıl?

Gülümsedim.

— Güzel olmuş.

— Gerçekten mi?

— Gerçekten.

— O zaman menüye koyabiliriz.

— Bence koy.

Tam o sırada Mert uzaktan seslendi.

— Ben de tadabilir miyim acaba?

Arda tabağı ona uzattı.

— Al abi.

Mert bir parça aldı. Birkaç saniye düşündükten sonra konuştu.

— Fena değil.

Arda şaşkın şaşkın baktı.

— Sadece fena değil mi?

Mert gülerek başını salladı.

— Tamam, güzel olmuş.

Ben de güldüm.

— Abi, kıskandın mı?

— Neyi kıskanacağım?

— Tatlıyı.

— Yok artık.

Tam o sırada kapı açıldı.

İçeri giren kişiyi görünce gülümsemem kayboldu.

Aron'du.

Birkaç saniye etrafa baktı.

Sonra gözleri beni buldu.

Ardından Arda'ya baktı.

Arda hâlâ yanımdaydı.

Aron'un yüzündeki ifade bir anda değişti.

Ben kaşlarımı çattım.

— Sen burada ne yapıyorsun?

Aron cevap vermek yerine bakışlarını tekrar Arda'ya çevirdi.

Arda da ona baktı.

— Bir sorun mu var?

Aron sonunda ona döndü.

— Yok.

Ama sesinden pek de öyle olmadığı belliydi.

Mert de Aron'a bakmaya başlamıştı.

— İkbal, tanıyor musun bu çocuğu?

— Evet.

— Nereden?

— Uzun hikâye.

Mert kaşlarını kaldırdı.

— Ben uzun hikâyeleri severim.

— Abi, şimdi sırası değil.

Aron birkaç adım bana doğru geldi.

— İkbal, seninle konuşmam gerekiyor.

— Şimdi mi?

— Evet.

— Burada mı?

— Hayır. Dışarı çıkalım.

Arda sessizce kenara çekildi.

Mert ise kollarını bağladı.

— Ne konuşacaksınız?

Aron ona baktı.

— Seni ilgilendiren bir şey değil.

Mert'in kaşları havaya kalktı.

— Burası babamın restoranı.

Aron bir an sustu.

Sanki bunu yeni fark etmiş gibiydi.

Ben içimden, “Eyvah,” diye geçirdim.

Aron tekrar bana baktı.

— İkbal, lütfen.

— Ne söyleyeceksen söyle.

Aron bir anda elimi tuttu.

— Dışarı çıkalım.

Elimi hemen çektim.

— Aron, bırak.

Ama Aron sanki etrafta kimse yokmuş gibi davranıyordu.

Sonra düşünmeden konuştu.

— Sevgilim, görüşebilir miyiz?

Bir anda herkes sustu.

Ben Aron'a baktım.

— Sen ne dedin?

Aron da bir an durdu.

Söylediği şeyin farkına o da yeni varmış gibiydi.

Mert yavaşça ayağa kalktı.

— Bir dakika.

Aron ona döndü.

— Ne oldu?

Mert yanımıza geldi.

— Az önce ne dedin sen?

— Yanlış anladın.

— Ben gayet iyi anladım.

— Mert...

— Yok İkbal, bir dakika.

Sonra Aron'a döndü.

— Sen kimsin?

— Aron.

— Tamam, Aron.

Mert başını salladı.

— Şimdi bir daha söyler misin?

Aron sustu.

Mert devam etti.

— Az önce kardeşime ne dedin?

Aron birkaç saniye cevap vermedi.

Sonra bana baktı.

— Seninle yalnız konuşmak istiyorum.

Mert hemen araya girdi.

— Yalnız konuşamazsın.

Aron kaşını kaldırdı.

— Neden?

— Çünkü burası ailemin restoranı.

— Bunun konuyla ne ilgisi var?

Mert hiç düşünmeden cevap verdi.

— Çok ilgisi var.

Ben araya girdim.

— Abi, tamam. Ben konuşurum.

Mert bana baktı.

— Sen bu çocuğu nereden tanıyorsun?

— Abi, sonra anlatırım.

— İyi.

Mert tekrar Aron'a döndü.

— Ama bir daha burada böyle konuşma.

Aron birkaç saniye Mert'e baktı.

Sonra gözlerini bana çevirdi.

— Sonra konuşacağız.

Arkasını dönüp kapıya doğru yürüdü.

Kapıdan çıkmadan önce bir kez daha Arda'ya baktı.

Sonra dışarı çıktı.

Ben de arkasından baktım.

Mert yanıma geldi.

— İkbal.

— Efendim?

— Bu çocuk kim?

Bir an ne diyeceğimi bilemedim.

— Bilmiyorum abi.

Mert şaşkın şaşkın yüzüme baktı.

— Nasıl bilmiyorsun?

— Yani... tam olarak bilmiyorum.

Arda da yanımıza geldi.

— İstersen ben de sorabilirim.

Mert hemen ona döndü.

— Sen karışma.

Arda ellerini kaldırdı.

— Tamam abi.

İstemeden güldüm.

Mert bana baktı.

— Gülme.

— Gülmüyorum.

— Gülüyorsun.

— Biraz.

Başımı çevirip dışarı baktım.

Aron çoktan uzaklaşmıştı.

Ama aklımda iki soru vardı.

Arda'yı görünce neden bu kadar sinirleniyordu?

Ve daha önemlisi...

Neden bana herkesin içinde “sevgilim” demişti?

Yorumlar

  • Ötüken Kalemi 00 Kalem: 😍😍
  • ..: inanır mısın ben de çok severim 😂
  • İkbal Sürücü: emeğine sağlık
  • İkbal Sürücü: çok güzeldi bölüm
  • İkbal Sürücü: neeeeeeee
  • İkbal Sürücü: KWKAİKSKKSKSKS
  • İkbal Sürücü: 😍
  • İkbal Sürücü: bencede düşünme